Sadece Bir Cüzdan mı Oldum? – Bir Türk Annenin Kayıp Kimliği

“Anne, bu ay gönderdiğin para yetmedi. Okulda herkes yeni telefon aldı, ben hâlâ eskiyle geziyorum. Ne zaman anlayacaksın?”

Kızım Elif’in bu mesajını okuduğumda, ellerim titredi. Almanya’da, soğuk bir kasabanın daracık mutfağında, bulaşık suyunun içinde donup kaldım. Yıllardır çocuklarım için çalışıyor, her ay kazandığımın çoğunu Türkiye’ye gönderiyordum. Ama artık onların gözünde sadece bir banka hesabıydım. Ne zaman anneleri oldum, ne zaman sadece bir cüzdan? Bilmiyorum.

İlk başta her şey farklıydı. Eşim Hasan işsiz kalınca, “Birimiz gitmeli” dedik. O zamanlar Elif 10, küçük kızım Zeynep ise 7 yaşındaydı. “Anneciğim, ne olur gitme!” diye ağlamışlardı. Ama başka çarem yoktu. “Sizin için gidiyorum,” dedim. “Bir gün daha iyi bir hayatımız olacak.”

İlk yıllar çok zordu. Almanca bilmiyordum, temizlik işlerinde çalıştım. Ellerim çatladı, sırtım ağrıdı. Her akşam yorgun argın eve dönerken, kızlarımı görüntülü arardım. Onların gülüşüyle avunurdum. Ama zamanla aramalar kısaldı. Önce Elif, sonra Zeynep meşgul olmaya başladı. “Anne, şimdi ders çalışıyorum.” “Anne, arkadaşlarımla dışarı çıkacağım.”

Hasan da değişti. Başlarda bana destek olurdu, sonra aramızdaki mesafe büyüdü. Bir gün telefonda sesini yükseltti: “Sen burada yoksun! Her şey bana kaldı!” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı.

Yıllar geçti. Kızlar büyüdü, ben yaşlandım. Onlara daha iyi bir gelecek sunmak için kendimi unuttum. Onların doğum günlerinde yalnız kaldım, bayramlarda yalnız ağladım. Her ay para gönderdim; faturalar, okul masrafları, kurslar… Ama hiçbir zaman “Anne, nasılsın?” diye sormadılar.

Geçen yaz izne geldiğimde evde yabancı gibi hissettim. Elif odasında telefonuyla meşguldü, Zeynep arkadaşlarıyla dışarıdaydı. Hasan ise televizyonun karşısında sessizdi. Sofrada konuşacak konu bulamadık. Bir ara Elif başını kaldırıp sordu: “Anne, Almanya’da maaşlar arttı mı? Bu sene üniversiteye başlayacağım, masraflar artacak.”

O an içimde bir fırtına koptu. “Ben sizin annenizim!” diye bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Sadece başımı eğdim.

Bir gece Zeynep’le mutfakta yalnız kaldık. Cesaretimi topladım: “Kızım,” dedim, “Beni özledin mi hiç?”

Zeynep gözlerini kaçırdı: “Tabii anne… Ama alıştık işte.”

“Alıştınız mı? Neyine alıştınız? Annesizliğe mi?”

Cevap vermedi. Sadece omuz silkti.

O gece sabaha kadar ağladım. Kendime sordum: Ben ne zaman sadece para gönderen biri oldum? Ne zaman anneliğimi kaybettim?

Almanya’ya döndüğümde iş yerinde Ayşe ablayla dertleştik. O da yıllardır burada çalışıyor, çocukları Türkiye’de büyüyor.

“Ayşe abla,” dedim, “Sence çocuklarımız bizi seviyor mu? Yoksa sadece paramızı mı bekliyorlar?”

Ayşe abla derin bir iç çekti: “Bazen düşünüyorum da Hatice… Biz onlara daha iyi bir hayat vermek isterken kendimizi unuttuk. Onlar da bizi unuttu.”

O günden sonra her şey değişti. Artık her ay para gönderirken içim acıyor. Kızlarıma mesaj atıyorum: “Sizi seviyorum.” Cevap kısa: “Biz de.”

Bir gün Elif aradı: “Anne, burs başvurusu için banka dekontu lazım.”

“Peki kızım,” dedim, “Ama bana bir şey söylemek ister misin?”

“Ne gibi?”

“Mesela… Özlediğini?”

Sessizlik oldu telefonda. Sonra Elif usulca dedi ki: “Anne… Bilmiyorum.”

İşte o an anladım ki; yıllar boyunca verdiğim emek, onların gözünde sadece maddi bir karşılık bulmuştu.

Şimdi düşünüyorum; acaba yanlış mı yaptım? Onlara daha iyi bir hayat sunmak isterken sevgimi kaybettim mi? Bir anne sadece para gönderen biri midir? Yoksa çocuklarının yanında olup sevgisini hissettiren mi?

Bazen gece yarısı pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum:

“Ben ne zaman sadece bir cüzdan oldum? Siz olsaydınız ne yapardınız?”