İki Köfte ve Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Elif’in Hikayesi
“Elif, iki köfte yeter sana. Zaten biraz kilo versen fena olmaz.”
Engin’in sesi mutfakta yankılandı. O an, elimdeki tabağa bakarken boğazımda bir düğüm hissettim. Sofrada beş yaşındaki oğlum Kerem, üç yaşındaki kızım Zeynep ve altı aylık bebeğim Efe vardı. Onların gözleriyle bana bakışını gördüm; sanki annelerinin tabağından alınan köfteler değil de, onurlarından bir parça koparılmış gibiydi.
Altı yıl önce, hayalini kurduğum büyük aileye sahip olacağımı düşünmüştüm. Annem hep derdi: “Elif, kalabalık ailede huzur olur.” Ama kimse bana huzurun bazen evin en sessiz köşesinde kaybolabileceğini söylememişti.
Engin’le evlendiğimizde her şey çok güzeldi. Düğünümüzü hâlâ hatırlıyorum; annemin gözyaşları, babamın gururlu bakışları… O zamanlar Engin’in gözlerinde sevgi vardı. Şimdi ise çoğu zaman sadece eleştiri ve sabırsızlık görüyorum.
İlk çocuğum doğduğunda, Engin’in ilgisi azalmaya başladı. “Sen artık sadece annesin,” derdi. Oysa ben hâlâ Elif’tim; hayalleri olan, sevgiye aç bir kadındım. Zamanla ikinci çocuğumuz Zeynep doğdu. Uykusuz geceler, bitmeyen bebek ağlamaları… Engin ise işten gelince televizyonun karşısına geçip sessizce yemek yerdi. Bazen bana dönüp “Yine mi makarna? Bir gün de güzel bir şey yap,” derdi. Oysa ben gün boyu çocuklarla uğraşıp, evin işlerini yetiştirmeye çalışıyordum.
Üçüncü çocuğum Efe doğduğunda ise işler daha da zorlaştı. Annem arada gelir yardım ederdi ama o da yaşlıydı artık. Engin’in ilgisizliği ve küçümseyici tavırları arttıkça kendimi daha yalnız hissetmeye başladım. Bir gün aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı. “Ben kimim?” diye sordum kendime. Elif mi, anne mi, yoksa sadece bir gölge mi?
O akşam sofrada yaşanan köfte meselesi bardağı taşıran son damla oldu. Engin tabağımdan iki köfteyi alıp kendi tabağına koyduktan sonra bana dönüp alaycı bir şekilde gülümsedi: “Bak, çocuklar da görüyor. Anne biraz kilo verse fena olmaz.”
Kerem hemen araya girdi: “Anne güzel, baba!”
Zeynep ise tabağımdaki patatesleri bana uzattı: “Anne aç mı?”
O an gözlerim doldu ama ağlamadım. Çocuklarımın yanında güçlü olmak zorundaydım.
Gece herkes uyuduktan sonra mutfağa gidip pencereyi açtım. Soğuk hava yüzüme çarptı. İçimdeki yalnızlık hissiyle baş başa kaldım. Annemi aramak istedim ama gece yarısıydı. Sonra defterimi aldım ve yazmaya başladım:
“Bugün yine kendimi değersiz hissettim. Engin’in sözleri canımı acıttı. Çocuklarım için güçlü olmam lazım ama bazen çok yoruluyorum.”
Ertesi sabah Engin işe giderken bana dönüp “Bugün markete git, evde doğru düzgün bir şey yok,” dedi. Cüzdanını masanın üstüne bıraktı ama içinde sadece yirmi lira vardı. “Bununla ne alabilirim ki?” diye sordum sessizce.
O gün markette kasada sıra beklerken yanımdaki kadın bana gülümsedi: “Üç çocukla kolay olmuyor değil mi?” dedi.
Bir an gözlerim doldu: “Bazen çok zor,” dedim kısık sesle.
Kadın omzuma dokundu: “Yalnız değilsin,” dedi ve gitti.
O cümle gün boyu aklımdan çıkmadı: Yalnız değilsin… Ama ben kendimi çok yalnız hissediyordum.
Akşam çocuklar uyuduktan sonra Engin televizyon izlerken yanına oturdum.
“Elif, ne var yine?” dedi gözlerini ekrandan ayırmadan.
“Konuşmamız lazım Engin,” dedim titreyen bir sesle.
“Yine neyi büyütüyorsun? Herkes aynı durumda,” dedi umursamazca.
“Ben herkes değilim! Ben Elif’im! Üç çocuk doğurdum, bu ev için her şeyimi verdim ama sen bana sadece eleştiri veriyorsun,” dedim gözlerimden yaşlar süzülürken.
Engin bir an sustu, sonra öfkeyle kalktı: “Duygusal davranmayı bırak! Herkesin derdi var!”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Çocuklarımın yüzüne baktım; onlar için güçlü olmam gerektiğini biliyordum ama içimdeki boşluk büyüyordu.
Bir hafta sonra annemi ziyarete gittim. Annem ellerimi tuttu: “Kızım, mutsuzsan bunu değiştirmek senin elinde,” dedi.
“Ama anne, ya yalnız kalırsam? Üç çocukla ne yaparım?”
Annem gözlerimin içine baktı: “Yalnızlık bazen iki kişiyle yaşanmaktan iyidir Elif’im.”
O sözler içime işledi. Eve döndüğümde Engin yine aynıydı; ilgisiz, soğuk ve küçümseyici… Ama ben değişmeye karar verdim.
Bir akşam çocuklar uyuduktan sonra defterime şunları yazdım:
“Belki de yalnız kalmak, kendimi bulmak için bir fırsattır. Çocuklarım için örnek olmalıyım; bir kadının değeri sadece anneliğiyle ya da eşliğiyle ölçülmez.”
Şimdi otuz altı yaşındayım ve hayatımın en zor kararını vermek üzereyim. Belki de Engin’den ayrılmalıyım… Korkuyorum ama biliyorum ki çocuklarımın güçlü bir anneye ihtiyacı var.
Sizce bir kadın, sırf yalnız kalmaktan korktuğu için mutsuzluğa mahkûm olmalı mı? Yoksa kendi değerini bulmak için risk almalı mı?