Bir Damla Yağmurun Ardında: Hayatımı Değiştiren O Gün
“Yine mi yağmur?” Annemin sesi, mutfağın buğulu camında yankılandı. Elimdeki çay bardağına bakarken, dışarıda gökyüzünün karardığını, damlaların camda yarıştığını izliyordum. Annem, eski püskü hırkasına sarılmış, pencerenin önünde durmuştu. “Her yağmurda babanı hatırlıyorum,” dedi, sesi titrek ve uzak. O an, içimde bir şeyler koptu. Çünkü ben de her yağmurda babamı hatırlıyordum ama hiç konuşmamıştık bunu.
Babam üç yıl önce, bir Eylül akşamı evden çıkıp bir daha dönmemişti. Ne bir mektup, ne bir iz… Sadece sessizlik ve annemin gözlerinde bitmeyen bir bekleyiş. O günden beri evimizde konuşulmayan bir yas vardı. Annemle aramızda asılı kalan kelimeler, her yağmur damlasında biraz daha ağırlaşıyordu.
O akşamüstü, mutfakta otururken annem bana döndü: “Zeynep, hayat bazen bir anda değişir. Hiç beklemediğin bir anda…” Sözünü bitiremeden gözleri doldu. Ben de sustum. Çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum. Babamın yokluğunu konuşmak, sanki onu tamamen kaybetmek gibiydi.
Tam o sırada kapı çaldı. Yağmurun sesiyle karışan kapı zili, ikimizi de irkiltti. Annem aceleyle kapıya yöneldi. Ben de peşinden gittim. Kapıda, sırılsıklam olmuş yaşlı bir adam duruyordu. Yüzü tanıdık geliyordu ama çıkaramıyordum. Adam titreyen sesiyle, “Kusura bakmayın, yağmurda yolumu kaybettim… Bir bardak su alabilir miyim?” dedi.
Annem tereddüt etti ama sonra içeri davet etti adamı. Adam mutfağa geçtiğinde, ayakkabısından sıçrayan çamurlu su damlaları yerde küçük bir göl oluşturdu. Annem hemen bir bez getirdi, ben de adama çay koydum. Adam ellerini ısıtırken, gözleriyle etrafı süzdü. “Ne güzel bir aile eviniz var,” dedi hafifçe gülümseyerek.
O an annemin gözleri doldu; belki de uzun zamandır ilk kez yabancı birinin yanında bu kadar duygusallaşmıştı. Adam çayını yudumlarken anlatmaya başladı: “Benim de bir kızım vardı… Yıllar önce kaybettim onu. O günden beri yağmurlu günlerde hep yürürüm; belki bir yerde onun kokusunu bulurum diye.”
Annemin elleri titredi. Ben ise adamın sözlerinde kendi acımızı buldum. Sessizlik çöktü mutfağa; sadece yağmurun sesi ve adamın derin nefesleri vardı.
Birden annem konuştu: “Biz de kaybettik… Kocamı… Zeynep’in babasını.” Adam başını salladı: “Kaybetmek kolay değil kızım. Ama bazen kaybettiklerimiz bize yeni yollar açar.”
O gece adam bizde kaldı; annem ona eski babamın pijamalarını verdi, ben ise ona sıcak bir çorba yaptım. Sabah olduğunda adam gitmişti; sadece masanın üzerinde küçük bir not bırakmıştı: “Her kayıp yeni bir başlangıçtır.”
O günden sonra annemle aramızdaki sessizlik yavaş yavaş çözülmeye başladı. Babamın yokluğunu konuşmaya, acımızı paylaşmaya başladık. Yağmurlu günler artık sadece hüzün değil, umut da getirmeye başladı.
Yıllar geçti; ben üniversiteye başladım, annem ise mahallede kadınlara dikiş kursu vermeye başladı. Babamdan hâlâ haber yoktu ama artık onun yokluğuyla yaşamayı öğrenmiştik.
Bazen hâlâ o yağmurlu geceyi düşünürüm; kapımızı çalan o yabancı adamı… Belki gerçekten yolunu kaybetmişti, belki de bizim gibi kaybolmuş ruhlara tesadüfen dokunmuştu.
Hayat bazen bir damla yağmurla değişir mi gerçekten? Sizce kayıplarımız bizi güçlendirir mi yoksa içimizde onulmaz yaralar mı açar? Yorumlarınızı merak ediyorum.