Bir Kakadunun Ardında Kalan Hayatlar: Boşanmanın Gölgesinde Bir Aile Hikayesi
“Al işte, senin olsun! Zaten birbirinize benziyorsunuz!” diye bağırdı Esra, gözleri dolu dolu, sesi titrek. O an salonda yankılanan bu cümleyle birlikte, hayatımın en tuhaf paylaşım kavgası başlamış oldu. Eşyalar, tabaklar, çarşaflar, hatta eski bir ütü bile tartışma konusu olmuştu ama kimse, ortada duran o kocaman kafalı, bembeyaz kakadunun bu kadar mesele olacağını tahmin etmemişti.
Benim adım Murat. Kırk yaşındayım ve on beş yıllık evliliğim, Esra’nın o cümlesiyle resmen sona erdi. O gün, annemin evine dönerken yanımda sadece birkaç valiz ve kafesinde tedirgin tedirgin bakınan bir papağan vardı. Esra’nın “Hrabia” dediği bu kuşun ismini annem hemen değiştirdi: “Kazık olsun bunun adı! Hem bakışları da kazık gibi.” Annemle aramızda geçen bu kısa diyalogda bile yılların yorgunluğu vardı. Annem, babamın ölümünden sonra iyice içine kapanmıştı; ben ise boşanmanın ağırlığıyla eziliyordum.
Kazık, annemin evine taşındığımız ilk geceyi sessizce geçirdi. Ama sabah olduğunda, annemin mutfağında çay demlerken birdenbire “Esraaa! Kahveee!” diye bağırmaya başladı. Annem şaşkınlıkla bana döndü: “Oğlum, bu kuşun dili bayağı uzunmuş!” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı; Esra’nın sesini duymak bile istemezken, Kazık her sabah eski evimizin seslerini getiriyordu bana.
Bir hafta sonra, annemle aramızda ilk büyük tartışma patlak verdi. Annem, Kazık’ın kafesini mutfağa koymamdan şikayetçiydi. “Oğlum, bu kuşun tüyleri her yere dökülüyor! Zaten ev küçük, bir de başımıza papağan çıktı!” diye çıkıştı. Ben ise Kazık’ın bana kalan tek şey olduğunu söyledim. “Anne, başka neyim kaldı ki? Eşyalar Esra’da kaldı, ev gitti… Bari Kazık kalsın.”
Annem sustu. O an gözlerinde bir hüzün gördüm; belki de kendi kayıplarını hatırladı. Babamı kaybettiğimizde de böyle susmuştu. Ama Kazık’ın varlığı evde yeni bir düzen kurmamıza sebep oldu. Annem her sabah ona simit veriyor, ben ise işten döndüğümde onunla konuşuyordum. Bir akşam işten eve döndüğümde annemi Kazık’la dertleşirken buldum:
“Bak Kazık, Murat’ın yüzü gülmüyor artık. Sen ona biraz neşe katarsın belki.”
O an annemin yalnızlığını ve benim içimdeki boşluğu daha derinden hissettim. Kazık artık sadece bir hayvan değildi; evimizin yeni sesi, yeni neşesi olmuştu.
Ama her şey bu kadar kolay değildi. Bir gün Esra aradı. Sesi soğuktu: “Kuşu geri istiyorum.”
Şaşkınlıkla cevap verdim: “Neden? Sen istememiştin ki.”
“Evet ama… Ev çok sessiz oldu. Alışmışım demek ki.”
O an içimde garip bir öfke kabardı. “Her şeyi aldın Esra! Bari Kazık’ı bırak.” dedim ve telefonu kapattım. O gece Kazık hiç susmadı; sanki Esra’yı çağırıyordu.
Birkaç gün sonra Esra eve geldi. Annem kapıyı açtı; kısa bir sessizlik oldu. Esra gözleri dolu dolu Kazık’a baktı:
“Biliyor musun Murat? Ben bu kuşu sana bırakırken aslında seni cezalandırmak istemiştim. Ama şimdi anlıyorum ki… O da benim ailemden kalan tek şeymiş.”
Annem araya girdi: “Kızım, bazen kaybettiklerimizden çok, geride bıraktıklarımız acıtır insanı.”
O an salonda üçümüz de sustuk. Kazık ise kafesinde tüylerini kabartıp başını yana eğdi; sanki bizi dinliyordu.
O günden sonra Esra sık sık gelmeye başladı. Başta annem rahatsız olduysa da zamanla alıştı. Bir gün annem bana şöyle dedi:
“Oğlum, belki de bu kuş sizin için bir şans. Yeniden konuşmayı öğreniyorsunuz.”
Gerçekten de öyleydi. Kazık sayesinde Esra’yla aramızdaki buzlar yavaş yavaş eridi; geçmişin acıları yerini yeni bir dostluğa bıraktı. Artık her hafta sonu üçümüz –ben, annem ve Esra– birlikte kahvaltı yapıyor, Kazık’ın taklitlerine gülüyorduk.
Ama hayat yine de tam anlamıyla düzelmedi. Babamın yokluğu, evliliğimizin bitişi ve geleceğe dair belirsizlikler hâlâ içimi kemiriyordu. Bir gece anneme sordum:
“Anne, sence insanlar gerçekten ikinci bir şansı hak eder mi?”
Annem gözlerimin içine baktı: “Oğlum, herkes hata yapar ama önemli olan yeniden sevebilmek.”
Şimdi düşünüyorum da; bazen en beklenmedik anda hayatımıza giren bir papağan bile bize yeniden başlamayı öğretebilir mi? Sizce kaybettiklerimiz mi daha çok acıtır insanı, yoksa geride bıraktıklarımız mı?