Her Gelişinde Saklanmak Zorunda Kaldığım Ev: Bir Kayınvalidenin Sessiz Çığlığı

“Anne, lütfen! Murat şimdi gelir, seni burada görmemeli!” Elif’in sesi titriyordu. Yine aynı korku, yine aynı telaş… O an, elimdeki çay tepsisini mutfağa bırakıp hızla küçük Zeynep’in odasına geçtim. Kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Kapıdan Murat’ın anahtar sesi duyulduğunda, nefesimi tuttum. Sanki bu evde bir yabancıydım, sanki kendi kızımın evinde saklanmak zorundaydım.

Yıllardır bu böyle. Her akşam Murat işten döndüğünde, ya balkona çıkıp soğukta titriyorum ya da Zeynep’in oyuncaklarının arasına sığınıyorum. Oysa ben bu eve, kızımın yükünü hafifletmek için geldim. Elif çalışıyor, Zeynep’e ben bakıyorum. Sabahları kahvaltılarını hazırlar, akşam yemeklerini pişirir, evi toplar, torunumu okula gönderirim. Ama Murat eve geldiğinde, ben yokmuşum gibi davranmam gerekiyor. Bazen Elif’in gözlerinde utanç ve çaresizlik görüyorum; bazen de kendi anneliğimi sorguluyorum: Nerede hata yaptım?

Bir gün, yine Murat’ın geliş saatine yakın, Elif yanıma geldi. Gözleri doluydu. “Anne, biliyorum çok zor ama… Murat seni evde istemiyor. Lütfen idare et,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. “Neden?” diye sordum. “Ben ne yaptım?” Elif başını eğdi: “Bilmiyorum anne… O hep böyleydi.”

Murat’la ilk tanıştığımız günü hatırladım. Elif onu eve getirdiğinde, güler yüzlüydü ama gözlerinde bir mesafe vardı. Hiçbir zaman bana “anne” demedi. Bayramlarda bile elimi öpmekten kaçındı. İlk başlarda bunu çekingenliğine verdim; zamanla alışır sandım. Ama yıllar geçti, Murat’ın bana olan soğukluğu buz gibi kaldı.

Bir gün, Zeynep ateşlendi. Elif işteydi, Murat ise evdeydi. Kızımı aradım ama ulaşamadım. Zeynep’in ateşi yükselince panikledim ve Murat’a seslendim: “Murat! Zeynep çok kötü, hastaneye götürelim!” O ise kapıyı yüzüme kapattı: “Sen karışma! Ben hallederim.” O an hissettim ki bu evde bana yer yoktu.

Geceleri yalnız kaldığımda, annemin bana öğrettiği sabrı hatırlıyorum. “Evlat için her şeye katlanılır,” derdi annem. Ama bazen düşünüyorum: Katlanmak mı gerek yoksa hakkını aramak mı? Elif’e yük olmamak için susuyorum ama içimdeki yara büyüyor.

Bir akşam, Elif işten geç döndü. Yorgun ve üzgündü. Mutfağa geçip ona bir çay koydum. Sessizce yanıma oturdu. “Anne,” dedi fısıltıyla, “Murat’la tartıştık yine… Senin yüzünden değil, inan bana… Ama o seni istemiyor.” Gözlerinden yaşlar süzüldü. Ona sarıldım: “Kızım, ben senin için buradayım. İstersen giderim.” Elif başını salladı: “Hayır anne… Sensiz yapamam.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi evimde olsam da yalnızdım; kızımın evinde ise fazlalık gibi hissediyordum kendimi. Sabah olunca Zeynep’in yanına gittim. Küçük elleriyle bana sarıldı: “Babaanneciğim, sen gitme olur mu?” Ona gülümsedim ama içim kan ağlıyordu.

Bir gün apartmanda komşu Ayşe Hanım’la karşılaştım. Halimi sordu; anlatamadım. Sadece “İyiyim” dedim. O ise gözlerimin içine baktı: “Sen iyi değilsin Hatice Abla… Bir derdin var.” O an gözyaşlarımı tutamadım. Ayşe Hanım beni evine davet etti; çay koydu, dinledi. Ona her şeyi anlattım: Murat’ın tavırlarını, Elif’in çaresizliğini… Ayşe Hanım başını salladı: “Senin suçun yok Hatice Abla… Bazen damatlar böyle olur; kendi annelerini bile istemezler evlerinde.”

O günden sonra biraz daha güçlendim sanki; yalnız olmadığımı hissettim. Ama yine de her akşam aynı korkuyla saklanmaya devam ettim.

Bir gün Elif hastalandı; yataktan kalkamıyordu. Evin tüm yükü bana kaldı. Murat ise yine bana tek kelime etmeden gelip gidiyordu. Bir akşam mutfakta bulaşık yıkarken Murat içeri girdi; göz göze geldik. İlk defa sesini yükseltti: “Sen hâlâ burada mısın? Ne zaman gideceksin?” O an elimdeki tabak yere düştü; camlar paramparça oldu.

“Ben buradayım çünkü kızım hasta! Torunum küçük! Sen neden bu kadar nefret ediyorsun benden?” dedim titreyen bir sesle.

Murat bir an sustu; sonra yüzünü çevirdi: “Ben kimseyi istemiyorum bu evde! Kendi başımıza kalmak istiyorum!”

O an anladım ki mesele ben değildim; Murat kendiyle savaşıyordu belki de… Ama olan bana ve kızıma oluyordu.

Elif iyileştiğinde ona gitmek istediğimi söyledim. Gözleri doldu: “Anne, sensiz ne yaparım?” dedi.

Ama ben de yorulmuştum artık; yıllardır süren bu görünmezlikten, bu sessiz acıdan…

Kendi evime döndüm; yalnızlığın sessizliğinde düşünmeye başladım: Bir anne ne kadar fedakârlık yapmalı? Bir kadın ne kadar susmalı? Yoksa susmakla yanlış mı yapıyoruz?

Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız? Gerçekten ben mi fazlaydım yoksa ailedeki asıl sorun konuşulmayanlar mıydı?