Kapanmayan Pencereler: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı

— Yeter artık! diye bağırdı annem, mutfakta cam bardakların birbirine çarpan sesiyle birlikte. Babamın sesi ise her zamanki gibi soğuk ve keskin: — Senin yüzünden bu evde huzur kalmadı, Zeynep! O an, mutfağın kapısının aralığından içeri bakarken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, sanki boğazımda bir düğüm oluştu ve yıllardır konuşmadığım, hatta adını bile unuttuğum kendi sesim, içimde yankılandı: “Ben neredeyim?”

Benim adım Elif. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç katlı eski bir apartmanın ikinci katında büyüdüm. Annem Zeynep, babam Mahmut. Bir de benden üç yaş küçük kardeşim Cem vardı. Bizim evde pencereler hep açıktı ama sanki hiçbir zaman tam anlamıyla nefes alamıyordum. Annemle babamın kavgaları arasında kaybolmuş, kendi isteklerimi, hayallerimi duyamaz olmuştum.

Bir gün okuldan eve döndüğümde annem pencerenin önünde ağlıyordu. Yanına yaklaştım, elini tuttum. O an bana bakıp, “Elif, kızım… Sen güçlü ol. Benim gibi olma,” dedi. O sözler içime işledi ama ne demek istediğini o zaman tam anlayamamıştım.

Liseye geçtiğimde hayat daha da zorlaştı. Babam işsiz kaldı, annem temizliklere gitmeye başladı. Evdeki huzursuzluk arttıkça ben daha çok kitaplara sığındım. Herkes benden başarılı olmamı bekliyordu ama ben sadece huzur istiyordum. Bir gün öğretmenim Ayşe Hanım bana, “Elif, senin yazdıkların çok güzel. Neden edebiyat okumuyorsun?” dediğinde ilk defa içimde bir umut kıvılcımı hissettim. Ama babama söylediğimde yüzü asıldı: — Kız kısmı okusa ne olacak? Hemşire ol bari, elin ekmek tutsun!

O gece penceremi açıp yıldızlara baktım. İçimden sessizce fısıldadım: “Ben ne istiyorum?” Cevap gelmedi. Sadece uzaklardan bir ambulans sesi ve mahalledeki köpeklerin havlaması duyuldu.

Üniversite sınavına girdim, puanım çok iyiydi. Edebiyat fakültesini kazandım ama babam kesinlikle izin vermedi. Annem arada kalmıştı; bana destek olmak istiyor ama babamdan korkuyordu. Bir gece annemle mutfakta sessizce konuştuk:
— Anne, ben ne yapacağım?
— Kızım, bazen hayat istediğimiz gibi gitmez. Ama sen yine de kalbini dinle.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah olduğunda kararımı vermiştim; gizlice kayıt yaptıracaktım. Annem bana harçlıklarından biriktirdiği parayı verdi. “Kimseye söyleme,” dedi titreyen sesiyle.

Üniversiteye başladığım ilk gün hayatımda ilk defa özgür hissettim. Kampüsün kalabalığında kaybolmak, kendi başıma kararlar almak… Ama her akşam eve döndüğümde babamın sorgulayan bakışları ve kardeşimin sessizliğiyle karşılaşıyordum.

Bir gün babam gerçeği öğrendi. Eve geldiğimde suratından düşen bin parça:
— Demek gizli gizli okula gidiyorsun! Ben sana izin verdim mi?
Annem araya girmeye çalıştı ama babamın öfkesi dinmek bilmedi. O gece evde kıyamet koptu. Kardeşim Cem odasına kapanıp ağladı, annem bana sarılıp “Korkma,” dedi ama ben o an ilk defa gerçekten korktum.

Ertesi sabah evi terk ettim. Yanıma sadece birkaç kitap ve annemin verdiği eski bir atkıyı aldım. Arkadaşım Derya’nın evine sığındım. Derya’nın ailesi beni kabul etti ama içimdeki suçluluk duygusu büyüdü. Annemi ve kardeşimi yalnız bırakmıştım.

Aylar geçti, üniversitede başarılı oldum ama her gece pencereden dışarı bakarken annemi düşünüyordum. Bir gün annemden bir mesaj geldi: “Elif, iyi misin? Seni çok özledik.” Gözyaşlarımı tutamadım. O an anladım ki ne kadar uzağa gidersem gideyim ailemin gölgesi hep peşimdeydi.

Mezuniyet günü annem ve kardeşim gizlice törene geldiler. Annem bana sarılırken kulağıma fısıldadı: “Seninle gurur duyuyorum.” O an yıllardır içimde biriken bütün acılar gözyaşlarımla aktı gitti.

Şimdi kendi ayaklarım üzerinde duruyorum ama hâlâ içimde kapanmayan pencereler var. Babamla aramızdaki mesafe hiç kapanmadı; hâlâ konuşmuyoruz. Ama biliyorum ki kendi sesimi bulmak için verdiğim mücadeleye değdi.

Bazen geceleri penceremi açıp yıldızlara bakıyorum ve kendi kendime soruyorum: “Bir insan kendi hayatını seçtiğinde ailesini kaybetmek zorunda mı kalır? Yoksa gerçek sevgi, seçimlerimize rağmen yanımızda olmayı mı gerektirir? Siz ne düşünüyorsunuz?”