Evimin Duvarları Arasında: Ailemle Savaşım
Kapıyı açtığımda, içeriden gelen kahkaha sesleriyle bir an için yanlış kata çıktığımı sandım. Anahtarımı tekrar çevirdim, kapı aralandı ve karşıma kardeşim Baran ile sevgilisi Elif çıktı. Baran’ın elinde benim en sevdiğim fincan, Elif ise salonda ayaklarını uzatmış televizyon izliyor. Bir an donup kaldım, içimdeki öfke ve şaşkınlık birbirine karıştı. “Ne yapıyorsunuz burada?” dedim, sesim titriyordu. Baran, sanki hiçbir şey olmamış gibi, “Ablacım, işte bir süre kalmamız gerekiyordu, annem de biliyor,” dedi. Annem de biliyor mu? O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca bu evin borcunu ödemek için sabahlara kadar çalışmış, hafta sonlarımı bile ek işlerle geçirmiştim. Her tuğlasında, her çatlağında emeğim vardı. Şimdi ise, bana haber vermeden, kendi evimde misafir gibi hissettiriliyordum.
Baran’ın rahat tavırları, Elif’in umursamaz bakışları… İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalışırken, “Burası benim evim, bana sormadan nasıl yerleşirsiniz?” diye bağırdım. Baran, “Abla, zaten geçici, Elif’in ailesiyle sorunları var, bir süreliğine…” diye açıklamaya çalıştı. Ama ben duymak istemiyordum. O an, ailemin bana ne kadar uzak olduğunu, ne kadar yalnız olduğumu hissettim. Annemi aradım, sesim titreyerek, “Anne, neden bana sormadan Baran’ı ve Elif’i evime gönderdin?” dedim. Annem, “Kızım, kardeşin zor durumda, senin de kalbin geniştir, bir süre idare et,” dedi. O an annemin sesinde, yıllardır üzerime yüklenen ablalık sorumluluğunun ağırlığını hissettim. Hep güçlü olmam, hep fedakâr olmam bekleniyordu. Ama kimse benim ne hissettiğimi, ne istediğimi sormuyordu.
O gece, kendi odamda, kendi yatağımda yabancı gibi hissettim. Baran ve Elif salonda film izliyor, arada gülüşüyorlardı. Ben ise yastığa başımı koyduğumda, gözyaşlarımı tutamıyordum. Sabah olduğunda, mutfakta Baran’ı kahvaltı hazırlarken buldum. “Abla, bak, sana da çay koydum,” dedi. Ama içimdeki kırgınlık, bir bardak çayla geçecek gibi değildi. “Baran, ben bu ev için nelerden vazgeçtim biliyor musun? Senin için, ailemiz için hep fedakârlık yaptım. Ama bana sormadan, benim emeğimi hiçe sayarak buraya yerleşmeniz… Bu bana yapılacak en büyük haksızlık,” dedim. Baran başını öne eğdi, ama Elif araya girdi: “Biz de zor durumdayız, biraz anlayış gösteremez misin?”
O an, Elif’in bu rahatlığına daha da sinirlendim. “Burası benim evim! Benim hayatım! Kimse bana sormadan burada kalamaz!” diye bağırdım. Baran, “Ablacım, lütfen, biraz zaman ver, iş bulunca hemen çıkarız,” dedi. Ama ben artık güvenimi kaybetmiştim. Annemi tekrar aradım, “Anne, ben bu yükü daha fazla taşıyamam. Hep ben mi fedakârlık yapacağım? Hiç mi benim hakkım yok?” dedim. Annem sustu, sonra “Kızım, aile olmak böyle bir şey, birbirimize destek olmalıyız,” dedi. Ama ben artık bu cümlenin arkasına saklanmak istemiyordum.
Günler geçtikçe evdeki huzursuzluk arttı. Baran iş arıyor, Elif ise sürekli evdeydi. Ben işten yorgun argın döndüğümde, evin dağınıklığı, mutfakta biriken bulaşıklar, banyoda saç telleri… Her şey üstüme üstüme geliyordu. Bir akşam, işten geç döndüm, salonda Baran ve Elif’in tartıştığını duydum. Elif, “Senin ablan çok bencil, biraz anlayışsız,” dedi. Baran ise, “O olmasa burada bile olamazdık,” diye karşılık verdi. O an, kapının arkasında durup ağladım. Kendi evimde, kendi ailem tarafından bencil ilan edilmiştim. Oysa ben sadece biraz huzur, biraz saygı istiyordum.
Bir hafta sonra, Baran iş bulduğunu söyledi. “Ablacım, yakında çıkacağız, söz,” dedi. Ama ben artık eski ben değildim. Annemle de aram açılmıştı. Telefonlarım açılmıyor, mesajlarıma cevap verilmiyordu. Ailemin gözünde, artık fedakâr abla değil, bencil bir insan olmuştum. Bir akşam, annemle yüz yüze konuşmak için evlerine gittim. Annem kapıyı açtı, gözleri doluydu. “Kızım, biz senin güçlü olduğunu düşündük, her şeyi kaldırabilirsin sandık,” dedi. “Ama ben de insanım anne, benim de sınırlarım var,” dedim. Annem sarıldı, “Haklısın, seni de çok yorduk,” dedi. O an, içimdeki kırgınlık biraz hafifledi, ama tam olarak geçmedi.
Baran ve Elif iki hafta sonra evden taşındılar. Evim yine bana kaldı, ama artık o eski sıcaklığı yoktu. Her köşede, her odada yaşadığım hayal kırıklığı yankılanıyordu. Baran’la aramızda bir mesafe oluştu, Elif’le ise hiç konuşmadık. Annemle ilişkimiz zamanla düzeldi, ama o eski güveni bir daha hissedemedim. Yıllarca ailem için yaptığım fedakârlıkların, bir anda nasıl hiçe sayıldığını görmek, beni derinden yaraladı. Şimdi, akşamları evimde yalnız otururken, bazen kendi kendime soruyorum: Aile olmak gerçekten her şeyi sineye çekmek mi demek? Yoksa bazen kendi sınırlarımızı korumak, bencillik değil, kendimize saygı mı? Siz olsaydınız, ne yapardınız?