Saklı Gözyaşlarım: Bir Apartman Dairesinde Hayatla Mücadele
— Elif, yine mi ağlıyorsun? Bütün apartman duyuyor vallahi! Ne oldu kızım, biri mi öldü?
Ayşe Teyze’nin sesi kapının aralığından içeri dolduğunda, gözyaşlarımı aceleyle sildim. Şalımı omzuma attım, derin bir nefes aldım ve kapıyı araladım. Karşımda, elinde poşetlerle Ayşe Teyze duruyordu. Yüzünde hem merak hem de hafif bir öfke vardı.
— Yine işte… Müdürüm… Yani, yine bağırdı bugün. Yetiştiremedim raporu. Herkesin içinde küçük düşürdü beni, dedim. Sesim titriyordu.
Ayşe Teyze içeri girdi, poşetleri mutfağa bıraktı. — Kızım, bak ben sana kaç kere dedim. Güçlü olacaksın! Ağlamakla bir yere varılmaz. Şu börekleri koyayım da çay demle, biraz konuşalım.
Çaresizce başımı salladım. Annemden sonra bana en çok sahip çıkan oydu bu apartmanda. Ama bazen onun da sözleri ağır geliyordu. Çaydanlığı ocağa koyarken içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. Herkes güçlü olmamı istiyordu ama kimse ne kadar yorulduğumu sormuyordu.
Ayşe Teyze mutfağa geçti, sandalyeye oturdu. — Elif, bak kızım, ben de gençken çok çektim. Rahmetli kocam işsizdi, üç çocukla ortada kaldım. Ama ağlayarak bir yere varamadım. Sen de bırak şu gözyaşlarını.
Bir an sustum. Gözlerim doldu yine. — Ben de güçlü olmaya çalışıyorum ama bazen dayanamıyorum, dedim kısık sesle.
O sırada telefonum çaldı. Ekranda annemin adı yazıyordu. Açmaya korktum ama Ayşe Teyze’nin bakışları altında açmak zorunda kaldım.
— Elif? Kızım, nasılsın? Bugün babanla konuştuk, hala terfi alamadın mı? Bak herkesin kızı bir yerlere geldi, sen hâlâ aynı yerde sayıyorsun! Komşular soruyor, ne diyeyim ben onlara?
Annemin sesiyle içimdeki yara bir kez daha kanadı. — Anne, elimden geleni yapıyorum ama işler kolay değil… Müdürüm çok baskı yapıyor…
— Bahane bulma! Senin yaşında ben iki çocuk büyütüyordum! dedi annem ve telefonu kapattı.
Ayşe Teyze başını salladı. — Annen de haklı tabii ama biraz da anlaması lazım seni.
Birden içimde bir öfke patladı. — Herkes haklı! Müdürüm haklı, annem haklı, komşular haklı! Ben ne zaman haklı olacağım? Benim hislerim ne zaman önemli olacak?
Ayşe Teyze sustu. Sadece çayın fokurtusu duyuluyordu mutfakta.
O gece uyuyamadım. Tavana bakıp düşündüm: Neden hep ben yetemiyorum? Neden herkesin beklentisi bu kadar ağır? Sabah işe gitmek için hazırlandığımda gözlerim şişmişti.
Ofise girdiğimde müdürüm Serkan Bey hemen çağırdı:
— Elif Hanım, dün akşamki rapor eksikti! Sizden daha fazla performans bekliyorum. Eğer böyle devam ederse… dedi ve cümlesini tamamlamadan döndü.
Masanın başında ellerim titredi. Arkadaşlarım bana acıyarak bakıyordu. Kimse yanıma gelip bir şey demedi. Herkes kendi derdindeydi zaten.
Öğle arasında tuvalete gidip sessizce ağladım. Aynada kendime baktım: Gözlerim kan çanağı gibi olmuştu. “Bu muydu hayalini kurduğum hayat?” diye sordum kendime.
Akşam eve dönerken markete uğradım. Kasada sırada beklerken arkamdan bir ses duydum:
— Elif abla? Sen misin?
Döndüm, apartmandan Zeynep’in kızı Derya’ydı. — Abla iyi misin? Çok yorgun görünüyorsun.
Bir an duraksadım. — İyiyim Derya’cığım, sadece işler yoğun…
Derya başını eğdi. — Annem diyor ki, sen çok çalışkansın ama kendine hiç vakit ayırmıyorsun. Bazen insanın kendini sevmesi lazımmış.
Derya’nın sözleri içime işledi. Eve döndüğümde aynanın karşısına geçtim ve ilk defa kendime baktım: “Elif, sen kendini ne zaman seveceksin?”
O gece Ayşe Teyze kapımı tekrar çaldı. — Kızım, gel biraz balkonda oturalım.
Balkonda otururken yıldızlara baktık. — Elif, bak hayat kolay değil. Ama bazen de bırakacaksın başkalarının ne dediğini… Biraz da kendin için yaşayacaksın.
Gözlerim doldu yine ama bu sefer ağlamadım. Sadece sessizce yıldızlara baktım.
Ertesi sabah işe gitmeden önce aynada kendime söz verdim: Bugün kimse için değil, sadece kendim için gülümseyeceğim.
Ama o gün ofiste işler yine karıştı. Müdürüm yine bağırdı, annem yine aradı ve yine beklentiler… Eve döndüğümde yorgunluktan yere yığıldım.
Ayşe Teyze kapımı çaldı bu kez elinde bir tabak irmik helvasıyla: — Kızım, hayat böyledir işte; bazen tatlı bazen acı… Ama unutma: Sen varsın! Senin hislerin de önemli!
O gece günlüğüme şunu yazdım: “Hayat hep başkalarının beklentileriyle mi geçecek? Ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım? Sizce insan ne zaman gerçekten özgür olur?”