Son Dileğim: Huzurumu Alan Annemden Kaçış
“Yeter artık anne! Nefes alamıyorum, anlıyor musun?” diye bağırdım, sesim titriyordu. Ellerim avuçlarımda terlemiş, gözlerim dolmuştu. Annem ise karşımdaki koltukta oturmuş, dudaklarını ince bir çizgiye büzmüş, bana öylece bakıyordu. O an, evimizin salonunda, duvardaki eski aile fotoğrafının gölgesinde, hayatımın en büyük kavgasını veriyordum.
Çocukken her şey çok farklıydı. Babam, annem ve ben; üç kişilik küçük ama mutlu bir aileydik. Yazları Sapanca Gölü’ne gider, piknik yapardık. Annem o zamanlar gülerdi, babam şakalaşırdı. O günleri hatırladıkça içim acıyor. Çünkü şimdi annemle aramda sadece soğukluk, öfke ve bitmek bilmeyen tartışmalar var. Babam ise üç yıl önce kalp krizinden öldü. O günden sonra annem değişti. Sanki içindeki bütün huzur, babamla birlikte mezara gömüldü.
Babamın ölümünden sonra annem, hayatıma müdahale etmeye başladı. “Nereye gidiyorsun? Kimle konuşuyorsun? O saatte dışarı çıkılır mı?” soruları hiç bitmedi. Üniversiteyi İstanbul’da kazandığımda, annemle aramızdaki mesafe artar diye umut etmiştim. Ama o, her hafta sonu beni aradı, bazen ansızın yurda geldi. Arkadaşlarımın yanında küçük düşürdü beni. “Kızım, bu etek çok kısa. Kiminle oturuyorsun burada?” diye bağırdı bir gün, kantinde. O an yerin dibine geçmek istedim.
Mezun olduktan sonra Ankara’da bir iş buldum. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak, özgür olmak istiyordum. Annem ise buna asla izin vermedi. “Kız başına Ankara’da ne işin var? Burada, Sakarya’da kal. Yanımda ol. Baban da olsa izin vermezdi,” dedi. Oysa babam yaşasaydı, bana güvenirdi. Annem ise bana hiç güvenmedi. Hep bir hata yapmamı bekledi.
Bir gün, işten eve dönerken telefonum çaldı. Annemdi. “Neredesin? Saat kaç oldu?” dedi. “Anne, işten yeni çıktım. Yorgunum, lütfen…” dedim. “Yorgunmuş! Ben de burada tek başıma ölüyorum, senin umurunda mı?” diye bağırdı. O an, içimde bir şeyler koptu. Annemin sevgisi, bana yük olmuştu.
Bir akşam, eve geldiğimde annemi mutfakta ağlarken buldum. “Anne, ne oldu?” dedim. “Yalnızım kızım. Sen de beni bırakıp gittin. Herkes gitti. Ben ne yapayım?” dedi. O an ona sarılmak istedim, ama içimde bir öfke vardı. Çünkü annem, yalnızlığını benim özgürlüğümle doldurmak istiyordu.
Bir gün, işyerinde bir arkadaşım, “Senin annenle aran neden bu kadar kötü?” diye sordu. “Bilmiyorum,” dedim. “Belki de annem, beni kendisinin bir uzantısı gibi görüyor. Kendi korkularını bana yüklüyor. Benim hayatımı yaşamak istiyor.” Arkadaşım başını salladı. “Belki de annenin de desteğe ihtiyacı vardır,” dedi. Haklıydı, ama ben de artık tükenmiştim.
Geçen ay, bir iş teklifi aldım. İzmir’de, büyük bir firmada, hayalimdeki pozisyon. Anneme söylemeye korktum. Bir akşam, sofrada, “Anne, İzmir’e taşınmam gerekebilir,” dedim. Yüzü bembeyaz oldu. “Beni de öylece bırakıp gideceksin, öyle mi? Sen de herkes gibi…” dedi. Gözleri doldu. O an, içimde bir suçluluk hissettim. Ama sonra, kendi hayatımı yaşama hakkım olduğunu düşündüm.
O gece, odamda otururken annem kapımı çaldı. “Kızım, ben sensiz ne yaparım?” dedi. “Anne, ben de sensiz ne yaparım bilmiyorum. Ama böyle de yaşayamam. Boğuluyorum,” dedim. Annem ağlamaya başladı. “Baban gitti, sen de gidersen ben ne yaparım?” dedi. O an, annemin korkularının, benim özgürlüğümden daha büyük olduğunu anladım. Ama ben de artık kendi hayatımı yaşamak istiyordum.
Bir sabah, valizimi hazırladım. Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. “Anne, gidiyorum,” dedim. Elindeki çayı tezgaha bıraktı. “Gitme, ne olur gitme,” dedi. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. “Anne, seni seviyorum. Ama kendimi de sevmek istiyorum. Huzur bulmak istiyorum. Lütfen anla beni,” dedim. Annem bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Senin iyiliğin için endişeleniyorum,” dedi. “Biliyorum anne. Ama artık kendi iyiliğim için de bir şeyler yapmam gerek,” dedim.
Otobüs terminaline giderken, içimde hem bir hafiflik, hem de büyük bir suçluluk vardı. Annemi yalnız bırakıyordum, ama kendimi de kurtarıyordum. Otobüs hareket ettiğinde, camdan dışarı bakarken, çocukluğumun o mutlu günlerini düşündüm. Annemle babamın yan yana oturduğu, gülüştüğü o eski fotoğrafı. Şimdi o fotoğraftan geriye sadece gölgeler kalmıştı.
İzmir’e vardığımda, yeni bir hayata başladım. Annemle aramızdaki mesafe, belki de ikimize de iyi gelecekti. Ama her gece, annemin sesi kulaklarımda yankılanıyordu: “Beni bırakıp gideceksin, öyle mi?”
Şimdi, yeni bir şehirde, yeni bir hayatta, kendi huzurumu arıyorum. Annemi seviyorum, ama artık kendimi de sevmek istiyorum. Peki, bir insan hem annesini hem de kendini aynı anda mutlu edebilir mi? Yoksa birini seçmek zorunda mı kalır? Siz olsanız ne yapardınız?