Bir Kış Akşamı Asansörde Başlayan Hayat

“Baba, neden annem ağlıyor?”

Asansörün soğuk metal duvarlarına yaslanmış, elimdeki market poşetinin sapı avucuma acı veriyordu. O an, beş yaşındaki kızım Elif’in sesiyle irkildim. Yanımda, eski gri montuyla eşim Zeynep duruyordu; gözleri şişmiş, bakışları yere sabitlenmişti. Asansörün aynasında üçümüzün yansımasına bakarken, içimdeki fırtına dışarıdan asla belli olmuyordu.

“Bir şey yok kızım, annene biraz başı ağrıyor,” dedim, ama Elif’in gözleriyle bana inanmadığını hissettim. O küçücük elleriyle Zeynep’in elini daha sıkı tuttu. Asansör ağır ağır yukarı çıkarken, içimdeki huzursuzluk daha da büyüdü. O gün işten erken çıkmıştım; patronumun öfkeli bakışları hâlâ aklımdaydı. Eve dönerken marketten aldığım ekmek ve sütle her şeyin düzeleceğine inanmak istiyordum ama gerçekler başka türlüydü.

Zeynep’le son zamanlarda sürekli tartışıyorduk. Annemle aynı apartmanda oturmak başta kolay gelmişti; çocuk bakımı için destek olur diye düşünmüştük. Ama annemin her şeye karışması, Zeynep’in üstünde baskı kurması, evde huzuru bozmuştu. Zeynep’in sabrı tükenmişti; ben ise arada kalmıştım. Bir yanda annemin “O kadın seni yönetiyor” sözleri, diğer yanda Zeynep’in “Senin ailenden bıktım” çıkışları…

Asansör kapısı açıldığında, annemin sesi koridordan yankılandı: “Adam, yine mi geç kaldın? Elif aç kaldı!”

Zeynep’in yüzü bir anlığına karardı. Elif ise annesinin eteğine daha da yapıştı. “Anneanneye gitmek istemiyorum,” diye fısıldadı.

O an içimde bir şeyler koptu. “Anne, lütfen biraz susar mısın?” dedim istemsizce. Annem şaşkınlıkla bana baktı. “Ne diyorsun sen oğlum?”

“Yeter artık! Her gün kavga gürültü… Elif’in yanında bari sus!”

Annemin gözleri doldu. Zeynep bana minnetle baktı ama aynı zamanda korkuyla. Elif ise ağlamaya başladı.

O gece evde sessizlik hakimdi. Elif’i yatırdıktan sonra Zeynep’le mutfakta oturduk. Ellerim titriyordu; ne diyeceğimi bilemiyordum.

“Adam,” dedi Zeynep sessizce, “Böyle devam edemem. Ya annenle aramıza mesafe koyarsın ya da ben Elif’i alıp giderim.”

Sanki biri kalbimi sıkıyordu. “Bunu bana yapamazsın,” dedim öfkeyle.

“Bak, ben kötü biri değilim. Ama bu evde nefes alamıyorum artık. Sen de biliyorsun.”

O an sustum. Çünkü haklıydı. Annemle Zeynep arasında kalmak beni de tüketmişti. Ama annemi yalnız bırakmak da istemiyordum; babam yıllar önce bizi terk ettiğinden beri annem bana tutunmuştu.

Gece boyunca uyuyamadım. Elif’in odasına gidip başını okşadım; uykusunda bile kaşları çatılıydı. O küçücük bedeniyle bu kadar yük taşımak zorunda mıydı? Sabah olduğunda kararımı vermiştim.

Kahvaltıda anneme döndüm: “Anne, biz taşınacağız.”

Annemin elindeki çay bardağı titredi. “Ne diyorsun sen? Beni yalnız mı bırakacaksın?”

“Anne, bak… Böyle olmuyor. Elif için… Zeynep için… Kendimiz için…”

Annem ağlamaya başladı; “Sen de mi gidiyorsun? Hepiniz beni terk ediyorsunuz!”

Zeynep gözyaşlarını tutamadı; Elif ise sessizce tabağındaki zeytini oynatıyordu.

O hafta içinde küçük bir ev bulduk. Taşınırken annemin kapısında durup ona sarıldım. “Anne, seni bırakmıyorum. Sadece biraz uzaklaşmamız gerekiyor.”

Annem başını çevirdi; “Beni unutur gidersiniz,” dedi kırgınlıkla.

Yeni evimize taşındığımız ilk gece Elif yanıma gelip sarıldı: “Baba, artık kavga etmeyecek misiniz?”

Gözlerim doldu; “Hayır kızım, artık kavga etmeyeceğiz.”

Ama işler sandığım kadar kolay olmadı. Annem her gün aradı; bazen ağladı, bazen bağırdı. Zeynep ise yeni evde huzurlu olmaya çalıştı ama suçluluk duygusu yakasını bırakmadı.

Bir akşam işten eve dönerken apartmanın girişinde komşumuz Ayşe Teyze’yle karşılaştım. “Annen çok yalnız kaldı oğlum,” dedi acıyarak.

Eve çıktığımda Zeynep pencerenin önünde oturuyordu; elinde eski bir fotoğraf vardı: Düğünümüzden bir kare… Yanına oturdum.

“Adam,” dedi gözleri dolu dolu, “Beni suçluyor musun?”

Başımı salladım; “Hayır… Sadece… Keşke her şey daha kolay olsaydı.”

Ertesi gün Elif okuldan döndüğünde bana bir resim gösterdi: Bir ev çizmişti; yanında üç kişi el ele tutuşuyordu.

“Bu bizim yeni evimiz mi?” diye sordum.

Elif başını salladı: “Evet ama anneannem de gelsin istiyorum.”

O an anladım ki hiçbir çözüm tam anlamıyla mutlu etmeyecek kimseyi… Aile olmak bazen birlikte acı çekmek demekti.

Bir akşam annemi yemeğe davet ettik. Masada sessizlik hakimdi. Elif dayanamayıp annesinin elini tuttu: “Anneanne, lütfen üzülme.”

Annem gözyaşlarını sildi; “Ben de sizi çok özledim,” dedi kısık sesle.

O gece herkes biraz daha rahatladı sanki… Ama biliyorum ki yaralar hemen kapanmaz.

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ içimde bir boşluk var: Doğru olanı yaptım mı? Ailem için en iyisi bu muydu? Siz olsanız ne yapardınız?