Beni Nasıl Fark Etmezsin?
“Beni nasıl fark etmezsin?” diye içimden haykırırken, aynanın karşısında dudaklarımı bir kez daha belirginleştirdim. Gözlerim dolmuştu ama ağlamayacaktım. Annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Elif, kızım, kendine güven biraz! Herkes seni görsün, hissetsin!” Ama işte, şirketteki herkesin gözdesi Burak’ın yanında ben yine görünmezdim.
O akşam, şirketteki yıl sonu partisine hazırlanırken, içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Odamda, makyaj masamın başında oturmuş, “Bu gece olacak,” dedim kendi kendime. “Bu gece Burak’ı etkileyeceğim.”
Telefonum titredi. Ekranda en yakın arkadaşım Zeynep’in adı belirdi.
– Elif, hazır mısın? Sakın yine son anda vazgeçme!
– Zeynep, bu sefer farklı olacak. Gör bak, Burak bu gece beni fark edecek.
Zeynep’in sesi yumuşadı:
– Sen zaten harikasın. Sadece kendin ol yeter.
Ama ben kendim olmaktan yorulmuştum. Herkes gibi parlamak istiyordum. Annem her fırsatta “Bak, komşunun kızı Ayşe nişanlandı. Sen hâlâ yalnızsın,” deyip duruyordu. Babam ise sessizce gazeteye gömülüp hiçbir şey söylemiyordu ama bakışları yeterince baskıydı.
Partiye girdiğimde, ortam cıvıl cıvıldı. Herkes şık, herkes neşeliydi. Burak ise barın yanında arkadaşlarıyla gülüyordu. Onun kahkahası bile insanı içine çekiyordu. Yanına gitmek için derin bir nefes aldım.
– Merhaba Burak, iyi akşamlar.
Burak bana kısa bir bakış attı, gülümsedi ama hemen yanındaki Pelin’e döndü:
– Pelin, şu an anlattığın hikaye çok komikmiş ya!
İçimde bir şeyler kırıldı. Orada öylece dikildim. Zeynep uzaktan bana bakıyordu; gözlerinde endişe vardı. Yanıma geldi:
– Elif, gel biraz hava alalım.
Bahçeye çıktık. Soğuk hava yüzümü serinletti ama içimdeki yangını söndüremedi.
– Zeynep, ben neden hep ikinci plandayım? Neden kimse beni fark etmiyor?
Zeynep omzuma dokundu:
– Belki de yanlış insanlara kendini göstermeye çalışıyorsundur.
O an annemin sözleri aklıma geldi: “Kızım, senin de birini bulman lazım. Yaşın geçiyor.”
O gece eve dönerken otobüste camdan dışarı baktım. İstanbul’un ışıkları gözlerimi kamaştırıyordu ama ben karanlığın içindeydim sanki.
Eve girer girmez annem kapıda belirdi:
– Nasıl geçti kızım? Kimseyle tanıştın mı?
– Anne, lütfen…
– Elif, bak yaşın ilerliyor. Herkes evleniyor, sen hâlâ yalnızsın. Ne zaman mutlu olacaksın?
Babam yine sessizdi. O an bağırmak istedim:
– Mutluluk sadece evlenmek mi anne? Ben de değerliyim!
Ama diyemedim. Odamda yatağa uzandım ve tavanı izledim. Gözyaşlarım yastığıma aktı.
Ertesi gün iş yerinde Burak’la asansörde karşılaştık. Yine Pelin’le konuşuyordu. Ben ise arka köşede sıkışmıştım. Asansör kapısı açıldığında Burak bana dönüp “Kolay gelsin Elif,” dedi. Sadece bu kadar…
O gün öğle arasında Zeynep’le kantinde otururken içimde bir şeyler koptu:
– Zeynep, ben galiba yanlış yerdeyim. Ne işimde ne de özel hayatımda kendimi bulamıyorum.
Zeynep elimi tuttu:
– Belki de önce kendini bulman gerekiyordur Elif. Başkalarının seni fark etmesi için önce sen kendini fark etmelisin.
O akşam eve döndüğümde annem yine aynı soruları sordu. Babam yine sustu. Dayanamadım:
– Anne! Ben mutlu değilim! Sadece evlenmek istemiyorum! Kendimi bulmak istiyorum!
Annem şaşkınlıkla bana baktı:
– Kızım… Ben sadece senin iyiliğini istiyorum.
– Ben de anne… Ama benim iyiliğim sizin düşündüğünüz gibi değil!
O gece ilk defa kendi sesimi duydum. Kendi isteklerimi dile getirdim. Annem ağladı, babam odasına çekildi ama ben ilk defa hafifledim.
Ertesi gün iş yerinde Burak’ı gördüm ama artık onun dikkatini çekmek istemiyordum. Onun yerine kendi masama oturdum ve yıllardır ertelediğim yüksek lisans başvurusu için form doldurdum.
Zeynep yanıma geldi:
– Ne yapıyorsun?
– Kendim için bir şey… İlk defa.
Hayatım boyunca hep başkalarının gözüyle kendimi değerlendirdim; ailemin beklentileri, toplumun baskısı ve iş yerindeki görünmezliğim arasında sıkışıp kaldım. Ama artık biliyorum ki; önce kendimi sevmeliyim, önce kendi yolumu çizmeliyim.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç başkalarının gölgesinde kaldınız mı? Kendi sesinizi bulmak için ne kadar beklediniz?