Kendi Evimde Yabancı: Bir Anne ve Oğulun Sessiz Çığlığı

“Ne istiyorsam onu yaparım! Burası benim yerim. Beğenmiyorsan çık git!” diye bağırdı oğlum Emre, gözlerini benden kaçırmadan. Sanki ben bu evde fazlalıkmışım gibi, sanki yıllarımı ona adamamışım gibi… O an içimde bir şeyler kırıldı. Sözleri, kalbime saplanan bir bıçak gibiydi. Kapının önünde durdum, elim titreyerek ceketimi aldım. Gözlerim doldu, ama ağlamamaya çalıştım. Çünkü Emre’nin yanında ağlamak istemiyordum; güçsüz görünmek istemiyordum. Ama başaramadım. Kapıyı sessizce kapatıp apartman boşluğuna çıktım. Gözyaşlarım artık saklanamazdı.

Haziran ayıydı, ama içim buz gibiydi. Sitenin çocuk parkına doğru yürüdüm, kimseye görünmeden bir banka oturdum. Etrafımda çocuk sesleri vardı, ama ben sadece kendi içimdeki sessizliği duyuyordum. Ceketimi sıkıca sardım kendime. Yirmi beş yıl önce bu mahalleye gelin geldiğimde, ne hayallerim vardı… Şimdi ise kendi evimde yabancıydım.

Emre’yle aramızdaki ilişki, son yıllarda iyice bozulmuştu. Eşim Murat’ın vefatından sonra her şey değişmişti. Emre, üniversiteyi bitirip iş bulamayınca eve döndü. İşsizlik, geçim derdi, hayatın yükü onu hırçınlaştırdı. Ben ise hem oğluma destek olmaya çalışıyor hem de evin masraflarını karşılamak için temizlik işlerine gidiyordum. Ama ne yapsam yaranamıyordum.

Bir gün eve yorgun argın döndüğümde Emre’yi bilgisayar başında buldum. “Emre, akşam yemeği hazır,” dedim usulca. Kafasını kaldırmadan, “İstemiyorum,” dedi. “Neden böyle davranıyorsun oğlum? Ne oldu sana?” diye sordum. Birden öfkeyle sandalyesini itti, “Anne, yeter! Sürekli dırdır ediyorsun! Beni rahat bırak!” diye bağırdı. O an içimde bir fırtına koptu ama dışarıya sadece sessiz bir hıçkırık çıktı.

Komşular bazen bana acıyan gözlerle bakıyorlardı. “Aysel abla, oğlunla aran nasıl?” diye soranlar oluyordu. Ne diyebilirdim ki? “Her şey yolunda” deyip geçiyordum. Kimseye derdimi anlatamıyordum; çünkü herkesin kendi derdi vardı bu ülkede. Zaten dul bir kadının derdini kim dinlerdi ki?

Bir akşam Emre eve geç geldi. Yüzünde yorgunluk ve öfke vardı. “Neredeydin oğlum?” dedim endişeyle. “Sana ne anne? Hesap mı vereceğim?” dedi sertçe. “Sadece merak ettim…” dedim kısık sesle. “Bıktım artık bu evden! Bıktım senden!” diye bağırdı. O an komşuların duvarın arkasında kulak kabarttığını hissettim. Utandım… Hem oğlumdan hem de mahalleden utandım.

Bir gece mutfakta sessizce ağlarken, annem aklıma geldi. O da zamanında babamla ve abimle çok uğraşmıştı. “Evlat büyütmek ateşten gömlek kızım,” derdi hep. Şimdi o gömleğin içinde yanıyordum.

Bir gün Emre iş görüşmesine gittiğini söyledi. Umutlandım… Belki her şey düzelir diye düşündüm. Akşam eve geldiğinde yüzü asıktı. “Ne oldu oğlum?” dedim umutla. “Almadılar! Yine almadılar! Herkes torpilli burada! Benim gibi garibanı kim ne yapsın?” dedi ve kapıyı çarpıp odasına kapandı. O gece sabaha kadar uyuyamadım.

Ertesi sabah Emre’yi kahvaltıya çağırdım. Masaya oturduğunda gözleri şişmişti. “Oğlum, bak… Hayat zor biliyorum ama birlikte atlatacağız,” dedim elini tutmaya çalışarak. Elini çekti, “Sen anlamazsın anne! Senin zamanında her şey kolaydı!” dedi öfkeyle. İçimden bir şeyler koptu yine… Ben de gençken hayallerimi bırakıp bu eve gelmiştim; şimdi ise oğlumun hayallerinin enkazında yaşıyordum.

Bir gün temizlikten dönerken komşu Fatma abla beni yakaladı: “Aysel, bak kızma ama… Emre’yi kahvede görmüşler, kötü arkadaşlarla takılıyormuş.” İçim buz gibi oldu. Eve koşarak gittim, Emre’yi bulamadım. Gece yarısı geldiğinde sarhoştu. “Oğlum, ne yapıyorsun kendine?” dedim gözyaşlarıyla. “Bırak beni anne! Senin yüzünden böyle oldum!” dedi ve odasına kapandı.

O gece sabaha kadar dua ettim; Allah’ım oğlumu koru diye… Ama sabah olduğunda içimde bir boşluk vardı.

Bir sabah Emre’yle yine tartıştık. “Bu evde nefes alamıyorum anne! Sürekli üstüme geliyorsun!” dedi bağırarak. “Ben sadece senin iyiliğini istiyorum oğlum,” dedim titreyen sesimle. “İstemiyorum senin iyiliğini! Beni rahat bırak!” dedi ve kapıyı çarpıp çıktı.

O an anladım ki; bazen en sevdiklerimiz bile bize en büyük acıyı yaşatabiliyor.

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ o bankta oturuyorum. Gözlerim yaşlı, ellerim titrek… Kendi evimde yabancı oldum; oğlumun gözünde ise bir yük…

Peki ya siz? Hiç kendi evinizde yabancı hissettiniz mi? Bir anne olarak susmak mı gerekir yoksa mücadele etmeye devam mı etmeliyim? Lütfen bana yol gösterin…