Bizim Evimiz, Ama Bizim Değil: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı
“Anahtarlar artık Murat’ta kalacak, kızım. Sen de bilirsin, ailede büyük olanın sözü geçer.” Kayınvalidemin sesi soğuk ve kesin. Ellerim titriyor, avuçlarımda ter birikmiş. Eşim Serkan başını öne eğmiş, göz göze gelmeye cesaret edemiyor. O an içimde bir şeyler kırılıyor. Yıllarca biriktirdiğimiz, her köşesine emeğimizi kattığımız o ev… Artık bizim değilmiş gibi.
İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, evlendiğimizin ikinci yılında Serkan’la birlikte bu evi almıştık. Düğün takıları, annemden kalan birkaç parça altın, Serkan’ın yıllarca çalıştığı inşaatlardan biriktirdiği para… Hepsini ortaya koyduk. Ev küçük ama sıcaktı. Her sabah camdan bakınca umut doluyordum; bu evde çocuklarımız büyüyecek, yaşlanınca burada oturup çay içecektik.
Ama işte şimdi, kayınvalidem Fatma Hanım’ın tek bir cümlesiyle her şey altüst oldu. Murat, Serkan’ın küçük kardeşi, işsiz güçsüz dolaşıyor, borçları başını aşmış. Bir gün ansızın kapımızda belirdi; “Anne, bana yardım etmezsen mahvolacağım!” diye ağladı. Fatma Hanım da oğlunun gözyaşına dayanamadı. “Bu evde artık Murat da kalacak,” dedi önce. Sonra işler daha da büyüdü; “Ev Murat’ın üstüne geçsin, siz de burada oturmaya devam edersiniz,” dedi. Sanki biz hiç yokmuşuz gibi.
Serkan’la o gece sabaha kadar konuşamadık. O sessizce sigarasını içti, ben mutfakta ağladım. Sabah olunca cesaretimi topladım; “Serkan, bu bizim hakkımız değil mi? Neden sesini çıkarmıyorsun?” dedim. Gözleri doldu; “Annemin gönlü olsun istiyorum, Murat zaten toparlanamazsa yine bize dönerler,” dedi. Ama içimdeki öfke dinmiyordu.
Bir hafta sonra Murat valiziyle geldi. Salonda televizyonun karşısına kuruldu, sanki evin sahibiymiş gibi. Akşam yemeklerinde sofrada laf sokmalar başladı; “Abla, şu yemek biraz tuzsuz olmuş,” ya da “Evde temizlik aksıyor galiba.” Kayınvalidem de her fırsatta bana laf çakıyor; “Senin annen olsa böyle yapmazdı.”
Bir gün annem aradı; sesimi duyar duymaz anladı bir şeylerin ters gittiğini. “Kızım, iyi misin?” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Annem sustu önce, sonra yutkunarak; “Evladım, insan bazen susmak zorunda kalır ama haksızlığa da boyun eğme,” dedi. O an anladım ki yalnız değilim ama gücüm de tükeniyor.
Geceleri uykum kaçıyor. Kendi evimde yabancı gibiyim. Serkan’la aramızda görünmez bir duvar örüldü. O annesinin ve kardeşinin arasında kalmış, ben ise kendi hayatımın dışında bırakılmış gibiyim.
Bir akşam Murat eve sarhoş geldi. Kapıyı yumrukluyor, bağırıyor: “Burası benim evim! İstediğim gibi yaşarım!” Komşular camdan bakıyor, ben utancımdan yerin dibine giriyorum. Serkan araya girmeye çalıştı ama Murat ona da bağırdı: “Senin karın yüzünden bu hale geldim!”
O gece Serkan ilk kez bana sarıldı ve ağladı: “Ne yapacağımı bilmiyorum Zeynep,” dedi. “Ailem dağılıyor.”
Ertesi gün Fatma Hanım geldi; “Siz isterseniz başka bir yere taşının, Murat’a huzur lazım,” dedi yüzüme bile bakmadan. O an içimdeki tüm umutlar söndü. Eşyalarımızı toplarken her köşeye dokundum; mutfak perdesini ben dikmiştim, duvardaki tabloyu annem hediye etmişti… Şimdi hepsi geçmişte kaldı.
Küçük bir kiralık eve taşındık. Serkan içine kapandı, ben ise her gün işe gidip geliyorum ama aklım hep eski evimizde. Bir gün komşumuz Ayşe Abla aradı; “Zeynep, Murat evi satılığa çıkarmış,” dedi. Dizlerimin bağı çözüldü.
Serkan’la birlikte avukata gittik ama tapu Murat’ın üstüne geçtiği için elimizden bir şey gelmedi. Yıllarca emek verdiğimiz yuvamız şimdi başkasının olacak.
Aylar geçti… Serkan’la aramızdaki mesafe büyüdü. O ailesine kızgın ama bana da kırgın; “Keşke daha fazla mücadele etseydik,” diyor bazen. Ben ise geceleri kendi kendime soruyorum: Bir insan ailesi için ne kadar fedakârlık yapmalı? Haksızlığa ne kadar dayanmalı?
Şimdi yeni evimizdeyiz ama içimde hep bir eksiklik var. Bazen pencereden dışarı bakarken eski evimizi düşünüyorum; orada yaşadığım mutlulukları ve acıları…
Siz olsaydınız ne yapardınız? Aileniz için susar mıydınız yoksa hakkınızı sonuna kadar arar mıydınız?