Altı Yılın Gölgesinde: Bir Gelinin Sessiz Feryadı
“Sen olmasan da olurmuş, Zeynep. Ben geldim artık, her şey eskisi gibi olacak.” Kayınvalidemin bu cümlesi, mutfağın ortasında elimdeki çay tepsisini yere düşürmeme sebep oldu. Altı yıl boyunca, eşimin babaannesine kendi annem gibi baktım. Onun her sabah kahvaltısını hazırladım, ilaçlarını verdim, geceleri uykusuz kaldım. Kendi annemi aylarca göremedim, çocuklarımı büyütürken hep bir gözüm babaannede oldu. Eşim Emre ise çoğu zaman işten yorgun döner, “Sen olmasan ne yapardık?” derdi. Oysa şimdi, kayınvalidem yurtdışından dönünce bir anda görünmez oldum.
O gün sofrada herkes vardı. Kayınvalidem, kayınpederim, Emre ve çocuklar… Herkes bana bakıyordu ama kimse gözlerimin içine bakmıyordu. Kayınvalidem, “Ben yokken Zeynep çok yardımcı oldu,” dedi ama sesi öylesineydi; sanki bir yabancıya teşekkür ediyordu. Babaannemiz ise sessizce başını eğdi. O an anladım ki, altı yıl boyunca verdiğim emek bir teşekkürle geçiştirilecekti.
İçimde bir öfke kabardı. “Ben de insanım,” dedim içimden. “Benim de hayallerim, özlemlerim var.” Ama kimse duymadı. O gece Emre’ye açıldım:
— Emre, ben çok yoruldum. Annemle bile doğru düzgün görüşemedim yıllardır. Senin ailen için her şeyimi verdim. Şimdi ise sanki hiç yokmuşum gibi davranıyorlar.
Emre başını öne eğdi:
— Annem döndü ya Zeynep… Artık rahat edersin işte.
— Rahat mı? Ben bu evde sadece hizmetçi miyim? Hiçbiriniz bana gerçekten değer veriyor musunuz?
Emre sustu. O an anladım ki yalnızdım.
Ertesi gün kayınvalidem mutfağa girdi. “Zeynep, artık babaannenin işlerini ben hallederim. Sen çocuklarla ilgilen,” dedi. Sesi yumuşaktı ama içinde bir mesafe vardı. Sanki altı yıl boyunca ben yokmuşum gibi…
Kendi aileme gitmek istedim ama annem “Evine sahip çık kızım,” dedi telefonda. “Aile olmak kolay mı sanıyorsun?”
Ama ben artık dayanamıyordum. Herkes benden fedakârlık bekliyordu ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu.
Bir akşam çocuklar uyurken Emre’ye tekrar konuştum:
— Emre, ben bu evde kendimi yabancı gibi hissediyorum. Altı yıl boyunca her şeyimi verdim ama şimdi bir kenara atıldım.
Emre yine sustu. Sonra “Zeynep, herkesin hayatında zorluklar var,” dedi sadece.
O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda aynaya baktım ve kendime sordum: “Ben kimim? Sadece bir gelin mi? Bir anne mi? Yoksa kendi hayatını unutan bir kadın mı?”
Bir hafta boyunca evde sessizce dolaştım. Kayınvalidem her şeyi devraldı; yemekleri o yaptı, babaannenin ilaçlarını o verdi. Ben ise evde fazlalık gibi hissettim kendimi. Çocuklar bile “Anneanne geldi, artık sen dinlen,” dediler.
Bir gün babaannem beni yanına çağırdı:
— Kızım, sen olmasaydın ben bu yılları atlatamazdım. Hakkını helal et.
Gözlerim doldu:
— Helal olsun babaanne… Ama kimse anlamıyor beni.
Babaannem elimi tuttu:
— Herkes kendi derdinde kızım… Ama sen kendini unutma.
O gün karar verdim; kendimi yeniden bulmalıydım.
Bir sabah çocukları okula bırakıp sahile indim. Denize bakarken içimdeki fırtına dinmedi. Telefonumu açtım, annemi aradım:
— Anne, ben çok yoruldum… Belki biraz size gelmeliyim.
Annem sustu, sonra “Kapımız sana her zaman açık,” dedi.
O akşam Emre’ye valizimi hazırladığımı söyledim:
— Bir süre annemde kalacağım. Kendimi bulmam lazım.
Emre şaşırdı:
— Zeynep, bu kadar büyütülecek ne var? Herkesin başına geliyor bunlar.
— Ben herkes değilim Emre! Ben Zeynep’im! Ben de varım!
Çocuklar ağladı, kayınvalidem sessizce baktı. Babaannem ise gözyaşlarını saklamadı.
Annemin evine gittiğimde ilk defa rahat nefes aldım. Annem bana sarıldı:
— Kızım, bazen insan kendini korumak zorunda kalır.
Günler geçtikçe içimdeki boşluk dolmaya başladı. Eski arkadaşlarımla buluştum, kitap okudum, yürüyüş yaptım. Kendimi yeniden hatırladım.
Bir gün Emre aradı:
— Zeynep, çocuklar seni çok özledi… Ben de…
— Emre, ben de sizi özledim ama önce kendimi bulmam lazım.
O an anladım ki; yıllarca başkaları için yaşarken kendimi unutmuşum.
Şimdi bir yol ayrımındayım: Ya yine kendimi feda edeceğim ya da kendi değerimi koruyacağım.
Siz olsanız ne yapardınız? Bir kadının emeği ve sevgisi bu kadar kolay harcanabilir mi? Yoksa kendi mutluluğumuz için savaşmalı mıyız?