Bir Seçimin Eşiğinde: Annem mi, Eşim mi?
“Ya annen ya ben, başka yolu yok!” diye bağırdı Serkan, gözleri öfkeyle parlıyordu. O an mutfağın ortasında, ellerim titrerken, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Annemin sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Kızım, bu adam seni bizden koparıyor. Sen bizim kanımızsın!”
Küçük bir Anadolu kasabasında doğdum, adım Elif. Babam emekli öğretmen, annem ev hanımıydı. Hayatımız sade ama huzurluydu; ta ki ben Serkan’la tanışana kadar. Serkan, kasabanın yeni atanmış genç doktoruydu. Onunla tanıştığımda hayatımda ilk defa kalbim bu kadar hızlı atmıştı. Annem ilk başta çok sevindi, “Kızım doktorla evleniyor!” diye komşulara ballandıra ballandıra anlattı. Ama zamanla işler değişti.
Evliliğimizin ikinci yılında annemle aramda görünmez bir duvar örülmeye başladı. Serkan’ın ailesi şehir dışındaydı, annem ise her fırsatta evimize gelmek istiyor, bana karışıyor, Serkan’ın alışkanlıklarını eleştiriyordu. “Kızım, adam sabah kahvaltısında zeytin yemiyor mu? Böyle şey olur mu?” gibi laflar havada uçuşuyordu. Serkan ise annemin bu müdahalelerinden rahatsızdı; bana belli etmese de bakışlarından anlıyordum.
Bir gün annem yine habersiz geldi. Serkan gece nöbetindeydi. Annem mutfağa girip dolabı açtı, “Bak bakayım, dolapta doğru düzgün yemek var mı? Kocana nasıl bakıyorsun sen?” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Annemi çok seviyordum ama artık kendi yuvamı kurmuştum. O gece Serkan eve geldiğinde annemin söylediklerini anlattım. Yorgun gözleriyle bana baktı: “Elif, ben seninle bir hayat kurmak istedim. Ama annenin gölgesinde yaşayamam.”
O günden sonra Serkan ile annem arasında soğuk bir savaş başladı. Annem her fırsatta bana Serkan’ın ailesinin ilgisizliğinden şikayet ediyor, Serkan ise annemin sürekli evimize gelmesinden yakınıyordu. Ben ise iki ateş arasında kalmıştım. Bir gün annem ağlayarak aradı: “Kızım, senin için her şeyimi verdim. Şimdi bir yabancı için beni bırakıyorsun.” O gece sabaha kadar ağladım.
Kasabada dedikodular başladı. Komşular fısıldaşıyordu: “Elif’in kocası annesini eve sokmuyormuş.” Babam bile bana kırgın bakmaya başladı. Bir akşam Serkan eve geldiğinde yüzü asıktı. “Elif,” dedi, “Bu böyle gitmez. Ya annenle arana mesafe koyarsın ya da ben bu evde daha fazla kalamam.”
O an dünya başıma yıkıldı. Annemi seçsem, sevdiğim adamı kaybedecektim; Serkan’ı seçsem, annemin gözyaşlarıyla yaşayacaktım. O gece sabaha kadar düşündüm. Sabah annemi aradım, “Anne,” dedim titreyen sesimle, “Sana çok ihtiyacım var ama artık kendi yuvamı kurmam gerek.” Annem telefonda sustu, sonra hıçkırıklarını duydum.
Serkan ise o akşam eve geldiğinde bana sarıldı: “Biliyorum zor ama birlikte aşacağız.” Ama işler hiç de kolay olmadı. Annem bana küstü, aylarca aramadı. Kasabada herkes bana sırt çevirdi. Pazara gittiğimde kadınlar arkamdan fısıldaşıyordu: “Annesini kocasına değişti.”
Bir gün babam kapımıza geldi. Gözleri doluydu: “Elif,” dedi, “Annen çok hasta oldu. Seni çok özlüyor.” O an içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. Koşa koşa annemin yanına gittim. Yatakta bitkin yatıyordu. Elini tuttum: “Anne, seni hiç bırakmadım ki…” Annem gözlerini açtı, bana baktı ve fısıldadı: “Kızım, mutlu musun?”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Mutlu muyum? Evet, Serkan’ı seviyorum ama annemin sevgisi olmadan eksik hissediyorum. O günden sonra annemle aramız yavaş yavaş düzeldi ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Şimdi her gece yatağa yattığımda kendime soruyorum: Bir kadının kendi hayatını kurması için annesinden vazgeçmesi mi gerekir? Yoksa aile sevgisiyle evlilik arasında bir denge kurulabilir mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?