Neden Yeterli Değilim? – İstanbul’da Parçalanan Bir Ailenin Hikayesi
“Serkan, lütfen gitme! Bunu bana yapamazsın!” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımı yakarken. O ise kapının önünde, bavulunu tutan elleri titreyerek bana bakıyordu. “Zeynep, ben artık böyle devam edemem. Kendimi kaybettim, anlıyor musun?” dedi, sesi çatallı ve yorgundu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Karnımdaki bebeğim tekmelerken, ben paramparça oluyordum. İstanbul’un gri sabahında, apartman boşluğunda yankılanan sesimle yalnız kaldım.
Serkan’ın gidişiyle evdeki her şey anlamını yitirdi. Mutfakta onun sevdiği kahveyi yapmak için uzandığım fincanlar, banyoda unuttuğu tıraş köpüğü, salonda birlikte izlediğimiz dizilerin sesleri… Hepsi birer hayalet gibi üzerime çöktü. Annem aradığında, “Zeynep, iyi misin?” diye sorduğunda, içimdeki fırtınayı ona anlatamadım. “İyiyim anne, sadece biraz yorgunum,” dedim. Annem, sesimdeki kırıklığı hissetmiş olacak ki, “Kızım, ne olursa olsun yanındayız,” dedi. Ama ben, ailemin desteğine rağmen, kendimi dipsiz bir kuyuda bulmuştum.
Serkan’ın gidişinden sonra, ailemle aramdaki eski yaralar tekrar kanamaya başladı. Babam, Serkan’ı hiçbir zaman tam olarak kabullenmemişti. “Ben sana demiştim, Zeynep. O adam sana göre değil,” dediğinde, içimdeki öfkeyle karışık çaresizlik büyüdü. Babamın haklı çıkmasına tahammül edemiyordum. Annem ise, “Her evlilikte sorun olur, ama bu kadar kolay pes edilmez,” diyordu. Oysa ben pes etmemiştim; terk edilen bendim.
Hamileliğimin ilerleyen aylarında, yalnızlık daha da ağırlaştı. Geceleri, Serkan’ın bana anlattığı hayalleri düşünüyordum: “Kızımız olursa adını Elif koyalım, olur mu?” demişti bir gece. Şimdi ise Elif’in adını bile anmak, içimi acıtıyordu. Karnımdaki bebeğe dokunup, “Baban seni istemedi mi?” diye fısıldadığım anlar oldu. Sonra kendime kızdım, ona sevgisizliği hissettirmemeliydim. Ama bazen insanın kalbi, aklından daha güçlü oluyor.
Bir gün, Serkan’ın annesi Gülten Hanım aradı. “Zeynep, oğlum hata yaptı. Ama sen de çok inatçısın. Biraz alttan alsaydın, belki gitmezdi,” dedi. O an, içimdeki öfke patladı. “Ben mi suçluyum yani? Ben mi hamileyken yalnız bırakıldım?” diye bağırdım telefona. Gülten Hanım sessiz kaldı, sonra “Sen bilirsin,” deyip kapattı. O an anladım ki, bu savaşta yalnızdım. Hem kendi ailemle, hem de Serkan’ın ailesiyle mücadele etmek zorundaydım.
Doğum yaklaştıkça, korkularım büyüdü. Hastaneye tek başıma gitme fikri bile beni ürkütüyordu. Bir gece, annemin yanında kalırken, ona içimi döktüm. “Anne, ben bu çocuğu tek başıma büyütebilir miyim?” dedim. Annem gözlerime baktı, ellerimi tuttu. “Sen güçlü bir kadınsın, Zeynep. Ben de senin yanında olacağım. Ama Serkan’ı affetmek zorunda değilsin. Sadece kendin için, Elif için ayakta kalmalısın,” dedi. O an, annemin gözlerinde kendi gençliğini gördüm. Babamın sertliği, annemin sabrı… Hepsi bana miras kalmıştı.
