Oğlum Evde Oturmaz: Bir Gelin, Bir Kaynana ve Bir Hayat Mücadelesi
“Benim oğlum evde oturmaz, Ayşe! Bunu kafana sok!” diye bağırdı kayınvalidem kapıdan içeri girer girmez. Elindeki poşetleri yere fırlattı, gözleri öfkeyle parlıyordu. O an mutfağın ortasında kalakaldım; elimdeki çay bardağı titredi, içindeki çay halıya döküldü. Eşim Murat ise salondan gelen seslere kulak kabartmış, ama çıkıp aramıza girmeye cesaret edememişti.
“Günaydın, Fatma Hanım,” dedim, sesim titrek ama kararlıydı. “Ne oldu yine?”
Fatma Hanım’ın yüzü daha da asıldı. “Ne mi oldu? Komşular konuşuyor! Oğlum işsiz güçsüz evde oturuyor, sen çalışıyorsun. Böyle şey mi olurmuş? Bizim mahallede herkes konuşuyor, senin yüzünden rezil olduk!”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Yıllardır uğraşıp didinerek kazandığım işimi, kendi ayaklarım üzerinde durabilmeyi, Murat’la birlikte kurduğumuz eşitliği bir anda yerle bir etmeye çalışıyordu. Oysa Murat işini pandemi döneminde kaybetmişti. Ben ise yıllar sonra bir devlet kurumunda kadrolu memur olmayı başarmıştım. Evimizin geçimini ben sağlıyordum, Murat ise ev işlerine yardım ediyor, oğlumuz Emir’le ilgileniyordu. Bizim için bu bir sorun değildi; ta ki Fatma Hanım’ın mahalle baskısı kapımıza dayanana kadar.
Murat odaya girdiğinde annesi ona döndü: “Oğlum, sen nasıl böyle oturursun? Erkek dediğin çalışır, evine ekmek getirir! Ayşe’nin maaşıyla geçinmek sana yakışıyor mu?”
Murat başını öne eğdi. “Anne, iş bulmaya çalışıyorum. Ayşe’nin işi var diye neden utanayım? O da benim eşim.”
Fatma Hanım hışımla bana döndü: “Sen de utanmıyor musun? Kadın kısmı kocasını böyle rezil eder mi? Herkesin dilindesiniz!”
O an gözlerim doldu ama ağlamadım. “Fatma Hanım,” dedim, “biz ailece karar verdik. Murat iş arıyor, ben çalışıyorum. Emir’e birlikte bakıyoruz. Sizin için önemli olan ne? Oğlunuzun mutlu olması mı, yoksa komşuların ne dediği mi?”
Fatma Hanım bir an sustu. Yüzünde şaşkınlık ve öfke karışımı bir ifade vardı. Sonra yine bağırmaya başladı: “Benim oğlumun adı çıkacak! Senin yüzünden herkes bana laf sokuyor! Kocası evde oturan kadın diyecekler bana!”
O gün akşam Murat’la uzun uzun konuştuk. “Ayşe,” dedi, “annem hep böyleydi. Babamı da yıllarca ezdi. Şimdi de beni ezmeye çalışıyor.”
“Peki ya biz?” dedim. “Biz ne olacağız? Ben işimi bırakmak istemiyorum. Sen de oğlumuza çok iyi bakıyorsun. Ama bu baskı… Nereye kadar dayanabiliriz?”
Murat gözlerime baktı: “Birlikte dayanacağız.”
Ama işler hiç de kolay olmadı. Ertesi gün Fatma Hanım tüm akrabaları aramış, hakkımızda dedikodu yaymıştı bile. Teyzem aradı: “Ayşe kızım, senin yüzünden Murat’ın adı çıkacakmış. Biraz düşünceli olsana.”
İş yerinde de huzurum kalmamıştı. Çay molasında arkadaşlarım fısıldaşıyor, biri bana dönüp sordu: “Ayşe, eşin hâlâ işsiz mi? Zor olmuyor mu?”
Geceleri uykusuz kalmaya başladım. Kendi kendime soruyordum: “Yanlış mı yapıyorum? Kadın olarak çalışmak, ailemi geçindirmek suç mu?”
Bir gün Emir okuldan ağlayarak geldi. “Anne,” dedi, “arkadaşlarım babamın işsiz olduğunu söylüyorlar. Babam kötü biri mi?”
O an içimdeki bütün zincirler koptu. Emir’i kucağıma aldım: “Hayır oğlum! Baban çok iyi biri. O seni seviyor, sana bakıyor. İş bulmak kolay değil ama biz birlikte güçlüyüz.”
Murat o gece bana sarıldı: “Ayşe, belki de taşınmalıyız. Bu mahalle bizi boğuyor.”
Ama ben inat ettim: “Hayır Murat! Biz doğru olanı yapıyoruz. Onlar değişecek.”
Bir gün Fatma Hanım tekrar geldi; bu kez yanında yengem de vardı. Yengem sessizce bana yaklaştı: “Ayşe,” dedi fısıltıyla, “ben de yıllarca kaynanamdan çektim. Ama kimseye anlatamadım. Senin cesaretine hayranım.”
Fatma Hanım yine bağırmaya başladı: “Oğlumun adını çıkardın! Herkes bana gülüyor!”
Bu kez Murat araya girdi: “Anne! Yeter artık! Ben karımı seviyorum ve onunla gurur duyuyorum. Senin için önemli olan buysa kapımız sana açık; ama bizi yargılayacaksan lütfen bir daha gelme.”
Fatma Hanım ilk kez sustu; gözleri doldu ama bir şey demeden çıktı gitti.
O gece uzun süre düşündüm: Bizim gibi kaç aile vardı acaba? Kaç kadın kendi ayakları üzerinde durmak isterken toplumun baskısıyla eziliyordu? Kaç erkek annesinin beklentileriyle karısının hayalleri arasında sıkışıp kalıyordu?
Yıllar geçti; Murat sonunda bir iş buldu ama ben işimi bırakmadım. Emir büyüdü, kendi yolunu çizdi. Fatma Hanım ise zamanla alıştı; hatta bazen komşularına gururla anlatır oldu: “Gelinim devlet memuru!”
Ama o ilk günkü acı hâlâ içimde bir yara gibi duruyor.
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Toplumun baskısına boyun eğer miydiniz yoksa kendi yolunuzu mu seçerdiniz?