Nefessiz Kaldığım Gecede
Kapının anahtarını yavaşça çevirdim, elim titriyordu. İçerideki sessizliği bozmamaya çalışarak ayakkabılarımı çıkardım, nefesimi tuttum. Annemin odasından gelen hafif ışık, koridora sızıyordu. Bir an için umutlandım: Belki de uyumuştur. Ama tam odama yönelmişken, aniden ışıklar yandı. O an, evdeki sessizlik birden paramparça oldu.
— Elif, saat kaç biliyor musun? Neredeydin bu saate kadar?
Annemin sesi öyle sert ve kırıcıydı ki, içimde bir şeyler çatırdadı. Göz göze geldik. Onun gözlerinde öfke, benimkilerde ise korku ve suçluluk vardı. Yutkundum, kelimeler boğazımda düğümlendi.
— Anne, sadece arkadaşlarla oturduk. Söz veriyorum, kötü bir şey yapmadım.
Annem ellerini beline koydu, yüzünde tanıdık bir hayal kırıklığı ifadesi.
— Elif, bu kaçıncı? Her gece geç geliyorsun. Komşular ne der? Baban duysa ne yapar biliyor musun?
Bunu duymak içimi daha da daralttı. Hep aynı cümleler: “Komşular ne der? Baban ne der?” Sanki ben yokum, sanki benim hislerim hiç önemli değil. O an içimde bir isyan yükseldi ama yine de sesimi çıkaramadım. Sadece başımı eğip odama yöneldim.
Kapımı kapattığımda, sırtımı kapıya yasladım ve derin bir nefes almaya çalıştım. Ama sanki odada hiç hava yoktu; boğuluyordum. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Her gece aynı kabus: Annemle tartışmalar, babamın suskunluğu, ablamın uzaktan izleyen bakışları…
Telefonum titredi. Mesaj: “İyi misin?” diye sormuştu Zeynep. Ona her şeyi anlatabilen tek kişiydi. “Yine kavga ettik,” diye yazdım. “Dayanamıyorum artık.”
Zeynep hemen aradı.
— Elif, bak bana… Senin suçun değil bu. Ailenin beklentileriyle yaşamak zorunda değilsin.
Ama ben öyle hissetmiyordum. Sanki üzerimde görünmez bir yük vardı; ailemin hayalleriyle, toplumun kurallarıyla eziliyordum. Üniversite sınavına hazırlanıyordum ama ne istediğimi bile bilmiyordum. Annem doktor olmamı istiyordu, babam ise öğretmen olmamı… Ben ise sadece resim yapmak istiyordum.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Duvardaki eski posterlere baktım; çocukken çizdiğim resimler hâlâ oradaydı. O zamanlar annem bana hep destek olurdu. Ne zaman değişti her şey? Ne zaman birbirimize yabancı olduk?
Sabah kahvaltıda hava gergindi. Babam gazeteye gömülmüş, annem ise sessizce çay dolduruyordu. Ablam göz ucuyla bana baktı ama hiçbir şey söylemedi.
— Elif, bugün okuldan sonra eve geliyorsun, dedi annem aniden.
— Neden?
— Konuşmamız lazım.
Bütün gün okulda aklım evdeydi. Arkadaşlarım sınav stresinden bahsederken ben annemin ne söyleyeceğini düşünüyordum. Eve dönerken ellerim buz gibiydi.
Eve girer girmez annem beni salona çağırdı. Babam da oradaydı.
— Elif, dedi annem yavaşça, seninle ilgili endişeliyiz. Son zamanlarda çok değiştin.
Babam başını kaldırmadan konuştu:
— Kızım, biz senin iyiliğini istiyoruz. Bu kadar başına buyruk olamazsın.
İçimde bir şeyler koptu o an.
— Ben başıma buyruk değilim! Sadece kendim olmak istiyorum! Sizin istediğiniz gibi biri değilim diye neden hep suçlu hissediyorum?
Annemin gözleri doldu, babam ise ilk defa bana uzun uzun baktı.
— Elif… Biz seni korumaya çalışıyoruz. Dünya zor bir yer.
— Biliyorum! Ama beni anlamıyorsunuz! Ben resim yapmak istiyorum, doktor ya da öğretmen olmak istemiyorum!
O an odada derin bir sessizlik oldu. Annem ağlamaya başladı, babam ise gözlerini kaçırdı.
Ablam odaya girdi, sessizce yanıma oturdu ve elimi tuttu.
— Elif haklı… Hepimiz kendi hayatımızı yaşamalıyız.
Annem ablama döndü:
— Sen de mi böyle düşünüyorsun?
Ablam başını salladı:
— Evet anne… Elif’in hayalleri var ve ona destek olmalıyız.
O gece ailece uzun uzun konuştuk. İlk defa herkes duygularını açıkça söyledi. Annem geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını anlattı; babam gençliğinde yapmak isteyip de yapamadıklarını… Ben de korkularımı ve hayallerimi paylaştım.
Kolay olmadı tabii… Hâlâ tartışıyoruz, hâlâ anlaşamadığımız çok şey var ama artık birbirimizi dinlemeye çalışıyoruz.
Bazen hâlâ nefessiz kaldığımı hissediyorum ama artık yalnız olmadığımı biliyorum.
Siz hiç ailenizin beklentileriyle kendi hayalleriniz arasında sıkışıp kaldınız mı? Kendi yolunuzu seçmek için nelerden vazgeçtiniz?