Yıllarca Aldatıldım: Sonunda Kendi Tuzaklarına Düştü
“Yine mi geç kaldın, Murat?” dedim, sesim titreyerek. Saat gece yarısını çoktan geçmişti ve ben, mutfak masasında soğumuş çayımı karıştırırken, içimdeki fırtınayı bastırmaya çalışıyordum. Murat ise her zamanki gibi gözlerini kaçırdı, anahtarlarını masaya fırlattı. “İş vardı, toplantı uzadı,” dedi kısık bir sesle. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır süren bu yalanlara artık inanmıyordum.
Ben Zeynep. Otuz sekiz yaşındayım, iki çocuk annesiyim. Hayatım boyunca hep güçlü olmam gerektiğini söylediler bana. Annem, “Kadın dediğin sabreder, yuvayı dişi kuş yapar,” derdi. Ben de sustum, sabrettim. Murat’la üniversitede tanıştık, ilk aşkımdı. O zamanlar gözüm ondan başkasını görmezdi. Evlenince her şeyin daha güzel olacağına inanmıştım. Ama evlilik, bana hayal kırıklığı ve yalnızlık getirdi.
İlk başlarda Murat’ın ilgisizliğini iş stresine bağladım. Sonra telefonunu saklamaya başladı, geceleri geç gelmeye başladı. Bir keresinde, telefonuna gelen bir mesajı yanlışlıkla gördüm: “Bu geceyi iple çekiyorum.” O an kalbim yerinden çıkacak sandım. Murat’a sorduğumda, “Arkadaşım şaka yaptı,” dedi. İnanmak istedim. Çünkü iki küçük çocuğumuz vardı ve ben onların yuvasının dağılmasını istemiyordum.
Aylar geçti, yıllar geçti. Her defasında yeni bir yalan, yeni bir bahane… Ben ise her defasında affettim. Annemin sesi kulaklarımda çınlıyordu: “Çocuklar için sabret.” Ama geceleri yastığa başımı koyduğumda gözyaşlarımı tutamıyordum. Kendi kendime, “Neden bu kadar güçsüzüm?” diye soruyordum.
Bir gün, komşumuz Ayşe abla bana yanaştı: “Zeynep, kızma ama Murat’ı geçen hafta bir kafede başka bir kadınla gördüm,” dedi. İçimdeki şüpheler artık dayanılmaz hale gelmişti. O gece Murat eve geldiğinde ona bağırdım: “Yeter artık! Kaç kere daha yalan söyleyeceksin? Kimdi o kadın?” Murat önce inkâr etti, sonra öfkelendi: “Sen paranoyaksın! Herkesin içinde beni küçük düşürüyorsun!”
O an anladım ki, ben ne kadar susarsam susayım, o yalanlarına devam edecekti. Birkaç gün sonra çocukları anneme bırakıp Murat’ı takip etmeye karar verdim. Kalbim deli gibi atıyordu; ellerim buz gibiydi. Onu bir otelin önünde başka bir kadınla gördüm. Kadın gençti, gülüyordu. Murat’ın ona dokunuşunu gördüğümde içimdeki bütün umutlar öldü.
Eve döndüğümde aynada kendime baktım: Gözlerim şişmişti, yüzüm solgundu. “Bunu hak etmiyorum,” dedim kendi kendime. Ertesi sabah Murat’a boşanmak istediğimi söyledim. Şaşırdı, panikledi: “Çocukları düşünmüyor musun? Ne olacak şimdi?”
Ama ben artık korkmuyordum. Yıllarca korkularımla yaşadım; şimdi özgürlüğüm için savaşacaktım.
Boşanma süreci zorlu geçti. Ailem bana destek olmadı; annem ağladı: “Kızım, herkesin başında var böyle şeyler.” Babam ise yüzüme bile bakmadı. Çocuklarım ise her gece ağladı; oğlum Kerem bana sarılıp, “Anne, babamı affet,” dediğinde kalbim parçalandı.
Murat ise pişman olmuş gibi davrandı; eve çiçekler getirdi, mesajlar attı: “Bir hata yaptım, affet.” Ama ben artık geri dönmeyecektim.
Bir gün Murat’ın sevgilisiyle kavga ettiğini öğrendim; kadın onu terk etmişti. Murat bana döndü: “Zeynep, sensiz yapamıyorum.” Gözyaşları içinde yalvardı ama ben sadece sustum.
Şimdi kendi evimde çocuklarımla yaşıyorum. Hayat kolay değil; tek başına iki çocuk büyütmek zor. İş bulmak için mücadele ediyorum; bazen faturaları ödeyemiyorum. Ama en azından geceleri huzurla uyuyorum.
Bazen pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Acaba başka türlü olsaydı daha mutlu olur muydum? Ya da yıllarca sustuğum için mi bu kadar acı çektim? Siz olsaydınız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?