Babamın Son Günü: Bir Affetme Hikayesi
“Taksi! Taksi! Lütfen, daha hızlı!” diye bağırdım, ama şoför gözümdeki yaşları görüp sessizce başını salladı. O an, ambulansın siren sesiyle kulaklarımda yankılanan tek şey, babamın boğuk nefesiydi. Yanında otururken ellerini tutuyordum, ama o gözlerini kapamış, başka bir dünyaya dalmıştı. “Tato, tatusiu, wybacz mi. Tylko żyj, tylko nie odchodź…” diye fısıldadım, ama bu kelimeler dudaklarımda düğümlendi. Babam beni duymuyordu. Belki de duymak istemiyordu.
Babam, Ahmet. Hayatım boyunca bana hem baba hem anne oldu. Annem, ben on iki yaşındayken bizi terk ettiğinde, babamın gözlerinde bir daha asla görmediğim bir ışık sönmüştü. O günden sonra, evimizdeki sessizlik, annemin yokluğundan daha çok babamın suskunluğuyla büyüdü. Ben ise, o boşluğu doldurmak için sürekli hata yaptım. Lise yıllarımda eve geç gelmeler, yalanlar, gizli sigaralar… Babam her defasında sessizce bakar, hiçbir şey söylemezdi. Ama o bakışlar, içimi kemiren bir suçluluk duygusu bırakırdı.
Bugün, 15 Mayıs 2023. Babamın kalp krizi geçirdiği gün. Sabah işe gitmek için hazırlanırken, mutfaktan gelen bir ses duydum. Koşarak gittiğimde, babam yerdeydi. Yüzü bembeyaz, gözleri kapalıydı. “Baba! Baba, ne olur gözlerini aç!” diye bağırdım. Komşumuz Ayşe teyze ambulansı ararken, ben babamın elini tutup, “Ne olur gitme, daha sana söyleyeceklerim var,” dedim. Ama o, sanki başka bir kadına bakıyordu. Anneme mi, yoksa hayalini kurduğu huzurlu yaşlılığa mı, bilmiyorum.
Ambulansın içinde, zaman bükülmüş gibiydi. Her saniye, geçmişteki bir anıma dönüyordu. Babamla en son kavga ettiğimiz günü hatırladım. Üniversiteyi kazanamayınca, bana kızmamıştı. Sadece, “Kızım, hayat bazen istediğimiz gibi gitmez. Ama ben hep yanındayım,” demişti. O an, ona sarılmak yerine, “Senin yüzünden başaramadım!” diye bağırmıştım. O da sessizce odasına çekilmişti. O gece, kapısını çalıp özür dilemek istedim ama gururum izin vermedi. Şimdi, o gururdan geriye sadece pişmanlık kaldı.
Hastaneye vardığımızda, doktorlar babamı hemen acil servise aldılar. Ben ise, koridorda dizlerimin üstüne çöktüm. Ayşe teyze yanıma gelip, “Kızım, güçlü ol. Baban seni çok sever,” dedi. Gözyaşlarımı tutamıyordum. “Ama ben ona hiç iyi bir evlat olamadım ki…” dedim. Ayşe teyze, “Hepimiz hata yaparız. Önemli olan, zaman varken telafi edebilmek,” dedi. O an, babamın bana çocukken anlattığı bir masal aklıma geldi. Masalda, bir kız çocuğu, babasına yalan söylediği için ormanda kayboluyordu. Ancak babası, her şeye rağmen onu bulup eve getiriyordu. “Babam da beni her zaman affetti mi?” diye düşündüm.
Saatler geçti. Doktor, “Yakınlarını çağırın, durumu kritik,” dediğinde, içimdeki umut kırıldı. Babamın başucuna gittim. Oksijen maskesiyle zor nefes alıyordu. Elini tuttum, “Baba, lütfen gitme. Sana söyleyemediklerim var. Annem gittiğinde seni suçladım, ama asıl suçlu bendim. Senin sevgini göremedim. Beni affet, ne olur…” dedim. Gözlerinden bir damla yaş aktı mı, yoksa ben mi öyle görmek istedim, bilmiyorum.
O an, içeriye amcam Mehmet girdi. “Zeynep, baban seni hep çok sevdi. Annemiz gittiğinde bile, seni korumak için elinden geleni yaptı,” dedi. Amcamla babam arasında hep bir mesafe vardı. Annem gittikten sonra, ailemiz ikiye bölünmüştü. Amcam annemi suçlarken, babam hep susmuştu. Şimdi, o suskunluğun altında ne kadar acı biriktiğini anlıyorum.
Gece yarısı, doktorlar babamı kaybettiklerini söylediler. O an, dünya başıma yıkıldı. “Hayır! Daha ona söyleyeceklerim vardı!” diye bağırdım. Kimse bir şey diyemedi. Ayşe teyze beni kucakladı. “Kızım, baban artık acı çekmiyor. Senin onu sevdiğini biliyordu,” dedi. Ama ben, içimdeki boşluğu hiçbir kelimenin dolduramayacağını biliyordum.
Cenaze günü, evimiz insanlarla doldu. Herkes babamın ne kadar iyi bir insan olduğundan bahsediyordu. Komşular, “Ahmet abi kimseyi kırmazdı,” dedi. Ben ise, onun bana kırıldığını, ama asla belli etmediğini biliyordum. Annem cenazeye gelmedi. Yıllar sonra ilk kez, ona karşı öfke hissetmedim. Sadece, keşke babamın yanında olsaydı dedim. Belki o zaman, babam bu kadar yalnız hissetmezdi.
Babamın mezarı başında, “Baba, seni affedemedim, kendimi de affedemiyorum. Keşke zaman geri gelse, sana sarılsam, ‘Seni seviyorum’ desem,” dedim. O an, rüzgar hafifçe esti. Sanki babamın sesi kulağımda yankılandı: “Kızım, hayat affetmekle güzelleşir.”
Şimdi, odamda babamın eski gömleğini koklarken, geçmişteki hatalarımı düşünüyorum. Herkesin bir pişmanlığı vardır, ama en acısı, telafi edememektir. Siz hiç, sevdiklerinize söyleyemediklerinizi bir daha asla söyleyemeyeceğinizi düşündünüz mü? Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmek mi? Lütfen, siz de düşüncelerinizi paylaşın. Çünkü bazen, bir kelime bile bir hayatı değiştirebilir.