Kendi Çocukların Yabancılaşınca: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, yine mi aynı konuyu açıyorsun? Lütfen, biraz rahat bırak artık!” dedi kızım Elif, telefonda sesini yükselterek. O an, boğazıma bir yumru oturdu. Yıllardır içimde biriktirdiğim tüm kelimeler, bir anda anlamını yitirdi. Elimde titreyen telefonla, salondaki eski koltuğa oturdum. Gözlerim pencereden dışarıya, gri bulutlara takıldı.
Ben, Ayşe Yıldız. 69 yaşındayım. Hayatım boyunca çocuklarım için yaşadım. Onlar için uykusuz kaldım, onlar için çalıştım, onlar için hayallerimi erteledim. Herkes bana “Ayşe, kendini bu kadar feda etme, bir gün yalnız kalırsın,” derdi. O zamanlar güler geçerdim. “Benim çocuklarım beni asla yalnız bırakmaz,” derdim. Şimdi ise, evimde yankılanan tek ses, duvardaki saatin tik takları.
Elif ve oğlum Murat, büyüdüler, kendi hayatlarını kurdular. Elif İstanbul’da bir şirkette yönetici oldu, Murat ise İzmir’de bir hastanede doktor. Onlarla gurur duyuyorum, ama içimde bir boşluk var. Sanki yıllarca emek verdiğim bahçemde hiç çiçek açmamış gibi.
Geçen hafta Elif geldi. Yanında torunum Defne de vardı. Kapıyı açtığımda Defne hemen içeri koştu, ama Elif’in yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Anne, fazla konuşamayacağım, işten yeni çıktım,” dedi. Sofraya oturduk. Ben çay koyarken Elif telefona gömüldü. Defne ise tabletiyle oynuyordu. Sessizlik… Sanki aynı evde değil de, farklı dünyalarda yaşıyorduk.
Dayanamadım, “Kızım, eskiden ne güzel sohbet ederdik. Şimdi neden böyle olduk?” dedim. Elif başını kaldırmadan, “Anne, herkesin hayatı yoğun. Sen de biraz kendine bak,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Ben yıllarca onların her derdine koşarken hiç yorulmamıştım da şimdi mi yoruluyorum? Benim hayatım zaten onlardı ki…
Bir akşam Murat’ı aradım. “Oğlum, nasılsın? Uzun zamandır görüşemedik.” Murat’ın sesi uzaktan geliyordu: “Anneciğim, nöbetten çıktım, çok yorgunum. Hafta sonu ararım seni.” O hafta sonu aramadı. Sonraki hafta da… Sonra ben aramaktan vazgeçtim.
Komşum Şerife teyze uğradı geçen gün. “Ayşe, çocukların gelmiyor mu?” diye sordu. Gözlerim doldu ama belli etmedim. “Yoğunlar,” dedim sadece. Şerife teyze iç çekti: “Biz de aynıyız kızım… Eskiden bayramda ev dolardı, şimdi herkes kendi derdinde.”
Bir gece uyuyamadım. Kalkıp eski fotoğraflara baktım. Elif’in ilkokul mezuniyetinde çekilmiş bir fotoğraf… Yanında ben varım, gözlerim ışıl ışıl parlıyor. Murat’ın sünnet düğününde çekilmiş bir kare… Herkes gülüyor, ben en çok gülümseyenim. O zamanlar mutluluğun sonsuza dek süreceğini sanıyordum.
Bir sabah Elif aradı: “Anne, Defne’yi birkaç gün sana bırakabilir miyim? İş seyahatim var.” İçimde bir umut filizlendi: Belki bu sefer yakınlaşırız… Defne geldiğinde ona en sevdiği yemekleri yaptım, birlikte eski filmleri izledik. Ama Defne sürekli telefonundaydı. Bir akşam sordum: “Defne’ciğim, neden benimle konuşmuyorsun?” Omuz silkti: “Babaannemle konuşmak sıkıcı…” O an anladım ki sadece çocuklarım değil, torunum da bana yabancı.
Bir gün cesaretimi topladım ve Elif’e açıkça sordum: “Kızım, ben nerede hata yaptım? Neden bu kadar uzaklaştık?” Elif sustu önce. Sonra gözleri doldu: “Anne, sen bizi çok sevdin ama kendini unuttun. Biz büyüdükçe senin hep bizimle olmanı bekledik ama sen hiç kendine bir hayat kurmadın. Şimdi biz kendi hayatımıza daldıkça sen yalnız kaldın.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Belki de gerçekten hata bende miydi? Kendi hayatımı kurmadan sadece anne olmayı seçmiştim. Şimdi ise çocuklarım kendi hayatlarını kurarken ben geçmişte kalmıştım.
Bir gün Murat aradı: “Anneciğim, seni çok özledim ama işlerim hiç bitmiyor.” Sesi titriyordu. “Biliyorum oğlum,” dedim sessizce. “Siz mutlu olun yeter.” Ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Bir sabah pencereden dışarı bakarken kendime söz verdim: Artık sadece anne olmayacağım; Ayşe olarak da var olacağım. Emekli kurslarına yazıldım, yeni arkadaşlar edindim. Ama akşam olunca yine o sessizlik… Yine o eksiklik…
Şimdi düşünüyorum da; acaba çocuklarımı bu kadar çok severek mi hata yaptım? Yoksa hayatın doğal akışı mı bu? Anneler hep yalnız mı kalır sonunda?
Sizce insan ne kadar fedakârlık yapmalı? Kendi hayatımızdan vazgeçmek mi doğruydu yoksa biraz bencil olmak mı gerekirdi?