Yaşlılığımda Unutulmuş Bir Anne: Çaresizliğin Eşiğinde

“Zeynep Hanım, yine mi yalnızsınız? Çocuklarınız hiç gelmiyor mu?” diye sordu komşum Ayşe abla, kapıdan başını uzatıp. Gözlerim doldu, cevap veremedim. Sanki boğazıma bir düğüm oturmuştu. O an, içimdeki fırtına dışarıdan bakınca belli olmuyordu belki ama, ben her geçen gün biraz daha eksiliyordum.

Küçük bir apartman dairesinin salonunda, eski koltuğumun köşesine sinmiş, ellerimi dizlerimde kenetlemiş oturuyordum. Oğlum Emre ve kızım Elif… Onlar için gençliğimi, sağlığımı, hayallerimi verdim. Şimdi ise bir telefon bile etmiyorlar. Bayramlarda, kandillerde aramıyorlar. Torunlarımı ayda yılda bir fotoğraftan görüyorum.

Geçen hafta Emre’yi aradım. “Oğlum, nasılsın? Bir ihtiyacın var mı?” dedim. Sanki ben ona değil de o bana bakmalıymış gibi… “Anne, çok yoğunum, iş güç… Çocuklar okula gidiyor, Ayşe de çalışıyor. Sana uğrayacak vaktim yok,” dedi. Sesi soğuktu. İçimden geçenleri söyleyemedim: Ben de bir zamanlar senin yaşındaydım oğlum, ben de çalışıyordum, ama sizin için her şeye yetişiyordum.

Elif desen… O da başka şehirde evlendi gitti. “Anneciğim, işlerim çok yoğun, çocuklar hastalandı,” diyor. Sanki ben hiç hasta olmadım, sanki ben hiç yorulmadım. Herkesin bahanesi var ama kimsenin bana ayıracak beş dakikası yok.

Gece olunca evin sessizliği daha da ağırlaşıyor. Televizyonu açıyorum, ses olsun diye. Ama ne izlediğimi bile bilmiyorum çoğu zaman. Yalnızlık insanın içine işliyor; duvarlar üstüme üstüme geliyor. Bir gün kalbim dursa, kimse günlerce fark etmez diye düşünüyorum bazen.

Bir sabah uyandığımda aynada kendime baktım. Saçlarım bembeyaz olmuş, gözlerimin altı morarmış. “Zeynep,” dedim kendi kendime, “sen ne zaman bu kadar yaşlandın?” O an karar verdim: Artık böyle devam edemezdi. Ya çocuklarım bana sahip çıkacak, ya da ben kendi yolumu çizecektim.

O gün Emre’yi tekrar aradım. “Oğlum,” dedim, “sana ve Elif’e bir şey söylemek istiyorum. Akşam görüntülü konuşalım.” Sesim titriyordu ama kararlıydım.

Akşam olunca bilgisayarın başına oturdum. Emre ve Elif ekranda belirdi. Yüzlerinde sabırsız bir ifade vardı.

“Anne, ne oldu? Acil bir şey mi var?” dedi Elif.

“Çocuklar,” dedim derin bir nefes alarak, “Ben artık yalnız başıma yapamıyorum. Ya bana yardım edeceksiniz, ya da evimi satıp huzurevine gideceğim.”

Bir anda sessizlik oldu. Emre gözlerini kaçırdı, Elif’in yüzü asıldı.

“Anne, ne diyorsun sen? Huzurevi de nereden çıktı?” dedi Emre.

“Elif,” dedim gözlerinin içine bakarak, “Ben size yük olmak istemem ama bu yalnızlık beni öldürüyor. Biriniz gelsin yanımda kalsın demiyorum; haftada bir uğrayın, arayın yeter.”

Elif’in sesi titredi: “Anneciğim, biz seni seviyoruz ama hayat çok zor… Çocuklar küçük, iş güç…”

“Ben de sizin için hayatımı verdim!” dedim sesimi yükselterek. “Bir gün bile ‘çok yorgunum’ deyip sizi ihmal etmedim!”

Emre araya girdi: “Anne, abartıyorsun bence. Herkesin hayatı yoğun.”

O an içimde bir şey koptu. “O zaman ben de kendi yolumu çizerim,” dedim ve bilgisayarı kapattım.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Gözyaşlarım yastığımı ıslattı. Sabah kalktığımda kararlıydım: Emlakçıya gittim, evimi satılığa çıkardım. Sonra mahalledeki huzurevini aradım; yer olup olmadığını sordum.

Bir hafta boyunca çocuklardan ses seda çıkmadı. Komşularım şaşkındı: “Zeynep abla, çocukların ne diyor bu işe?” diye soruyorlardı. Utanıyordum anlatmaya; sanki suçlu benmişim gibi hissediyordum.

Bir akşam kapı çaldı. Açtığımda Emre karşımdaydı; yanında torunum Defne vardı. Defne koşup boynuma sarıldı: “Babaanneee!” O an içimdeki buzlar biraz eridi ama Emre’nin yüzü asıktı.

“Anne,” dedi sessizce, “Bunu yapma ne olur… Evi satma, huzurevine gitme.”

“Peki ya ben? Ben bu yalnızlığa nasıl dayanacağım?” dedim gözyaşlarımla boğuşarak.

Emre başını eğdi: “Haklısın anne… Biz çok bencil davrandık.”

O gece uzun uzun konuştuk. Emre haftada iki gün uğrayacağına söz verdi; Elif de her gün arayacaktı artık. Ama içimde bir yara açılmıştı; yılların ihmalini bir gecede kapatmak mümkün değildi.

Şimdi bazen torunlarım geliyor; evde çocuk sesleri yankılanıyor. Ama yine de geceleri yalnız kaldığımda kendi kendime soruyorum: Bir anne olarak bu kadar fedakarlık yaptıktan sonra yalnız kalmak reva mı? Çocuklarımız büyüyünce neden bizi unutuyor? Sizce annelerimizin kıymetini ne zaman anlıyoruz?