Doğum günü geldiğinde, Serkan’dan bir haber bekledim. Belki gelir, belki kucağıma Elif’i alırken yanımda olur diye umut ettim. Ama Serkan gelmedi. Elif dünyaya gözlerini açtığında, odada sadece annem ve ben vardık. Elif’in minik ellerini tuttuğumda, içimde tarifsiz bir sevgiyle birlikte büyük bir hüzün de vardı. “Hoş geldin kızım,” dedim, “Baban yok ama ben buradayım.”
Elif’in doğumundan sonra, hayatım tamamen değişti. Uykusuz geceler, alt değiştirmeler, süt kokusu… Bazen Elif ağlarken, ben de onunla birlikte ağladım. Annem bana yardım etmeye çalıştı, ama babam hâlâ Serkan’ın adını duyunca öfkeleniyordu. Bir gün, Elif’i kucağıma alıp babamın yanına gittim. “Baba, bu senin torunun. Onu Serkan’ın hatasıyla cezalandırma,” dedim. Babam, Elif’e uzun uzun baktı, sonra gözleri doldu. “Ben sadece senin üzülmeni istemedim, kızım,” dedi. O an, babamın da kırık bir kalbi olduğunu anladım.
Aylar geçti, Elif büyüdü. Serkan’dan ara sıra mesajlar geldi. “Elif’i görebilir miyim?” diye sordu bir gün. İçimdeki öfkeyle karışık özlemle, “Sadece Elif için gel,” dedim. Serkan geldiğinde, gözleri doluydu. Elif’i kucağına aldığında, ikisinin de gözlerinde aynı kahverengi parıltı vardı. O an, içimde bir şeyler yumuşadı. Ama affetmek kolay değildi. Serkan, “Sana çok haksızlık ettim, Zeynep. Ama kendimi toparlamam gerekiyordu,” dedi. “Beni affedebilir misin?” diye sordu. Ona uzun uzun baktım. “Bilmiyorum, Serkan. Ama Elif için medeni olmamız gerek,” dedim.
Ailemin içinde de fırtınalar dinmedi. Annem, Serkan’ın tekrar hayatıma girmesinden endişeliydi. “Kızım, bir kere giden yine gider,” dedi. Babam ise, “Torunumun babasız büyümesini istemem, ama seni tekrar üzmesine izin vermem,” diye uyardı. Herkesin bir fikri vardı, ama kimse benim ne hissettiğimi tam olarak anlamıyordu. Geceleri Elif uyurken, pencereden İstanbul’un ışıklarına bakıp, “Neden yeterli değilim?” diye kendime soruyordum. Serkan’ın sevgisi, ailemin desteği, Elif’in gülüşü… Hiçbiri içimdeki boşluğu tam olarak dolduramıyordu.
Bir gün, Elif hastalandı. Ateşi yükseldi, nefes almakta zorlandı. Onu kucağıma alıp hastaneye koştum. O an, Serkan’ı aradım. “Elif çok hasta, hastaneye gel,” dedim. Serkan hemen geldi, birlikte Elif’in başında sabahladık. O gece, Serkan’la ilk kez uzun uzun konuştuk. “Ben de korktum, Zeynep. Baba olmaktan, sorumluluktan, senden… Her şeyden kaçtım,” dedi. “Ama Elif’i görünce, hayatımın anlamını anladım.” Gözlerim doldu. “Keşke bunu daha önce anlasaydın,” dedim. “Belki de bazı şeyler zamanla olgunlaşıyor,” dedi Serkan.
Elif iyileştiğinde, hayatımda yeni bir sayfa açmaya karar verdim. Serkan’ı affetmek kolay değildi, ama Elif’in babasına ihtiyacı vardı. Ailemle aramdaki yaraları sarmak için daha çok konuştum, daha çok dinledim. Annemle birlikte Elif’e masallar anlattık, babamla parka gittik. Serkan’la ise, Elif’in velayeti ve sorumlulukları konusunda anlaştık. Artık eski eşlerdik, ama Elif’in anne ve babasıydık.
Bazen, geceleri Elif’in başucunda otururken, kendi kendime soruyorum: “Gerçekten yeterli miyim? Sevgi, her şeyi onarabilir mi?” Sizce, bir kadının gücü, bir annenin sevgisi her yarayı sarabilir mi? Yoksa bazı kırıklar, sonsuza kadar içimizde mi kalır?