Bir Kız Çocuğunun Hayata Tutunma Mücadelesi: Elif’in Hikayesi

“Bu çocuk yaşamaz, Ayşe Hanım. Kabullenin artık.”

Babamın sesi, annemin gözyaşlarıyla karışırken, ben beşikte sessizce nefes almaya çalışıyordum. O anı hatırlamıyorum elbette, ama annem defalarca anlattı: “Elif’im, senin için herkes umudunu kesmişti. Sadece ben, bir de Allah biliyordu yaşama tutunacağını.”

Doğduğumda ciğerlerim tam gelişmemişti. Doktorlar, “En fazla üç gün yaşar,” dediler. Babam Mehmet, annemi teselli etmeye çalıştı ama annem Ayşe, gözlerinde bir inatla bana sarıldı. “Benim kızım yaşayacak!” diye haykırdı hastane koridorunda. Hemşireler başını salladı, komşular dua etti, dedem ise anneme kızdı: “Kızım, Allah’ın takdiriyle oynamak olmaz. Kabullen.”

Ama annem kabullenmedi. Eve döndüğümüzde, kasabanın yarısı bizim evdeydi. Herkes fısıldaşıyordu: “Ayşe Hanım delirdi galiba.” Annem ise gece gündüz başımda bekledi. Sütü yetmeyince komşu Hatice Teyze’nin keçi sütünü denedi. Herkes karşı çıktı: “Bebek keçi sütüyle beslenmez!” Ama annem dinlemedi.

Bir gece nefesim kesildi. Annem panikle beni kucağına aldı, babam arabayı çalıştırdı. En yakın hastane 40 kilometre uzaktaydı. Yolda annem dua etti, “Allah’ım, Elif’imi benden alma!” diye ağladı. O an babam direksiyonda sessizce ağlıyordu; bunu yıllar sonra öğrendim.

Hastanede doktorlar yine umutsuzdu. “Yapacak bir şey yok,” dediler. Annem doktorun yakasına yapıştı: “Senin çocuğun olsa böyle mi konuşurdun?” Doktor şaşırdı, sustu. Annem beni bırakmadı; gece boyunca başucumda dua etti.

Günler geçti, ben yaşadım. Ama kolay olmadı. Her gün yeni bir kriz, yeni bir korku… Komşular dedikodu yaptı: “Ayşe Hanım’ın inadı yüzünden çocuk da acı çekiyor.” Babam işten geç gelmeye başladı; evdeki gerginlik dayanılmazdı. Dedem her gelişinde anneme çıkıştı: “Kızım, bırak artık şu inadı!”

Bir gün babam anneme bağırdı: “Yeter Ayşe! Kendi sağlığını da mahvettin. Elif’in acı çekmesine izin veriyorsun!” Annem gözyaşları içinde cevap verdi: “Sen hiç onun gözlerine baktın mı? Yaşamak istiyor!”

O tartışmadan sonra babam birkaç gün eve gelmedi. Annem ise bana daha çok sarıldı. Ben de her gece annemin kalp atışlarını dinleyerek uyudum.

Zamanla biraz toparlandım ama kasabada herkes bana acıyarak bakıyordu. Okula başladığımda arkadaşlarım fısıldaşıyordu: “O hasta kız…” Öğretmenim bile bana fazla yaklaşmaktan çekiniyordu. Bir gün teneffüste yere düştüm; hemen herkes etrafıma toplandı: “Elif’e bir şey oldu!” O an utançtan yerin dibine girdim.

Eve geldiğimde anneme sarıldım: “Anne, neden herkes bana böyle bakıyor?” Annem saçımı okşadı: “Çünkü sen mucizesin kızım. Onlar anlamaz.”

Ama ben anlamalarını istiyordum. Normal olmak istiyordum. Bir gün okuldan dönerken komşu Emine Teyze yolumu kesti: “Kızım, annen seni çok seviyor ama bazen bırakmak gerekir.” O an içimde bir öfke kabardı: “Beni bıraksa şimdi burada olur muydum?” dedim kendi kendime.

Ergenliğe geldiğimde hastalığım hafiflemişti ama ailemdeki çatışmalar bitmemişti. Babam hâlâ anneme kırgındı; bazen bana da mesafeli davranıyordu. Bir akşam sofrada babam sessizce tabağını topladı, mutfağa gitti. Annem arkasından baktı, gözleri doldu.

O gece annemin odasına girdim: “Anne, babam neden böyle?” Annem derin bir nefes aldı: “Bazen insanlar acıyla baş edemez Elif’im. O da seni kaybetmekten korktuğu için uzak duruyor.”

Yıllar geçti, ben üniversiteye başladım. İstanbul’a taşındığımda ilk defa kendimi özgür hissettim. Kimse geçmişimi bilmiyordu; kimse bana acıyarak bakmıyordu. Ama her gece annemi aradım: “İyi misin?” diye sordum.

Bir gün annem hastalandı; kasabaya döndüm. Babam kapıda beni karşıladı, gözleri yaşlıydı: “Annen seni çok özledi.” Annemin yanına koştum; elini tuttum. O an bana fısıldadı: “Senin için savaştığıma hiç pişman olmadım.”

O gece uzun uzun konuştuk. Annem dedi ki: “Bazen herkes sana karşı olur Elif’im; ama kalbinin sesini dinlemen gerekir.”

Şimdi geçmişe bakınca düşünüyorum: Eğer annem o inadı göstermeseydi, ben bugün burada olur muydum? Ya da babamın korkusu olmasaydı ailemiz bu kadar yara alır mıydı?

Hayat bazen insanı en sevdikleriyle sınar. Peki siz olsaydınız, herkes size karşıyken yine de inat eder miydiniz? Yoksa çoğunluğa boyun eğer miydiniz?