Kırık Bir Kalbin Ardında: Elif’in Sessiz Çığlığı

— Elif, bekle! Asansör geliyor! — diye bağırdı arkamdan Ayşe. Ama ben çoktan koşmaya başlamıştım bile. Akşamın o yoğun saatinde, ofisin onuncu katından aşağıya inmek için asansör bulmak neredeyse imkânsızdı. Herkes bir an önce eve gitmek istiyordu; ben ise eve dönmekten korkuyordum.

Asansör kapısı açılır açılmaz, kalabalığın arasına sıkıştım. Yanımda duran adamın göğsüne istemeden yaslandım. O an, içimdeki tüm öfke ve çaresizlik bir anda yüzüme vurdu. “Pardon,” dedim kısık bir sesle, ama kimse duymadı. Herkes kendi derdindeydi zaten. İstanbul’da kimsenin kimseye bakacak vakti yoktu.

Asansör aşağıya indikçe, içimdeki huzursuzluk daha da arttı. Eve döndüğümde yine annemle babamın kavgasına şahit olacaktım. Annemin gözlerindeki korkuyu, babamın öfkeyle bağırışlarını, kardeşim Zeynep’in odasında sessizce ağlayışını… Hepsi her gün tekrar eden bir kabus gibiydi.

O akşam, apartmanın kapısından içeri girdiğimde, içeriden yükselen sesler yine kulaklarımı tırmaladı.

— Yeter artık, susun! — diye bağırdım içeri girer girmez. Annem ve babam bir an sustular, bana baktılar. Babam gözlerini kaçırdı, annem ise ağlamaya devam etti.

— Elif, kızım… — dedi annem titrek bir sesle.

— Ne var anne? Yine mi kavga? Yine mi aynı şeyler? Zeynep odasında ağlıyor, farkında mısınız? Ben artık dayanamıyorum! — dedim, gözlerim dolarak.

Babam sinirle bana döndü:

— Sen karışma! Burası benim evim! — dedi ve kapıyı çarpıp çıktı.

Annem yere çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. Yanına gidip sarıldım. O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren bu huzursuzluk, bu şiddet… Artık yeterdi.

O gece Zeynep’in yanına gittim. Küçük kız kardeşim, yastığına sarılmış ağlıyordu.

— Zeynep… — dedim usulca.

— Abla, babam bizi bırakacak mı? — dedi gözleri kocaman olmuş halde.

— Bilmiyorum canım… Ama ne olursa olsun, ben hep yanında olacağım. Söz veriyorum.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Düşündüm; bu evde daha ne kadar dayanabilirdim? Annem her gün biraz daha eriyor, Zeynep çocukluğunu yaşayamadan büyüyordu. Ben ise her sabah işe giderken aynada kendime bakıp “Bugün de dayanacaksın Elif” diyordum.

Ertesi sabah işe gitmek için evden çıktığımda, apartmanın önünde komşumuz Şükran Teyze’yle karşılaştım.

— Kızım, annen iyi mi? Dün gece çok ses geldi yine… — dedi endişeyle.

— İyidir Şükran Teyze… Biraz tartıştılar sadece… — dedim utançla başımı eğerek.

İstanbul’da herkes her şeyi duyar ama kimse karışmazdı. Herkesin kendi derdi vardı çünkü. Ama ben artık susmak istemiyordum.

O gün iş yerinde hiçbir şeye odaklanamadım. Ayşe yanıma gelip:

— Elif, iyi misin? Çok solgunsun bugün…

— İyiyim Ayşe… Sadece biraz yorgunum.

Ama yorgunluk değildi bu; çaresizlikti. Akşam eve dönerken kararımı verdim: Annemi ve Zeynep’i alıp bu evden gidecektik. Nereye gideceğimizi bilmiyordum ama artık burada kalamazdık.

Eve vardığımda annemi mutfakta buldum. Gözleri şişmişti yine ağlamaktan.

— Anne…

— Efendim kızım?

— Artık burada kalamayız. Bak Zeynep de ben de çok yorulduk. Sen de… Babam değişmeyecek anne. Bunu sen de biliyorsun.

Annem başını önüne eğdi. Uzun süre sessiz kaldı.

— Nereye gideceğiz Elif? Paramız yok ki…

— Gerekirse kadın sığınma evine gideriz anne. Ama burada kalırsak ya sen ya da babam bir gün daha kötü bir şey olacak diye korkuyorum.

Annemin gözlerinden yaşlar süzüldü. O an ilk defa bana sarıldı ve ağladı. O kadar uzun zamandır güçlü olmaya çalışıyordu ki, ilk defa kendini bırakmıştı sanki.

O gece annemle birlikte plan yaptık. Sabah olunca Zeynep’i okula bırakacak, sonra da eşyalarımızı toplayıp gidecektik. Korkuyordum ama başka çaremiz yoktu.

Sabah olduğunda babam evde yoktu. Hızlıca birkaç parça eşya topladık ve evden çıktık. Annem sürekli arkasına bakıyordu; sanki her an babam çıkıp karşımıza dikilecekmiş gibi.

Kadın sığınma evine vardığımızda içimde garip bir huzur vardı. İlk defa özgür hissediyordum. Annem de biraz rahatlamış gibiydi ama gözlerinde hâlâ korku vardı.

Orada bizim gibi birçok kadın ve çocuk vardı. Herkesin hikâyesi farklıydı ama acısı aynıydı. Bir akşam yemek sırasında yan masada oturan Hatice Abla bana döndü:

— Kızım, burası zor ama en azından güvendesiniz artık…

O an gözlerim doldu; ilk defa biri gerçekten anladı beni.

Günler geçtikçe annem biraz daha güçlendi; Zeynep yeniden gülmeye başladı. Ben ise iş aramaya başladım; yeni bir hayat kurmak için elimden geleni yapıyordum.

Bir gün babamdan mesaj geldi: “Geri dönün, her şeyi düzelteceğim.” Annem titreyen elleriyle telefonu bana uzattı.

— Ne yapacağız Elif?

— Anne, karar senin ama ben dönmek istemiyorum. Artık korkmak istemiyorum.

Annem uzun süre düşündü ve sonunda telefonu kapattı. O an ilk defa annemin gözlerinde umut gördüm.

Şimdi yeni bir evimiz var; küçük ama huzurlu bir yuva… Zeynep okulunda çok mutlu, annem ise yeniden hayata tutundu. Ben de üniversiteye hazırlanıyorum; belki bir gün psikolog olurum ve bizim gibi kadınlara yardım ederim diye hayal ediyorum.

Bazen geceleri hâlâ o eski günleri hatırlayıp ağlıyorum ama biliyorum ki artık yalnız değiliz. Hayat kolay değil ama en azından artık korkmuyoruz.

Siz hiç sevdikleriniz için her şeyi geride bırakmak zorunda kaldınız mı? Ya da korkularınızla yüzleşip yeni bir hayat kurmayı denediniz mi?