“Ben Sizin Hizmetçiniz Değilim!” – Kocamın Ailesinin Gölgesinde Kaybolan Sesim ve Cesaretim
“Senin işin burada hizmet etmek, başka bir şey değil!” Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay tepsisini titreyerek masaya bırakırken, gözlerimden yaşlar süzülmemesi için dudaklarımı sıktım. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki ben, bu evin bir parçası değil de, sadece gelip geçen bir gölgeydim.
Kocam Emre, o sırada salonda televizyonun sesini açmış, olan biteni duymamayı tercih ediyordu. İçimden ona bağırmak, “Neden beni savunmuyorsun?” demek geldi ama sesim boğazımda düğümlendi. Fatma Hanım, her zamanki gibi sofrada oturanlara dönüp, “Gelin dediğin böyle olur işte, elinin hamuruyla her işe koşar,” dedi. Kendi annemden hiç duymadığım bu sözler, içimi acıttı. Annem bana hep, “Kızım, kimseye boyun eğme,” derdi. Ama şimdi, burada, bu evde, her gün biraz daha küçülüyordum.
İlk zamanlar, her şeyin düzeleceğine inanmıştım. Emre ile evlendiğimizde, hayallerim vardı. Kendi evimizde, kendi kurallarımızla, huzurlu bir hayat süreceğimizi sanmıştım. Ama Emre’nin ailesiyle aynı apartmanda oturmak, her gün onların gözetimi altında olmak, beni yavaş yavaş tüketti. Sabahları Fatma Hanım’ın kapı ziliyle uyanıyor, “Kahvaltıyı hazırladın mı?” sorusuyla güne başlıyordum. Her gün, sofrada bir eksik bulur, “Annen sana hiç öğretmedi mi?” diye azarlar, ben de sessizce başımı öne eğerdim.
Bir gün, mutfakta bulaşıkları yıkarken, kayınbiraderim Murat içeri girdi. “Abla, çay var mı?” diye sordu. O an, içimde bir öfke kabardı. “Kendi çayını kendin koyamaz mısın?” demek istedim ama dilim dönmedi. Annemden öğrendiğim sabırla, ona çay koyup uzattım. Murat, teşekkür bile etmeden çıktı. O an, kendime kızdım. Neden bu kadar sessizdim? Neden hakkımı savunamıyordum?
Bir akşam, Emre işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. Ona, “Bugün çok yoruldum, biraz yardım eder misin?” dedim. Yüzüme bile bakmadan, “Annemler duymasın, sonra laf ederler,” dedi. O an, içimdeki umutlar bir kez daha sönüp gitti. Bu evde, kimse beni duymuyordu. Sanki görünmezdim.
Geceleri, kendi odamda sessizce ağlardım. Annemi aramak isterdim ama ona üzülmesin diye hiçbir şey anlatmazdım. Bir gün, annem telefonda, “Kızım, sesin neden böyle kısık?” diye sordu. “Biraz yorgunum anne,” dedim. Oysa yorgunluğum bedenimde değil, ruhumdaydı.
Bir sabah, Fatma Hanım yine erken saatte kapımı çaldı. “Bugün misafirlerim gelecek, evi baştan aşağı temizle,” dedi. O gün, ellerim deterjandan çatladı, sırtım ağrıdan iki büklüm oldu. Misafirler geldiğinde, Fatma Hanım onlara, “Gelinim çok becerikli, her işi yapar,” dedi. O an, içimden “Ben hizmetçi miyim?” diye haykırmak geldi. Ama yine sustum.
Bir akşam, sofrada herkes otururken, Fatma Hanım birden bana döndü: “Senin annen de böyle miydi? Hiçbir şey bilmeden mi evlendi?” O an, gözlerim doldu. Anneme laf edilmesine dayanamıyordum. “Annem bana saygıyı, sevgiyi öğretti,” dedim titrek bir sesle. Fatma Hanım dudak büktü, “O zaman burada da öyle ol,” dedi. Sofrada bir sessizlik oldu. Emre başını önüne eğdi, kimse bir şey demedi. O an, bu evde yalnız olduğumu bir kez daha anladım.
Günler geçtikçe, içimde bir isyan büyüdü. Her gün, kendi varlığımı sorguluyordum. “Ben kimim? Neden burada böyle hissediyorum?” diye düşünüyordum. Bir gün, aynada kendime baktım. Gözlerim solmuş, yüzümdeki neşeden eser kalmamıştı. O an, karar verdim. Artık susmayacaktım.
Bir sabah, Fatma Hanım yine emirler yağdırırken, ona döndüm ve dedim ki: “Ben sizin hizmetçiniz değilim! Ben de bir insanım, ben de yoruluyorum, ben de sevilmek istiyorum!” O an, evde bir sessizlik oldu. Fatma Hanım şaşkınlıkla bana baktı. Emre, ilk kez bana dönüp, “Ne diyorsun sen?” dedi. “Ben artık kendimi yok saymak istemiyorum,” dedim. “Bu evde bir gelin değil, bir insan olarak var olmak istiyorum.”
O gün, ilk kez kendi sesimi duydum. İlk kez, kendi değerimi hatırladım. Fatma Hanım öfkeyle odasına çekildi. Emre, bana uzun uzun baktı. “Bunu daha önce neden söylemedin?” dedi. “Çünkü beni hiç dinlemediniz,” dedim. O gece, uzun uzun konuştuk. Emre, annesinin baskısından, kendi korkularından bahsetti. Ben de yıllardır içimde biriktirdiklerimi anlattım. O gece, ilk kez birbirimizi gerçekten dinledik.
Ertesi gün, Emre ile birlikte kendi evimize taşınmaya karar verdik. Fatma Hanım çok kızdı, “Beni yalnız mı bırakıyorsunuz?” dedi. Ama ben, ilk kez kendi hayatım için bir adım atıyordum. Kendi evimizde, kendi kurallarımızla yaşamaya başladık. İlk zamanlar zordu, ama her gün biraz daha güçlendim. Kendi sesimi buldukça, kendime olan güvenim arttı.
Şimdi, geçmişe dönüp baktığımda, o günkü sessizliğime üzülüyorum. Ama biliyorum ki, her kadın kendi sesini bulmalı, kendi değerini hatırlamalı. Benim hikayem, belki de binlerce kadının hikayesiyle aynı. Peki siz, hiç kendi sesinizi kaybettiniz mi? Ya da bir gün, herkesin sustuğu bir sofrada, içinizden gelen çığlığı bastırmak zorunda kaldınız mı?