Yedi Sebep, Bir Veda: Elif’in Sessiz Çığlığı

“Yeter artık! Vallahi yeter!” diye bağırdım, elimdeki bulaşık bezini lavaboya fırlatırken su her yere sıçradı. O an, mutfağın ortasında, yıllardır içimde biriktirdiğim öfke ve çaresizlikle titriyordum. Mehmet, her zamanki gibi gazeteye gömülmüş, bana bakmadan, “Ne oldu yine Elif? Sinirlerin mi bozuldu? Al bir papatya çayı iç, geçer,” dedi. O kadar umursamazdı ki, sesimi duymazdan gelmesi bile içimi daha da acıttı. “Otuz yıldır aynı şey! Hep ben, hep ben! Hiçbir şey değişmiyor, Mehmet!” diye bağırdım. O ise gözlerini devirdi, “Abartma Elif, herkesin derdi var. Seninki de dert mi şimdi?”

İşte o an, içimde bir şeyler koptu. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kadın dediğin sabreder kızım, yuvanı bozma.” Ama ben sabretmekten yorulmuştum. Sabahları çocukları okula hazırlamak, kayınvalidemin ilaçlarını ayarlamak, Mehmet’in gömleklerini ütülemek, akşam yemeğini yetiştirmek… Herkesin yükü bendeydi. Kimse bana “Nasılsın Elif?” diye sormuyordu. Sanki ben yoktum, sadece işleyen bir makineydim.

O gün, mutfakta ağlarken, kızım Zeynep kapıdan kafasını uzattı. “Anne, iyi misin?” dedi ürkekçe. Gözyaşlarımı silip, ona gülümsedim. “İyiyim kızım, biraz yorgunum sadece.” Ama Zeynep’in gözlerinde korku vardı. O da benim gibi, bu evdeki sessiz fırtınalara alışmıştı. Oğlum Ali ise odasında bilgisayara gömülmüş, dünyadan bihaberdi. Kimse birbirine dokunmuyordu bu evde, herkes kendi yalnızlığında kaybolmuştu.

Akşam yemeğinde Mehmet yine sessizdi. Çocuklar da öyle. Sadece çatal bıçak sesleri… Birden dayanamadım, “Mehmet, hiç düşündün mü ben ne hissediyorum?” dedim. O ise başını kaldırmadan, “Yine mi başladın Elif? Herkesin derdi var, seninki de dert mi şimdi?” dedi. O an, içimdeki tüm umutlar söndü. “Benim de bir hayatım var, Mehmet. Ben de insanım!” diye bağırdım. Çocuklar korkuyla bana baktı. Mehmet ise sandalyesini geri itti, “Yeter artık, başım ağrıyor!” deyip odasına çekildi.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken, yıllardır içimde biriktirdiğim yedi sebebi düşündüm. Birincisi, yalnızlıktı. Bu evde, kalabalık içinde yapayalnızdım. İkincisi, değersizlik. Ne yaparsam yapayım, kimse takdir etmiyordu. Üçüncüsü, annemin bana yüklediği sabır yüküydü. Dördüncüsü, çocuklarımın gözlerindeki korku ve uzaklık. Beşincisi, Mehmet’in umursamazlığı. Altıncısı, kendi hayallerimden vazgeçmiş olmam. Ve yedincisi, artık kendimi tanıyamamamdı. Elif kimdi? Bir eş, bir anne, bir gelin… Ama ben kimdim?

Sabah olduğunda, gözlerim şiş, kalbim ağırdı. Kahvaltı hazırlarken, kayınvalidem mutfağa girdi. “Elif, ilaçlarımı unuttun yine. Sen olmasan bu ev ne olurdu?” dedi. İçimden “Belki de herkes kendi başının çaresine bakmayı öğrenirdi,” diye geçirdim. Ama sesimi çıkaramadım. O sırada telefonum çaldı. Annemdi. “Kızım, nasılsın? Mehmet iyi davranıyor mu? Sakın yuvanı bozma, bak komşunun kızı boşandı, herkes arkasından konuşuyor,” dedi. Gözlerim doldu. “İyiyim anne, merak etme,” dedim. Ama iyi değildim.

O gün, çocuklar okuldan gelince, Zeynep yanıma oturdu. “Anne, neden hep üzgünsün?” dedi. Ona sarıldım. “Bazen insanlar yorulur kızım. Ama geçecek,” dedim. Ama geçmiyordu. Her gün biraz daha eksiliyordum. Akşam, Mehmet eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yemek hazır mı?” dedi. “Hazır,” dedim. Sofraya oturduk. Yine sessizlik. Birden Mehmet, “Elif, bu evde huzur kalmadı. Sen de hep bir şeylerden şikayet ediyorsun,” dedi. “Huzur mu? Benim içimde hiç huzur kalmadı Mehmet!” diye bağırdım. Çocuklar ağlamaya başladı. Mehmet ise, “Yeter artık, bu evde nefes alamıyorum!” deyip kapıyı çarpıp çıktı.

O gece, bavulumu hazırladım. Zeynep ve Ali uyuyordu. Kayınvalidem odasında, Mehmet ise gelmemişti. Bavulun başında oturup ağladım. “Elif, nereye gideceksin?” dedim kendi kendime. Anneme mi? O da beni anlamazdı. Kardeşime mi? Onun da kendi ailesi vardı. Ama burada kalırsam, bir gün tamamen yok olacaktım. Sabah olunca, çocukların başını okşadım. “Sizi çok seviyorum,” dedim. Zeynep uyanıp, “Anne, gitme ne olur,” dedi. Ona sarıldım. “Bazen gitmek gerekir kızım. Kendin için, hayatta kalmak için,” dedim.

Mehmet sabah geldiğinde, bavulumu görünce şaşırdı. “Ne yapıyorsun Elif?” dedi. “Gidiyorum Mehmet. Artık kendim için yaşamam lazım. Yıllardır herkes için yaşadım, ama kendimi unuttum. Belki de herkes kendi başının çaresine bakmayı öğrenmeli,” dedim. Mehmet ilk defa sustu. Gözlerinde bir korku vardı. “Çocuklar?” dedi. “Onlar için de en iyisi bu. Çünkü mutsuz bir anne, kimseye mutluluk veremez,” dedim.

Kapıdan çıkarken, içimde bir hafiflik hissettim. Korkuyordum, evet. Ama ilk defa kendim için bir adım atıyordum. Anneme gidecektim, belki de yeni bir hayat kuracaktım. Ama en azından artık kendim olacaktım. Yolda yürürken, gözlerimden yaşlar süzüldü. “Elif, sen kimdin? Şimdi kim olacaksın?” diye sordum kendime. Belki de asıl yolculuk şimdi başlıyordu.

Sizce, bir kadın ne zaman kendisi için yaşamaya başlamalı? Sabretmek mi doğru, yoksa bazen gitmek mi gerekir? Yorumlarınızı bekliyorum…