Kızım İçin Yaptıklarım: Bir Anne Olarak Nerede Durmalıyım?

“Anne, Zeynep’in ödevini de sen yaptın mı?”

Elif’in sesi mutfaktan yükseldiğinde, elimdeki tabakları bırakıp derin bir nefes aldım. Saat gece on biri geçmişti. Zeynep çoktan uyumuştu, Elif ise hâlâ telefonunda bir şeyler yazıyor, arada bana direktifler veriyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllar önce, Elif’i kucağıma ilk aldığımda hissettiğim o tarifsiz sevgiyle şimdi aramda görünmez bir duvar vardı.

Elif, üç yıl önce boşanıp altı yaşındaki kızı Zeynep’le birlikte bana döndüğünde, ona destek olacağıma söz vermiştim. “Anneciğim, birkaç ay toparlanayım, sonra kendi düzenimi kurarım,” demişti. O zamanlar içimden, “Ne kadar zor olabilir ki?” diye geçirmiştim. Sonuçta annelik böyle zamanlarda belli olurdu, değil mi?

Ama zaman geçti. Aylar yıllara döndü. Elif’in iş bulma çabaları kısa sürdü; sonra evde online işler yapmaya başladı. Zeynep’in okulu, yemekleri, ödevleri, hastalıkları… Hepsi bana kaldı. Sabahları Elif’i uyandırmak için kapısını çalıyor, kahvaltısını hazırlıyor, ardından Zeynep’i okula götürüyordum. Akşamları ise Elif genellikle arkadaşlarıyla dışarı çıkıyor ya da odasına kapanıyordu.

Bir gün, komşumuz Ayşe Hanım kapımı çaldı. “Ayşe Abla, sen de çok yoruldun bu aralar,” dedi. “Kızın biraz daha sorumluluk alsa fena mı olur?”

O an utandım. Sanki evdeki huzursuzluğum dışarıya taşmıştı. Ama Elif’e bunu nasıl söyleyecektim? O benim biricik kızım, hayatı boyunca hep yanında oldum. Şimdi ona ‘yeter’ demek… Sanki anneliğimi inkâr etmek gibi geliyordu.

Bir akşam sofrada otururken, Elif yine telefona gömülmüştü. “Elif,” dedim usulca, “Zeynep’in veli toplantısı varmış yarın. Sen gidebilir misin?”

Başını kaldırmadan cevap verdi: “Anneciğim, sen daha iyi anlıyorsun bu işleri. Hem ben toplantı sırasında bir müşteriyle görüşeceğim.”

İçimde biriken öfke ve kırgınlık bir anda patladı: “Elif! Ben senin annenim ama Zeynep’in annesi değilim! Her şeyi ben yapmak zorunda mıyım?”

Elif şaşkınlıkla bana baktı. “Anne, ne var bunda? Sen zaten evdesin. Ben çalışıyorum.”

“Çalışıyorsun ama evdeki hiçbir şeyi üstlenmiyorsun! Zeynep’in annesi sensin! Ben sadece yardımcı oluyorum!”

O gece Elif odasına kapanıp ağladı. Ben de mutfakta sessizce ağladım. O an anladım ki; annelik bazen kendini yok saymak demekti. Ama insan ne kadar yok sayabilirdi ki?

Ertesi sabah Elif yanıma geldi. Gözleri şişmişti. “Anne, haklısın,” dedi kısık sesle. “Ama ben çok yoruldum… Her şey üstüme geliyor gibi hissediyorum.”

Onu kucakladım. “Kızım, ben de yoruldum. Ama birlikte üstesinden gelebiliriz. Yeter ki birbirimizi anlamaya çalışalım.”

O günden sonra Elif biraz daha sorumluluk almaya başladı ama eski düzen kolay kolay değişmedi. Zeynep hâlâ çoğunlukla benimleydi; Elif ise kendi hayatının peşindeydi.

Bir gün Zeynep ateşlendi. Gece boyunca başında ben bekledim; sabaha karşı Elif geldi ve “Anneciğim, ben çok uykusuzum,” deyip tekrar odasına çekildi. O an içimdeki sabır taşı çatladı.

Kendi annemi düşündüm; o da bana hep ‘anne olunca anlarsın’ derdi. Şimdi anlıyorum ama bu yükün altından nasıl kalkacağımı bilmiyorum.

Bir akşam Elif’le oturup açıkça konuştum: “Kızım, ben seni çok seviyorum ama artık kendime de zaman ayırmak istiyorum. Arkadaşlarımı görmek, kitap okumak, biraz nefes almak… Senin de anne olarak sorumluluklarını yerine getirmen gerek.”

Elif başta alındı; hatta birkaç gün benimle konuşmadı. Ama sonra yavaş yavaş değişmeye başladı. Zeynep’in okuluna gitmeye başladı, yemek yapmayı öğrendi, hatta bazen bana çay demleyip getirdi.

Ama hâlâ içimde bir burukluk var. Çünkü biliyorum ki; Türkiye’de birçok anne benim gibi hissediyor. Kızına ya da oğluna destek olmak isterken bir bakmışsın ki kendi hayatını unutmuşsun.

Şimdi bazen pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Nerede durmalı bir anne? Sevgiyle fedakârlık arasındaki o ince çizgiyi nasıl bulmalı? Sizce annelik ne zaman kendini feda etmeye dönüşür? Yoksa biz Türk anneleri için bu çizgi hiç var olmadı mı?