Görülmeyen Gölge: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yine mi mercimek çorbası, Elif? İnsan bir gün de farklı bir şey yapar!” Murat’ın sesi mutfağın kapısından içeri öyle sert girdi ki, elimdeki kaşığı düşürdüm. O an, içimde bir şeyin daha kırıldığını hissettim. Yıllardır aynı sofrada oturup, aynı havayı soluduğum adam bana yabancıydı artık. Oysa ben, onun için her şeyi yapmaya hazırdım. Ama Murat’ın gözlerinde ne sevgi vardı ne de minnet. Sadece bıkkınlık, sadece ilgisizlik…
Küçük kızım Zeynep, masanın ucunda sessizce ödevini yapıyordu. Göz göze geldik. O da alışmıştı artık babasının bu çıkışlarına. Annem hep derdi: “Evlenirken gözünü dört aç kızım, adamın huyunu suyunu iyi bil.” Ama ben Murat’a âşık olmuştum. O zamanlar bana şiirler yazardı, çiçekler getirirdi. Şimdi ise evin içinde bir gölge gibi dolaşıyor, varlığıyla yokluğu bir oluyordu.
Bir akşam, Zeynep’in okul gösterisi vardı. Günlerdir heyecanla hazırlanıyordu. “Anne, babam da gelecek değil mi?” diye sorduğunda yutkundum. “Tabii ki kızım,” dedim ama içimden bir ses yalan söylediğimi fısıldadı. Gösteri günü geldiğinde Murat eve geç geldi, yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Zeynep’in gösterisine gideceğiz,” dedim. Omuzlarını silkti: “Benim işim var, sen götür.”
O an Zeynep’in gözleri doldu. Onun kalbi kırılırken benimki paramparça oldu. Eve döndüğümüzde annem aradı. Sesimdeki kırgınlığı hemen anladı: “Kızım, iyi misin?”
“İyiyim anne,” dedim ama sesim titriyordu. “Murat yine gelmedi.”
Annem derin bir iç çekti: “Bak Elif, hayat kısa. Bir kadının değeri önce kendine verdiği değerle başlar. Sen kendini bu kadar yıpratma.”
Ama nasıl yıpratmam? Her sabah Murat’ın kahvaltısını hazırlıyor, gömleğini ütülüyor, akşamları onu bekliyorum… O ise ya televizyonun karşısında uyuyakalıyor ya da telefonuna gömülüyor. Bir gün cesaretimi topladım, ona sordum:
“Murat, bana neden böyle davranıyorsun? Ben ne yaptım sana?”
Başını kaldırmadan cevap verdi: “Bir şey yaptığın yok Elif. Sadece… bilmiyorum, her şey çok sıkıcı.”
O an anladım ki mesele ben değilim; mesele onun içindeki boşluktu. Ama bu boşluğun yükünü ben taşıyordum.
Bir gün markette eski arkadaşım Derya’yla karşılaştım. Yüzümdeki yorgunluğu hemen fark etti: “Ne oldu Elif? Çok solgunsun.”
“Her şey yolunda,” dedim ama gözlerim doldu.
Derya elimi tuttu: “Bak, ben de yıllarca böyle yaşadım. Sonra bir gün aynaya baktım ve kendimi tanıyamadığımı fark ettim. Sen de kendini kaybetme.”
O gece uzun uzun düşündüm. Zeynep’in odasına girdim, saçlarını okşadım. “Anneciğim,” dedi uykulu bir sesle, “babam bizi sevmiyor mu?”
Boğazıma bir yumru oturdu. “Baban seni çok seviyor,” diyebildim sadece ama kendi söylediklerime inanmadım.
Bir sabah Murat’ın telefonuna yanlışlıkla gelen bir mesaj gördüm: “Bu akşam buluşalım mı?” Mesajın altında bir kadın adı vardı: Asuman.
Dünya başıma yıkıldı sandım. O an içimdeki bütün umutlar söndü. Murat eve geldiğinde yüzüne baktım; gözlerinde en ufak bir pişmanlık yoktu.
“Bunu bana nasıl yaparsın?” diye sordum titreyen bir sesle.
Omuzlarını silkti: “Elif, ben artık bu evde mutlu değilim.”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aradım yine; “Anne, ben ne yapacağım?”
Annemin sesi kararlıydı: “Kızım, hayatında ilk defa kendin için bir şey yap. Zeynep için güçlü olmalısın.”
Ertesi gün Murat’la konuştum: “Boşanmak istiyorum.”
Şaşırdı, hatta biraz öfkelendi: “Ne yani, bunca yıl sonra mı?”
“Evet,” dedim kararlı bir şekilde, “çünkü artık kendimi sevmek istiyorum.”
Boşanma süreci kolay olmadı. Aile büyükleri araya girdi; “Yuvanı yıkma Elif,” dediler. Ama ben artık yıkılmıştım zaten.
Zeynep’le birlikte yeni bir hayata başladık. İlk zamanlar çok zorlandık; maddi sıkıntılar, yalnızlık… Ama her sabah kızımın gözlerine bakınca doğru olanı yaptığımı anladım.
Bir gün Zeynep bana sarıldı: “Anne, artık daha çok gülümsüyorsun.”
Gözlerim doldu; çünkü ilk defa kendimi özgür hissettim.
Şimdi bazen geceleri pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Bir kadın ne zaman kendi değerini unutmaya başlar? Sevgi uğruna kendimizi feda etmeye değer mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?