Karanlıkta Bir Işık: İnancın ve Duanın Gücüyle Ayağa Kalkmak
“Yeter artık! Dayanamıyorum!” diye bağırdım, odamın kapısını hızla kapatırken. Annemin sesi koridordan yankılandı: “Zeynep, lütfen! Biraz konuşalım, kızım!” Ama ben duymak istemiyordum. O sabah, güneşin doğuşunu bile fark etmemiştim; içimdeki karanlık, odama sızan ışığı bile yutmuştu. Babamın işten çıkarıldığı haberiyle başlayan o kâbus, günlerdir evimizin üstüne çökmüştü. Annem sabahları sessizce ağlıyor, kardeşim Efe ise sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordu. Ama ben, her şeyin yükünü omuzlarımda hissediyordum. Üniversite sınavına hazırlanırken, bir yandan da evin geçim derdini düşünmek, beni yavaş yavaş tüketiyordu.
O gün, annemle tartıştıktan sonra kendimi camın önüne attım. Dışarıda çocuklar top oynuyordu, komşu kadınlar balkonlardan birbirine sesleniyordu. Hayat, bizim evin dışında sanki normal akıyordu. Ama bizim evde, umutlar birer birer sönüyordu. Ellerimi dua için açtım, ama kelimeler boğazımda düğümlendi. “Allah’ım, neden biz?” dedim sessizce. O an, içimde bir boşluk hissettim; sanki dualarım bile cevapsız kalıyordu.
O akşam, en yakın arkadaşım Derya aradı. Sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin yolunda gitmediğini. “Zeynep, bak, ben geliyorum. Birlikte konuşuruz, olur mu?” dedi. Bir saat sonra kapımız çaldı. Derya, elinde küçük bir kek kutusuyla içeri girdi. Annem ona sarıldı, gözleri doldu. Derya bana döndü: “Bak, ben de zor zamanlar geçirdim. Ama dua ettim, sabrettim. Sen de başaracaksın. Yalnız değilsin.”
O gece, Derya ile birlikte odamda oturduk. Bana, kendi ailesinin de bir dönem maddi sıkıntılar yaşadığını anlattı. “Babam işsiz kaldığında, annem her gece dua ederdi. Ben de onunla birlikte dua etmeye başladım. Sonra bir gün, babama yeni bir iş teklifi geldi. O an anladım ki, dua sadece Allah’a bir şey istemek değilmiş; insanın içini de rahatlatıyormuş.” dedi. Derya’nın sözleri içimi ısıttı. O gece, ilk defa uzun zamandır içten bir dua ettim. “Allah’ım, bize sabır ver. Bize güç ver. Yolumuzu aydınlat.”
Ertesi sabah, annemle kahvaltı masasında göz göze geldik. Gözlerinde yorgunluk vardı, ama bir umut ışığı da parlıyordu. “Kızım, biliyorum zor. Ama biz bir aileyiz. Birlikte atlatacağız.” dedi. O an, içimde bir şeyler değişti. Belki de ilk defa, ailemin yanında olduğumu hissettim. O gün, Efe ile birlikte markete gittik. Annem, “Biraz tasarruf etmemiz gerekecek.” dediğinde, Efe başını öne eğdi. Ben ise, “Sorun değil anne. Hep birlikte başaracağız.” dedim. O an, Efe bana bakıp gülümsedi. Küçük bir gülümsemenin bile ne kadar büyük bir umut verdiğini o gün anladım.
Günler geçtikçe, babam iş aramaya devam etti. Her akşam eve yorgun ama umutlu dönüyordu. Annem ise, komşulara evde yaptığı börekleri satmaya başladı. Ben de, okuldan arta kalan zamanlarda çocuklara özel ders vermeye başladım. Her akşam, ailecek sofraya oturduğumuzda, babam dua etmeye başladı. “Allah’ım, bize sabır ver, yolumuzu açık et.” diye. O dualar, soframızın bereketi oldu. Bir gün, babam eve sevinçle geldi. “Bir iş buldum!” dedi. Hepimiz birbirimize sarıldık, annem gözyaşlarını tutamadı. O an, dualarımızın cevapsız kalmadığını anladım.
Ama hayat, her zaman kolay değildi. Babamın yeni işi, eskiye göre daha az kazandırıyordu. Annem, börek siparişlerini yetiştirmek için geceleri geç saatlere kadar çalışıyordu. Ben ise, sınav stresinin yanında evin yükünü de omuzlarımda hissediyordum. Bir gece, ders çalışırken başımı masaya koyup sessizce ağladım. O an, içimde bir isyan yükseldi: “Neden hep biz? Neden bu kadar zor?” Ama sonra, annemin mutfaktan gelen dua sesiyle kendime geldim. “Allah’ım, evlatlarımı koru, bize güç ver.” Annemin duası, bana güç verdi. O gece, ilk defa annemin yanına gidip ona sarıldım. “Anne, birlikte başaracağız. Söz veriyorum.” dedim. Annem, gözlerimin içine bakıp, “Seninle gurur duyuyorum, Zeynep.” dedi.
Sınav günü geldiğinde, içimde büyük bir korku vardı. Ama Derya sabah erkenden aradı. “Zeynep, dua ettim senin için. Allah yardımcın olsun.” dedi. O an, yalnız olmadığımı hissettim. Sınavdan çıktığımda, içimde bir huzur vardı. Sonuçlar açıklandığında, istediğim bölümü kazanmıştım. O an, ailemle birlikte sevinç gözyaşları döktük. Babam, “Bak kızım, Allah sabredenlerle beraberdir.” dedi. O an, duaların ve inancın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha anladım.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o karanlık günlerin bana ne kadar şey öğrettiğini görüyorum. Dua etmek, sadece Allah’tan bir şey istemek değilmiş; insanın içini de iyileştiriyormuş. Dostların desteği, ailenin sevgisi ve inanç, en zor zamanlarda bile insanı ayakta tutuyormuş. Hayat bazen çok zor, bazen de çok adaletsiz olabiliyor. Ama insan, inancını kaybetmediği sürece, her karanlığın sonunda bir ışık bulabiliyor.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç, karanlığın ortasında bir ışık aradınız mı? Dua ve inanç, sizi de ayağa kaldırdı mı? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın; belki bir başkasına umut olursunuz.