Bir Yabancıya Dönüşen Evlat: Annemle Aramdaki Sessiz Uçurum
— Oğlum…
Annemin sesi, eski bir plak gibi titrek ve kederliydi. Kapının önünde, elinde eski bir fotoğraf albümüyle bana bakıyordu. Gözleri, yılların yorgunluğunu ve içinde büyüttüğü umudu taşıyordu. Ben ise, içimdeki öfkeyi ve kırgınlığı bastırmaya çalışarak, soğuk bir ifadeyle cevap verdim:
— Lütfen, bana öyle demeyin. Ben sizin oğlunuz değilim artık.
Bir anlık sessizlik… Annem, albümü göğsüne bastırdı. Dudakları titredi, gözleri doldu. O an, çocukluğumdan beri ilk defa annemi bu kadar çaresiz gördüm. Yıllar önce yaşanan o büyük kavga, ailemizi paramparça etmişti. Babamın vefatından sonra her şey daha da zorlaşmıştı. Annemle aramızdaki bağ, her geçen gün biraz daha incelmiş, sonunda kopmuştu.
O günleri hatırladıkça içim acıyor. Üniversiteye başladığımda, İstanbul’a taşınmıştım. Annem ise küçük kasabamızda, eski evimizde kalmıştı. Babamın ölümünden sonra annem bana daha çok bağlanmak istemişti ama ben özgürlüğümü arıyordum. Her telefon konuşmamız tartışmayla bitiyordu. Bir gün, telefonda bana bağırdı:
— Sen de herkes gibi beni yalnız bırakacaksın! Hepiniz aynısınız!
O an, içimde bir şeyler koptu. O günden sonra annemi aramamaya başladım. Aradan yıllar geçti. Annem hastalandı ama bana haber vermediler. Ablam Zeynep aradı bir gün:
— Ahmet, annem seni çok özledi. Lütfen gel, çok hasta.
İçimde bir gurur vardı, kırgınlık vardı. Gitmedim. Sonra bir gün, işten eve dönerken kapım çaldı. Karşımda annem… Zayıflamış, saçları bembeyaz olmuştu. Elinde o eski fotoğraf albümüyle bana bakıyordu.
— Oğlum…
Yine aynı kelime… Ama ben artık o kelimeye ait hissetmiyordum. Annemin gözlerinde umut vardı ama benim içimde sadece boşluk…
— Benim adım Ahmet. Lütfen bana oğlum deme.
Annemin gözleri doldu. Sanki yılların yükü omuzlarına çöktü o anda.
— Ahmet… Sen benim canımsın. Ne olur affet beni…
O an içimde bir fırtına koptu. Anneme sarılmak istedim ama yapamadım. Yılların öfkesi, kırgınlığı önüme duvar örmüştü.
— Anne, neden hep beni suçladın? Neden babam öldükten sonra her şeyin suçlusu ben oldum? Neden hiçbir zaman anlamadın beni?
Annem yere çöktü, albümü açtı. Eski bir fotoğrafı gösterdi: Ben çocukken, babamın omzunda gülüyordum.
— Bak oğlum… Sen hep gülerdin. Ben seni korumak istedim sadece… Ama yanlış yaptım galiba.
O an gözlerim doldu ama ağlayamadım. Annemle aramdaki uçurum çok derindi.
— Anne, ben de seni korumak isterdim ama sen bana hiç izin vermedin.
Ablam Zeynep içeri girdi. Sessizce annemin yanına oturdu.
— Ahmet abi… Annem çok pişman. Lütfen biraz olsun affet onu.
O an içimdeki duvarlarda bir çatlak oluştu sanki. Annemin ellerini tuttum. Soğuktu elleri, titriyordu.
— Anne… Ben de pişmanım. Keşke zamanında konuşabilseydik.
Annem başını eğdi.
— Geç mi kaldık oğlum?
İçimde bir boşluk hissettim. Zamanın geri alınamayacağını biliyordum ama yine de annemin gözlerinde bir umut aradım.
— Bilmiyorum anne… Ama denemek isterim.
O gece annem bizde kaldı. Eski günlerden konuştuk, çocukluğumu anlattı bana. Her cümlesinde biraz daha yumuşadım. Sabah olduğunda annem mutfağa geçti, bana kahvaltı hazırladı. O an çocukluğuma döndüm sanki; annemin yaptığı menemenin kokusu tüm evi sardı.
Kahvaltıda sessizce oturduk. Annem gözlerimin içine baktı:
— Oğlum… Beni affettin mi?
Bir an düşündüm. Affetmek kolay değildi ama denemek istiyordum.
— Anne… Affetmek zaman alacak ama birlikte başarabiliriz.
Annemin gözleri parladı. O an yıllardır ilk defa kendimi huzurlu hissettim.
Ama hayat bu kadar kolay değildi tabii ki… Birkaç hafta sonra annemin hastalığı ilerledi. Hastaneye kaldırdık. Doktorlar umut vermiyordu.
Bir gece hastane odasında başucunda otururken annem elimi tuttu:
— Oğlum… Hayat kısa. Kırgınlıklar kalmasın aramızda.
Gözyaşlarımı tutamadım o an.
— Anne… Seni seviyorum.
Annem son kez gülümsedi ve gözlerini kapadı.
Şimdi annemin yokluğunda o eski fotoğraf albümüne bakıyorum her gece. Keşke zamanında konuşabilseydik diyorum kendi kendime.
Siz hiç annenizle aranızdaki duvarları yıkmak için geç kaldınız mı? Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmek mi?