Bir Anneye Bakmak: Yorgunluğun ve Sevginin Arasında

“Yeter artık, Zeynep! Bir bardak su istedim, onu da unutmuşsun!” Annemin sesi, evin sessizliğini bıçak gibi kesiyor. Elimdeki tabakları mutfağa bırakırken içimde biriken öfkeyi yutmaya çalışıyorum. Oysa daha bir saat önce, tansiyonu yükseldi diye panikle doktoru aramış, ilaçlarını vermiştim. Şimdi ise, sanki hiçbir şey yapmamışım gibi bana kızıyor.

Kendimi mutfak tezgahına yaslayıp derin bir nefes alıyorum. Gözlerim doluyor, ama ağlamamaya çalışıyorum. Annemi yanıma aldığımda, onun yaşlılığıyla baş etmek bu kadar zor olacak diye düşünmemiştim. “Evlat borcu,” demişti komşumuz Ayşe Teyze, “Anneni bırakacak değilsin ya huzurevine!” Oysa bazen, içimden geçenleri duysalar beni taşlarlar biliyorum.

Annem Hatice Hanım, 78 yaşında. Babamı kaybedeli on yıl oldu. O günden beri yalnız yaşadı, ama son zamanlarda unutkanlığı arttı, bacakları tutmaz oldu. Kardeşim Serkan yurtdışında; arada sırada para gönderiyor ama annemin bakımını üstlenmek ona çok uzak bir ihtimal. Eşim Murat ise başlarda destek oldu, ama şimdi eve gelince sessizce odasına çekiliyor. Kızım Elif ise lise sınavlarına hazırlanıyor; annemin sürekli şikayetleriyle baş edemeyip odasına kapanıyor.

Bir akşam, sofrada annem yine bana laf sokuyor: “Eskiden böyle miydin sen? Hep başına buyruk, inatçıydın. Şimdi de bana bakıyorsun ama gönülsüz.” Murat göz göze gelmemeye çalışıyor, Elif ise çatalını tabağına vurup kalkıyor. Ben ise yutkunuyorum. “Anneciğim, elimden geleni yapıyorum,” diyorum titrek bir sesle.

Gece olunca annemi yatırıyorum. Odanın kapısını kapatırken kendi odamda sessizce ağlıyorum. Kendimi suçlu hissediyorum; hem ona yetemediğim için hem de bazen onu huzurevine bırakmayı düşündüğüm için. Ama sonra çocukluğum geliyor aklıma: Annem bana sımsıkı sarılırdı, saçlarımı okşardı. Şimdi ise aramızda görünmez bir duvar var.

Bir sabah, annem banyoda düşüyor. Koşarak yanına gidiyorum; dizini incitmiş. Onu kaldırırken gözlerim doluyor: “Anne, ne olur biraz daha dikkatli ol.” O ise bana bakıp “Ben yük oldum size,” diyor. O an içimde bir şey kırılıyor. “Yük değilsin anne,” diyorum ama sesim titriyor.

O gün Murat’la tartışıyoruz. “Zeynep, bu şekilde devam edemezsin. Sen de tükeniyorsun,” diyor. “Ne yapayım Murat? Annemi sokağa mı atayım?” diye bağırıyorum. O ise sessizce başını eğiyor: “Belki bir yardımcı tutabiliriz.” Ama annem yabancı birini istemiyor; “Beni kimseye muhtaç etme,” diyor her seferinde.

Bir gün Elif yanıma geliyor; gözleri dolu dolu: “Anneanne bana bağırdı bugün. Ben kötü bir torun muyum?” Sarılıyorum ona: “Hayır kızım, anneannen hasta. Bize kızmıyor aslında.” Ama biliyorum ki evdeki gerginlik Elif’i de etkiliyor.

Kardeşim Serkan’ı arıyorum; telefonda bana “Sen güçlü kadınsın abla, halledersin,” diyor. Oysa ben güçlü falan değilim; her geçen gün biraz daha tükeniyorum.

Bir akşam annemle eski fotoğraflara bakıyoruz. Gençliğinde ne kadar güzelmiş… Birden bana dönüp “Ben sana iyi bir anne olabildim mi?” diye soruyor. Gözlerim doluyor: “Evet anneciğim, en iyisiydin.” O an içimdeki öfke yerini acıya bırakıyor.

Ama ertesi sabah yine aynı döngü: İlaçlarını unutuyor, bana kızıyor, evde huzursuzluk… Bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: “Zeynep, sen ne zaman bu kadar yorgun oldun?”

Bir gün komşumuz Ayşe Teyze uğruyor; bana sarılıp “Sen iyi evlatsın kızım,” diyor. Ama ben kendimi iyi hissetmiyorum; çünkü bazen annemin ölmesini bile diliyorum ve sonra bu düşüncemden dolayı kendimden nefret ediyorum.

Bir gece Murat’la oturup konuşuyoruz: “Belki de profesyonel destek almalıyız,” diyor. İçimde bir umut filizleniyor ama anneme nasıl anlatacağımı bilmiyorum.

Ertesi gün cesaretimi toplayıp anneme söylüyorum: “Anneciğim, sana yardımcı olacak bir abla gelsin mi? Ben de biraz dinlenirim.” Yüzü asılıyor: “Beni istemiyorsun artık.” Sarılıyorum ona: “Hayır anneciğim, seni çok seviyorum ama ben de yoruldum.”

O gece uzun süre uyuyamıyorum. Kendi anneme bakarken bu kadar zorlanıyorsam, başkaları ne yapıyor diye düşünüyorum. Toplumda hep ‘evlat borcu’ denir ama kimse bu borcun ağırlığından bahsetmez.

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Annemi huzurevine bırakmak mı vicdansızlık olurdu? Yoksa kendi sağlığımı düşünmek mi bencillik? Lütfen bana yol gösterin…