Görülmeyen Kadın: Hayatım Başkalarının Gölgesinde
“Anne, çayımı getirdin mi?” diye bağırdı oğlum Arda, odasından. O an mutfakta elimdeki bardağı sıktığımı fark ettim. Parmaklarımda ince bir sızı hissettim ama kimse görmedi, kimse duymadı. Ben Sevim, bu evin annesi, eşi, kızı… Ama aslında kimim ben? Yıllardır aynı sorunun cevabını arıyorum.
Sabahları erkenden kalkıp kahvaltı hazırlarım, eşim Mehmet işe gitmeden gömleğini ütülerim, kızım Elif’in saçlarını örerim. Sonra herkes bir yerlere dağılır; ben ise evde yalnız kalırım. Pencereden dışarı bakarken, karşı apartmandaki kadınların birbirine selam verişini izlerim. Benimle kimse konuşmaz. Pazara gittiğimde bile manav bana bakmadan “Ne istersin abla?” der. Sanki şeffafım.
Bir gün apartman kapısında yeni bir yüz gördüm. Yaşlıca bir kadın, elinde poşetlerle merdivenleri çıkmaya çalışıyordu. Yardım etmek için yanına koştum. “Yardım edeyim mi?” dedim. Kadın başını kaldırıp bana baktı, gözlerinde bir minnettarlık vardı. “Çok sağ ol kızım, adım Münevver,” dedi. O an ilk defa biri bana gerçekten baktı gibi hissettim.
Münevver Hanım’la o günden sonra sık sık görüşmeye başladık. Çay içerken bana kendi gençliğinden, kaybettiği eşinden, çocuklarından bahsetti. Bir gün bana döndü ve “Sen hiç kendinden bahsetmiyorsun Sevim,” dedi. O an ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü ben kendimi anlatmayı unutmuştum.
Akşamları sofrada herkes telefonuna gömülürken, ben sessizce çorba karıştırırdım. Mehmet bazen göz ucuyla bakar, “Yemek tuzsuz olmuş,” derdi. Elif ise “Anne, arkadaşlarımın annesi onlara her hafta kek yapıyor,” diye sitem ederdi. O anlarda içimde bir boşluk oluşurdu; sanki ben sadece ihtiyaçları karşılayan bir makineydim.
Bir gece Münevver Hanım’la dertleşirken gözlerim doldu. “Bazen yokmuşum gibi hissediyorum,” dedim. O ise elimi tuttu: “Sen varsın Sevim, sadece kimse seni görmüyor.”
O günden sonra kendime küçük notlar yazmaya başladım. Aynada kendime bakıp “Sen de önemlisin,” dedim. Ama evde işler değişmedi. Bir gün Mehmet işten geç geldiğinde, ona “Ben de yoruluyorum,” dedim. Yüzüme şaşkınlıkla baktı: “Ne yorulacaksın ki? Evdesin bütün gün.” O an içimde yıllardır biriken öfke patladı:
“Evde olmak demek hiçbir şey yapmamak mı? Senin gömleğin ütülü, çocuğun tok, evin temiz diye mi ben yokum?”
Mehmet sustu. Arda ve Elif de şaşkınlıkla bana baktı. O gece ilk defa ağladım; hem de onların önünde.
Ertesi sabah Elif yanıma geldi, sessizce sarıldı: “Anne, dün gece korktum ama… galiba seni hiç anlamamışız.”
Münevver Hanım’la yürüyüşe çıktığımızda ona her şeyi anlattım. “Bazen insanın görünür olması için bağırması gerekirmiş,” dedi gülerek.
Bir gün apartmanda toplantı vardı. Herkes salonda toplanmıştı; genelde ben sessizce oturur, kimseye karışmazdım. Ama bu kez söz aldım: “Apartmanda kadınlar olarak birbirimize daha çok destek olmalıyız,” dedim. Herkes şaşırdı ama bazı kadınlar başlarını salladı.
Zamanla küçük değişiklikler oldu. Elif mutfakta bana yardım etmeye başladı, Arda odasını toplamayı öğrendi. Mehmet ise akşamları sofrada telefonunu bırakıp bana günümün nasıl geçtiğini sormaya başladı.
Ama en önemlisi, ben artık aynada kendimi görebiliyordum. Münevver Hanım bana bir defter hediye etti: “Kendini unutma diye yaz,” dedi.
Şimdi bazen düşünüyorum: Bir insanı var eden başkalarının bakışı mı, yoksa kendi sesi mi? Siz hiç kendi evinizde görünmez oldunuz mu?