Kırık Zamanlar: Annemle Yaşadığım Hayatın Sessiz Çığlığı

“Yine mi geç kaldın, Zeynep?” Annemin sesi, mutfağın kapısından sızan ince bir duman gibi odama doldu. Saat akşam yediyi geçmişti, işten yeni gelmiştim. Yorgunluğumun üzerine annemin sitemi tuz biber ekti. Cevap vermek istemedim ama sustukça içimde biriken öfke, boğazıma düğümlendi.

“Anne, trafik vardı. Hem biliyorsun, patronum son anda rapor istedi.”

Annemin gözleriyle bana bakışını unutamıyorum. O bakışta hem kırgınlık, hem de çaresizlik vardı. Yıllar önce bana sarılıp saçlarımı okşayan elleri şimdi titreyerek çay bardağını tutuyordu. Ben ise 53 yaşında, hâlâ annesinin yanında yaşayan bir kadındım. Arkadaşlarımın çoğu torun sevmeye başlamıştı, ben ise annemin ilaç saatini kaçırmamak için alarm kuruyordum.

Her sabah saat altıda kalkıyorum. Annemin tansiyon ilacını veriyorum, kahvaltısını hazırlıyorum. Sonra hızlıca hazırlanıp işe gidiyorum. Akşam eve döndüğümde ise onu yalnız buluyorum; bazen televizyonun karşısında uyuyakalmış, bazen de eski fotoğraflara bakarken ağlıyor. Onu böyle görmek içimi parçalıyor ama bazen de öfkem kabarıyor. Çünkü ben de yoruldum. Çünkü ben de yaşlanıyorum.

Bir gün işyerinde Ayşe abla yanıma geldi. “Zeynep, senin hiç kendine vakit ayırdığın yok mu?” dedi. Gülümsedim ama gözlerim doldu. Ne diyebilirdim ki? Annemi bırakıp tatile gitmek mi? Ya da bir akşam dışarı çıkmak mı? Mümkün değil. Kardeşim yok, babam yıllar önce vefat etti. Annem bana emanet.

Bir akşam annemle tartıştık. “Senin yüzünden hiçbir yere gidemiyorum!” dedim istemeden. O an gözlerindeki hayal kırıklığını gördüm. “Ben yük mü oldum sana?” dedi kısık bir sesle. O an içimde bir şeyler koptu. Koşup ona sarıldım ama geç kalmıştım; o cümle çoktan aramıza duvar örmüştü.

Geceleri uyuyamıyorum artık. Kafamda sürekli sorular dönüyor: Ben ne zaman kendim olacağım? Annemi bırakıp kendi hayatımı kurmak bencillik mi? Yoksa bu fedakarlık sonsuza kadar sürecek mi?

Bir gün işten eve dönerken markette eski komşumuz Emine teyze ile karşılaştım. “Kızım, anneni huzurevine versen kimse seni suçlamaz,” dedi fısıltıyla. O an içimde bir utanç dalgası yükseldi. Annemi huzurevine vermek… Bu düşünce bile suçlu hissettiriyor bana. Türk aile yapısında anneye bakmak kutsaldır, bunu biliyorum. Ama ya ben? Benim hayatım ne olacak?

Geçen hafta annem banyoda düştü. Kapının önünde titreyerek ağladığını duydum. Koşup onu kaldırdım, elleri buz gibiydi. O an anladım ki annem artık eskisi gibi değil; güçsüz, korkak ve bana muhtaç. Ama ben de güçsüzüm artık.

Bir gece mutfakta otururken kendi kendime konuşmaya başladım: “Zeynep, sen ne zaman mutlu oldun en son?” Cevap veremedim. Çünkü mutluluğu hep erteledim; önce annem iyileşsin dedim, sonra işler yoluna girsin dedim… Ama hiçbir zaman sıra bana gelmedi.

Geçenlerde eski defterlerimi karıştırırken gençliğimde yazdığım bir şiiri buldum:

“Bir gün ben de uçarım,
Gökyüzüne dokunurum,
Kendime ait bir hayat kurarım.”

Şimdi o satırlara bakınca gözlerim doluyor. Çünkü o hayallerin hiçbiri gerçekleşmedi. Annem yaşlandı, ben de onunla birlikte yaşlandım.

Bazen pencereden dışarı bakarken komşu çocuklarının kahkahalarını duyuyorum. İçimde kıskançlıkla karışık bir hüzün beliriyor. Onlar özgürce koşup oynarken ben evin içinde dört duvar arasında sıkışıp kaldım.

Bir gün annem bana “Senin de hakkın var kızım,” dedi sessizce. “Ben olmasam belki daha mutlu olurdun.” O an ona sarılıp ağladım. Çünkü onu suçlamak istemiyorum ama kendi hayatımı da istiyorum.

Geçen ay doktora gittik; annemin sağlık durumu daha da kötüleşmişti. Doktor bana dönüp “Kendinize de dikkat etmelisiniz,” dedi ciddi bir sesle. O an fark ettim ki ben kendimi tamamen unutmuşum.

Bazen düşünüyorum: Eğer annemi huzurevine versem herkes beni yargılar mı? Ya da bu yükü taşımaya devam edersem kendi sağlığımı kaybeder miyim? Türk toplumunda kadın olmak zaten zor; bir de yaşlı annene bakmak zorunda kalınca hayat iyice daralıyor.

Geçen hafta işyerinde patronum bana bağırdı; performansım düşmüş, dikkatsizmişim… Haklıydı belki de ama kimse evde beni bekleyen yaşlı bir anneyle mücadele ettiğimi bilmiyor.

Bir akşam annem elimi tuttu: “Kızım, ben sana yük olmak istemem.” O an gözlerimden yaşlar süzüldü; çünkü ne onu bırakmaya ne de bu hayatı sürdürmeye gücüm kalmadı.

Şimdi geceleri dua ediyorum: Allah’ım, bana sabır ver… Ya da bir çıkış yolu göster.

Bazen düşünüyorum: Benim gibi kaç kişi var Türkiye’de? Kaç kişi annesiyle aynı evde yaşlanıyor, kendi hayatını erteleyip başkasının hayatını yaşıyor?

Sizce ben bencil miyim? Yoksa sadece insan mıyım?