Oğlumun Evliliğiyle Değişen Hayatım: Bir Annenin Sessiz Çığlığı

“Can, oğlum, bir dakika konuşabilir miyiz?”

Mutfakta, ellerim titreyerek çay bardağını tezgâha bırakırken, sesim çatallandı. Oğlumun gözleri bir anlığına bana döndü, ama bakışlarında eskisi gibi sıcaklık yoktu. Sanki aramızda görünmez bir duvar vardı. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.

Can, benim tek evladım. Eşim İsmail’i genç yaşta kaybettikten sonra, hayatımın bütün anlamı oğlum oldu. Onunla birlikte büyüdüm, onunla birlikte güldüm, ağladım. Her sabah kahvaltı masasında bana “Anne, bugün ne yapalım?” diye soran o küçük çocuk, şimdi karşımdaki adam olmuştu. Ama artık bana hiçbir şey sormuyordu.

Her şey, Can’ın Elif’le evlenmesiyle değişti. Elif’i ilk tanıdığımda, içimde bir huzursuzluk vardı. Belki de annelik içgüdüsüyle hissetmiştim, bilmiyorum. Elif güzel, akıllı bir kızdı ama soğuk ve mesafeli tavırları beni hep tedirgin etti. Can ise ona âşık olmuştu; gözleri Elif’ten başkasını görmüyordu. Düğün günü, oğlumun elini tutup, “Mutlu ol oğlum, ama beni unutma,” dediğimde, gözlerindeki parıltı bana umut vermişti. Ama o umut, zamanla yerini derin bir yalnızlığa bıraktı.

Evliliklerinin ilk aylarında her şey normaldi. Haftada bir gelirler, birlikte yemek yer, eski günlerden konuşurduk. Ama zamanla ziyaretler azaldı. Telefonlarım cevapsız kalmaya başladı. Bir gün, Can’ı aradığımda Elif açtı telefonu. “Can meşgul, sonra arar,” dedi kısa bir ses tonuyla. O an, içimde bir düğüm oluştu. Oğlumun bana yabancılaşmaya başladığını hissettim.

Bir akşam, Can’ı görmek için habersizce evlerine gittim. Kapıyı Elif açtı. Yüzünde yapmacık bir gülümseme vardı. “Ayşe Hanım, keşke arayıp gelseydiniz. Şimdi misafirimiz var,” dedi. İçeri girmemi istemediğini anlamıştım. Oğlumun sesini duydum içeriden, ama yanıma gelmedi. O gece eve dönerken, gözyaşlarım yanaklarımı ıslattı. Kendi kendime, “Ben ne yaptım da oğlum bana bu kadar uzaklaştı?” diye sordum.

Bir süre sonra, Can’la aramızdaki mesafe iyice açıldı. Bayramlarda bile uğramaz oldular. Komşularım, “Oğlun seni hiç aramıyor mu?” diye sorunca, utancımdan başımı öne eğiyordum. İçimde bir öfke, bir kırgınlık vardı. Ama en çok da kendime kızıyordum. Belki de oğlumu çok sahiplenmiş, ona fazla düşkün olmuştum. Belki de Elif’in ailesiyle daha iyi geçinmeli, onlara daha yakın olmalıydım. Ama artık çok geçti.

Bir gün, hastalandım. Yalnız yaşadığım için kimseye haber veremedim. Günlerce ateşler içinde yattım. Oğlumun numarasını defalarca çevirdim, ama açmadı. Sonunda komşum Fatma Abla gelip beni hastaneye götürdü. Hastanede yatarken, Can bir kez bile aramadı. O an, oğlumun artık bana ait olmadığını, hayatında bana yer kalmadığını anladım.

Taburcu olduktan sonra, Can’ı son bir kez görmek istedim. Onunla konuşmak, içimi dökmek istiyordum. Bir cesaretle aradım. “Oğlum, konuşmamız lazım,” dedim. Birkaç gün sonra, Can tek başına yanıma geldi. Yüzünde yorgun, suçlu bir ifade vardı. “Anne, biliyorum sana haksızlık ettim. Ama Elif’le aramızda sorunlar var. Onun ailesiyle de aramız iyi değil. Elif, seninle fazla görüşmemi istemiyor. Arada kalıyorum,” dedi.

O an, oğlumun da mutsuz olduğunu anladım. Ama yine de, annesinden vazgeçmişti. “Oğlum, ben seni dünyaya getirdim, büyüttüm. Senin mutluluğun için her şeyi göze aldım. Ama şimdi, senin hayatında bir yabancıyım. Bunu hak edecek ne yaptım?” dedim gözyaşları içinde. Can başını eğdi, sessizce ağladı. O an, aramızdaki bütün duvarlar yıkıldı sandım. Ama ertesi gün yine aramadı.

Şimdi, evimde yalnız başıma otururken, eski fotoğraflara bakıyorum. Can’ın çocukluğundaki o masum gülüşü, bana sarılışı gözümün önünden gitmiyor. Elif’in hayatımıza girmesiyle oğlumun bana yabancılaşmasını hâlâ kabullenemiyorum. Belki de anneler bazen fazla fedakâr oluyor, çocuklarını kendilerinden fazla seviyorlar. Ama bir anne, oğlunun hayatında hep bir köşede kalmak ister. Benim ise artık köşem bile yok.

Bazen düşünüyorum, acaba oğlum bir gün bana geri döner mi? Yoksa sonsuza kadar yabancı mı kalacağız? Sizce bir anne, oğlunu kaybettiğinde yeniden mutlu olabilir mi? Yoksa bu acı, ömür boyu insanın içinde bir yara olarak mı kalır?