Bir Adımda Boşanma: İstanbul’da Bir Kadının Eşiyle Sınavı
“Yeter artık, Hatice! Seninle böyle devam edemem!” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllardır biriktirdiğim sabır, gözyaşı ve umut; hepsi bir anda boğazıma düğümlendi.
İstanbul’un göbeğinde, iki odalı küçük bir evde yaşıyorduk. Evliliğimizin başında her şey güzeldi; Murat’la hayaller kurar, Boğaz’da yürüyüşler yapardık. Ama zamanla hayatın yükü omuzlarımıza çöktü. Murat işten yorgun döner, ben ise evde çocuklarla ve ev işleriyle boğuşurdum. Fakat asıl sorun, Murat’ın annesi Şerife Hanım’ın sürekli hayatımıza karışmasıydı.
Bir gün, sabah kahvaltısında Şerife Hanım yine geldi. “Hatice, şu çocuklara düzgün bir şey giydir. Senin yüzünden torunlarım hasta olacak!” dedi. İçimden binlerce cevap geçse de sustum. Murat ise annesinin yanında hep sessiz kalırdı. O gün de öyle oldu. Sanki ben görünmezdim.
Akşam olduğunda Murat eve geldiğinde yüzü asıktı. “Annem bugün çok üzülmüş. Biraz daha dikkatli olamaz mısın?” dedi. O an içimdeki öfke patladı: “Ben mi dikkatli olacağım? Sen hiç beni savunmuyor musun?” dedim. Murat başını eğdi, cevap vermedi.
Geceleri yatağımızda sırt sırta yatmaya başladık. Aramızdaki mesafe her geçen gün büyüyordu. Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra Murat’a sordum: “Böyle nereye kadar gidecek? Ben artık kendimi bu evde yabancı gibi hissediyorum.”
Murat gözlerini kaçırdı: “Bilmiyorum Hatice… Belki de ikimiz de yorulduk.”
O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda gözlerim şişmişti ama yine de çocukları okula hazırladım. Sonra mutfağa geçip kahvaltı hazırlarken Şerife Hanım aradı: “Kızım, Murat’ı üzüyorsun. Eskiden böyle değildin. Ne oldu sana?”
Ne oldu bana? Bunu ben de bilmiyordum. Belki de yıllardır kendimi unutmuştum. Herkesin mutluluğu için çabalarken kendi mutsuzluğumu görmezden gelmiştim.
Bir gün, marketten dönerken komşum Emine Abla ile karşılaştım. Halimi görünce hemen sordu: “Hayırdır kızım, yüzün solmuş.” Dayanamadım, her şeyi anlattım. Emine Abla elimi tuttu: “Bak Hatice, evlilik kolay değil. Ama kendini de ezdirme. Konuşmazsan kimse seni anlamaz.”
O akşam eve döndüğümde Murat yine televizyonun karşısındaydı. Yanına oturdum: “Murat, konuşmamız lazım.” dedim.
“Yine mi Hatice? Yoruldum artık bu tartışmalardan.”
“Ben de yoruldum! Ama böyle susarak hiçbir yere varamayız.”
Bir anda gözleri doldu Murat’ın: “Ben de mutsuzum Hatice… Annemle senin aranda kalmaktan bıktım. Ama annemi de kırmak istemiyorum.”
İlk defa Murat’ın da ne kadar sıkışmış olduğunu gördüm. O gece uzun uzun konuştuk. Geçmişimizi, hayallerimizi, çocuklarımızı… Ama ertesi sabah Şerife Hanım yine kapımızdaydı.
“Hatice, oğlumun yüzü gülmüyor senin yüzünden!”
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı: “Şerife Hanım, lütfen artık evliliğimize karışmayın! Ben de insanım, ben de yoruluyorum!” dedim.
O an Murat araya girdi: “Anne, lütfen… Bize biraz zaman ver.”
Şerife Hanım şaşkınlıkla bana baktı, sonra oğluna döndü: “Sen de mi bana sırtını döndün?”
Murat ilk defa annesine karşı beni savundu. O an gözlerim doldu ama bu sefer ağlamadım. İçimde bir umut filizlendi.
Fakat işler hemen düzelmedi. Evde soğuk rüzgarlar esmeye devam etti. Bir gece Murat’la büyük bir kavga ettik. Bağırdık, çağırdık… Sonunda Murat kapıyı çarpıp çıktı.
Çocuklar korkuyla yanıma koştu: “Anne, babam geri gelecek mi?”
Onlara sarıldım: “Gelecek yavrum… Her şey düzelecek.” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.
O gece saatlerce düşündüm. Boşanmayı ilk defa ciddi ciddi aklımdan geçirdim. Annemi aradım: “Anne, ben galiba yapamıyorum.”
Annem sessizce dinledi: “Kızım, bazen insan en sevdikleriyle en büyük sınavı verir. Ama unutma; kimse için kendini yok etme.”
Ertesi sabah Murat eve döndü. Yorgun ve üzgündü. Göz göze geldik.
“Hatice… Özür dilerim. Sana yük olduğumu biliyorum ama sensiz de yapamıyorum.”
O an içimdeki buzlar eridi sanki. Ona sarıldım: “Ben de sensiz yapamıyorum Murat… Ama böyle devam edemeyiz.”
Oturduk ve ilk defa gerçekten konuştuk; korkularımızı, beklentilerimizi, annelerimizi… Birbirimize söz verdik; önce birbirimizi dinleyecektik.
Şimdi hâlâ zorluklarımız var ama en azından aynı taraftayız artık.
Bazen düşünüyorum; insan en çok sevdikleriyle mi sınanır? Sizce aile olmak için ne kadar fedakârlık gerekir?