Aşkın Gölgesinde Kaybolmak: Elif’in Hikâyesi
“Elif, sen artık bizim kızımız değilsin!” Annemin sesi, mutfakta yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Babam, gözlerini yere indirmiş, sessizce çayını karıştırıyordu. Oysa ben, sadece sevmek istemiştim. Sadece mutlu olmak… Ama şimdi, annemin gözlerinde gördüğüm hayal kırıklığı, bana kim olduğumu unutturmuştu.
Her şey, üniversiteden mezun olduğum yaz başladı. İstanbul’un kalabalığında kaybolmuşken, bir akşam arkadaşım Zeynep’in doğum gününde tanıştım Emre’yle. Gözlerinde bir sıcaklık, sözlerinde bir güven vardı. O gece bana, “Seninle bir ömür geçirebilirim,” dediğinde, içimde kelebekler uçuşmuştu. Oysa şimdi, o sözlerin ağırlığı altında eziliyorum.
Ailem, Emre’yi ilk gördüğünde yüzlerinde bir endişe vardı. Babam, “Kızım, bu çocuk sana uygun mu?” diye sorduğunda, ona kızmıştım. Annem ise, “Acele etme, Elif. Herkes göründüğü gibi değildir,” demişti. Ama ben, aşkın gözümü kör ettiğini çok sonra anladım.
Düğünümüz, küçük bir salonda, yakın akrabalarımızla oldu. O gün, beyaz gelinliğimle aynaya baktığımda, kendimi bir masalın kahramanı gibi hissetmiştim. Emre’nin elini tuttuğumda, her şeyin güzel olacağına inanıyordum. Ama masallar, gerçek hayatta çoğu zaman mutlu bitmiyor.
Evliliğimizin ilk aylarında, Emre’nin değiştiğini fark ettim. Önce küçük şeylerle başladı: “Bu eteği giymesen daha iyi olur,” dedi bir gün. Sonra, “Zeynep’le bu kadar sık görüşmesen?” diye sordu. Başta, kıskançlık olarak düşündüm. “Beni seviyor, o yüzden böyle,” dedim kendime. Ama zamanla, bu sözler zincire dönüştü.
Bir akşam, işten eve geç kaldığımda, Emre kapıda bekliyordu. “Neredeydin?” diye sordu, sesi titriyordu. “İş yerinde toplantı uzadı,” dedim. Yüzüme inanmaz gözlerle baktı. O gece, ilk defa tartıştık. “Bana yalan söyleme, Elif!” diye bağırdı. O an, içimde bir korku oluştu. O korku, gün geçtikçe büyüdü.
Ailemle aram açılmaya başladı. Annem aradığında, “İyi misin?” diye soruyordu. “İyiyim,” diyordum, ama sesim titriyordu. Bir gün, babam aradı. “Kızım, sesin solgun geliyor. Bir derdin mi var?” dedi. “Yok, baba. Sadece yorgunum,” dedim. Oysa, her gün biraz daha tükeniyordum.
Emre, zamanla hayatımdaki herkesi uzaklaştırdı. Zeynep’i aradığımda, “Neden bu kadar az görüşüyoruz?” diye sordu. “Yoğunluktan,” dedim. Ama gerçek şu ki, Emre istemiyordu. Annemle babamı ayda bir, o da Emre’nin yanında sessizce ziyaret ediyordum. Annem, gözlerimin altındaki morlukları fark ettiğinde, “Elif, bir sorun mu var?” diye sordu. “Yok anne, sadece uykusuzum,” dedim. Oysa, geceleri ağlamaktan uyuyamıyordum.
Bir gün, Emre işten eve geldiğinde, telefonumu karıştırmaya başladı. “Kime mesaj attın?” diye sordu. “Kimseye,” dedim. Ama inanmıyordu. “Benden bir şey mi saklıyorsun?” dedi. O an, içimdeki sevgi yerini korkuya bıraktı. “Hayır, Emre. Sadece yorgunum,” dedim. Ama o gece, ilk defa kendimi gerçekten yalnız hissettim.
Aylar geçtikçe, ben eski Elif olmaktan çıktım. Aynaya baktığımda, gözlerimdeki ışıltı sönmüştü. Saçlarım dökülüyor, yüzüm solgunlaşıyordu. Annem, “Kızım, kendine ne yaptın?” dediğinde, ağlamamak için kendimi zor tuttum. “Her şey yolunda, anne,” dedim. Ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Bir akşam, Emre ile büyük bir kavga ettik. “Sen benim karımsın, dediğimi yapacaksın!” diye bağırdı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. “Ben kimim?” diye sordum kendime. “Ne zaman bu kadar güçsüz oldum?”
O gece, annemi aradım. “Anne, ben çok yoruldum,” dedim. Annem, telefonda ağladı. “Gel kızım, ne olursa olsun kapımız sana açık,” dedi. Ama ben, utanıyordum. “Başaramadım,” diye düşünüyordum. “Evliliğimi bile yürütemedim.”
Bir sabah, işe gitmek için hazırlanırken, Emre kapının önünde durdu. “Bugün işe gitmiyorsun,” dedi. “Neden?” diye sordum. “İstemiyorum, evde kalacaksın,” dedi. O an, içimdeki son umut da söndü. “Ben çalışmak istiyorum, Emre,” dedim. “Benim iznim olmadan hiçbir yere gitmeyeceksin!” diye bağırdı. O an, gözlerim doldu. “Bu hayat benim değil,” dedim içimden.
O gün, annemi aradım. “Anne, ben gelmek istiyorum,” dedim. Annem, “Gel kızım, ne olursa olsun yanındayız,” dedi. O an, ilk defa bir karar verdim. O gece, Emre uyurken, sessizce eşyalarımı topladım. Annemin evine gittim. Kapıyı açtığında, annem sarıldı bana. “Kızım, hoş geldin,” dedi. O an, gözyaşlarım sel oldu.
Ailem, bana yeniden sarıldı. Babam, “Kızım, önemli olan senin mutlu olman,” dedi. Zeynep, “Seni çok özledim,” dediğinde, içimde bir umut yeşerdi. Ama kendimi bulmak kolay olmadı. Aylarca, kim olduğumu, ne istediğimi düşündüm. Psikoloğa gittim, kitaplar okudum, yürüyüşler yaptım. Her gün, biraz daha kendime yaklaştım.
Şimdi, aynaya baktığımda, gözlerimde yeniden bir ışık görüyorum. Ama o yılların izleri hâlâ içimde. Bazen, “Neden bu kadar uzun sürdü?” diye soruyorum kendime. “Neden bu kadar sustum?”
Belki de, en zor olanı, kendine dürüst olmak. Şimdi size soruyorum: Hiç kendinizi bir başkasının gölgesinde kaybettiniz mi? Kendi sesinizi bulmak için nelerden vazgeçtiniz?