Artık Beklemeyeceğim: Hayatımın Kontrolünü Elime Aldım

“Yeter artık!” diye bağırdım, annemin salonun ortasında bana diktiği o sert bakışlara rağmen. Babam gazeteyi indirdi, ablam mutfaktan kafasını uzattı. O an, yıllardır içimde biriken her şeyin tek bir kelimeyle dışarı taştığını hissettim. “Ben artık beklemek istemiyorum!”

Küçükken hep uslu bir çocuk olmam istenirdi. Annem, “Kız kısmı acele etmez, sabreder,” derdi. Babam ise, “Bizim ailede kimse laf dinlemezlik etmez,” diye eklerdi. Üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulmak için çabaladım, ama asıl mesele iş değilmiş meğer. Herkesin gözü bende: “Ne zaman evleneceksin Elif?”

Bir gün, iş çıkışı otobüste tanıştım Baran’la. Gözleri gülerdi, sesi huzur verirdi. İlk başta her şey güzeldi; birlikte çay içip hayaller kurardık. Ama zamanla Baran’ın da ailesinin beklentileri ortaya çıktı. “Annemler seni görmek istiyor,” dediğinde kalbim heyecanla çarptı. Ama o buluşmada annesi bana şöyle dedi: “Kızım, bizim ailede kadınlar evde oturur, çocuklarına bakar.”

O an içimde bir şey kırıldı. Ben yıllarca okudum, çalıştım, hayaller kurdum. Sırf birinin karısı ve çocuklarının annesi olmak için mi? Baran’la tartışmalarımız arttı. Bir gece telefonda bana bağırdı: “Elif, biraz sabret! Her şey zamanla olur.”

Sabretmek… Yine mi? Yıllardır sabrediyorum zaten! Annemin, babamın, ablamın, şimdi de Baran’ın isteklerine göre yaşadım. Kendi isteklerimi hep erteledim.

Bir akşam eve geç geldim. Annem kapıyı açtı, yüzü asık: “Kız başına bu saatte nerede kaldın?” Babam arkamdan bağırdı: “Bu gidişle kimse seni almaz!” O an gözlerim doldu ama ağlamadım. İçimde bir öfke vardı artık.

Ertesi gün iş yerinde müdürüm bana yeni bir proje teklif etti: “Elif Hanım, Ankara’daki ofise geçici olarak gitmenizi istiyoruz.” İçimden bir ses hemen “Hayır” dedi; ailem ne derdi? Baran ne derdi? Ama sonra aynada kendime baktım. Gözlerimin altı mor, yüzüm solgun… Ben kimdim?

O gece Baran’ı aradım. “Baran, Ankara’ya gitmek istiyorum,” dedim. Sessizlik oldu telefonda. Sonra sesi buz gibi çıktı: “Benimle evlenmek istemiyor musun?”

“Baran, ben kendimle evlenmek istiyorum önce,” dedim titreyen bir sesle.

Ailemle konuşmak daha da zordu. Annem ağladı: “Kızım, biz sana güveniyoruz ama Ankara’da tek başına nasıl yaşarsın?” Babam suratını astı: “Biz sana güveniyoruz da dünya kötü.” Ablam ise sessizce elimi tuttu: “Belki de haklısın Elif.”

O gece sabaha kadar düşündüm. Hayatım boyunca hep başkalarının kararlarını bekledim. Kendi mutluluğumu hep erteledim. Sabah kalktığımda valizimi hazırladım. Annem kapıda ağladı, babam sessizce sarıldı.

Ankara’ya ilk vardığımda korktum. Yabancı bir şehirde tek başıma… Ama ilk defa özgür hissettim. Kendi evimde istediğim saatte yemek yedim, istediğim müziği açtım. Kimseye hesap vermedim.

Baran birkaç kez aradı, mesaj attı: “Dön ne olur.” Ama dönmedim. Ailem de zamanla alıştı; annem hâlâ her gün arar ama artık bana daha çok güvenir.

Bir akşam işten dönerken yağmur başladı. Islanmış halde eve yürürken içimde tarifsiz bir huzur vardı. O an anladım ki hayatımı başkaları için değil, kendim için yaşamalıyım.

Şimdi bazen düşünüyorum: Yıllarca neden bekledim? Neden kendi isteklerimi hep erteledim? Sizce de kadınlar bu ülkede kendi hayatlarının iplerini eline almakta neden bu kadar zorlanıyor? Siz olsanız ne yapardınız?