Kaybolan Mezar Taşı: Bir Annenin Sessiz Çığlığı ve Bir Köyün Yarası

“Kim yaptı bunu? Kim oğlumun mezar taşını yerinden söktü?” diye bağırdım, ellerim titreyerek toprağa dokunurken. Sabah ezanından hemen sonra, mezarlığa gittiğimde Efe’nin mezarının başında taşın olmadığını gördüğümde, içimde bir şey koptu. Gözlerim karardı, dizlerimin bağı çözüldü. Yanıma koşan komşum Ayşe, “Gülten abla, sakin ol, belki birileri yanlışlıkla kaldırmıştır,” dedi ama gözlerindeki korkuyu saklayamıyordu.

Oğlum Efe’yi üç yıl önce bir trafik kazasında kaybettim. O gün bugündür her sabah mezarına gidip dua ederim. Efe benim tek evladımdı; eşim Halil’le yıllarca çocuk sahibi olamamıştık. Efe mucize gibi gelmişti hayatımıza. Onu kaybettiğimde, köydeki herkes bana acıyarak bakmaya başladı. Ama ben acımı içime gömdüm, kimseye göstermedim. Sadece mezarlıkta, Efe’nin başında ağlardım.

Mezar taşını yaptırmak için yıllarca biriktirdim. Efe’nin adını, doğum ve ölüm tarihini, altına da “Seni hiç unutmayacağız” yazdırdım. Taşı ilk kez mezara koyduğumda köydeki herkes toplanmıştı. Herkesin gözünde yaş vardı ama bazı bakışlar bana hep soğuk gelmişti. Özellikle muhtarın eşi Nermin’in bakışları…

O sabah mezar taşının kaybolduğunu öğrenen köyde dedikodu başladı. Kimisi “Çocuklar şaka yapmıştır,” dedi, kimisi “Defineciler mezarlığa dadandı,” diye fısıldadı. Ama ben biliyordum; bu işte başka bir şey vardı. İçimde bir his, bunun sadece bir şaka ya da tesadüf olmadığını söylüyordu.

Eve döndüğümde Halil bana kızdı: “Yeter artık Gülten! Her gün mezarlıkta ne işin var? Oğlumuz gitti, kendini de mi kaybedeceksin?” diye bağırdı. Onun acısı da büyüktü ama o başka türlü baş ediyordu; susarak, içine kapanarak… Ben ise konuşmadan duramıyordum.

O gece uyuyamadım. Efe’nin çocukluğunu düşündüm; ilk adımlarını, bana sarılışını, okuldan koşarak gelişini… Sonra mezar taşının kaybolduğu an gözümün önüne geldi. Kimdi bunu yapan? Neden yapmıştı?

Ertesi gün köy kahvesine gittim. Herkes bana bakıyordu ama kimse konuşmuyordu. Sadece yaşlı Mehmet dede yanıma gelip sessizce, “Evladım, bazen köydeki sırlar mezardan bile çıkar,” dedi ve uzaklaştı. O an içimde bir korku büyüdü.

Ayşe ile birlikte köyün gençlerinden Ali’yi bulduk. Ali gece bekçiliği yapıyordu ve o gece mezarlık tarafında birilerini gördüğünü söyledi: “İki kişi vardı abla, biri kısa boylu, biri uzun. Ellerinde fener vardı. Ama kim olduklarını seçemedim.”

Köyde herkes birbirinden şüphelenmeye başladı. Muhtar İsmail bile gelip bana, “Gülten abla, bu işin peşini bırakma ama kimseyi de suçlama,” dedi. Ama ben biliyordum; bu işin içinde köyün büyüklerinden biri vardı.

Bir hafta boyunca her gece mezarlığa gittim. Bir gece, mezarın başında bir gölge gördüm. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu ama korkmadım. Yaklaştığımda Nermin’i gördüm; muhtarın eşi… Elinde bir torba vardı ve yere bir şeyler bırakıyordu.

“Nermin! Ne yapıyorsun burada?” diye bağırdım.

Nermin irkildi, torbayı yere düşürdü. Gözleri doldu: “Gülten abla… Ben… Ben sana söylemek istedim ama korktum.”

“Ne söyleyeceksin? Mezar taşını sen mi aldın?”

Nermin ağlamaya başladı: “Hayır! Yemin ederim ben almadım! Ama… Ama Efe’nin ölümünden sonra bazı şeyler değişti köyde. O gece kazadan sonra Halil’in arabasını görmüşlerdi köyün dışında…”

Birden beynimden vurulmuşa döndüm. “Ne diyorsun sen Nermin? Halil o gece evdeydi!”

Nermin başını eğdi: “Ben sadece duyduklarımı söylüyorum abla… Belki de biri seni susturmak için yaptı bunu.”

O an kafamda binlerce soru dolaşmaya başladı. Eve döndüğümde Halil’e her şeyi sordum: “O gece gerçekten neredeydin Halil? Bana yalan mı söyledin?”

Halil önce sustu, sonra gözleri doldu: “Gülten… Ben o gece Efe’yle tartıştım. Arabayla dışarı çıktım, sinirimi atmak için dolaştım ama kazadan haberim yoktu. Sonra polis aradı…”

Dünya başıma yıkıldı. Yıllardır içimde taşıdığım acının üstüne şimdi bir de şüphe eklenmişti. Halil’in bana yalan söylemesi, Efe’nin ölümünün ardındaki sır perdesi…

Köyde dedikodular büyüdü; herkes birbirine düşman oldu. Kimisi Halil’i suçladı, kimisi beni… Mezar taşının kaybolması sadece bir taşın değil, bütün köyün huzurunun kaybolmasıydı.

Bir sabah mezarlığa gittiğimde mezar taşını eski yerinde buldum; ama kırılmıştı. Üzerine kırmızı boya ile “Gerçekler ortaya çıkacak” yazılmıştı.

O an anladım ki bu sadece benim acım değildi; köyün geçmişinde saklı kalan sırların da acısıydı bu.

Şimdi her sabah Efe’nin başında dua ederken düşünüyorum: Bir annenin acısı ne zaman biter? Gerçekler ortaya çıktığında huzur bulacak mıyız yoksa daha büyük yaralar mı açılacak?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Acınızı içinize mi gömerdiniz yoksa gerçeğin peşinden gitmeye devam mı ederdiniz?