Bir Daha İstemiyorum: Sadakat ve İhanetin Gölgesinde

“Yeter artık! Daha fazla dayanamıyorum!” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Annem, elindeki çay bardağını masaya bırakırken gözleri doldu. Babam ise televizyonun sesini biraz daha açtı, sanki duymamış gibi. O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır biriktirdiğim sabır, anlayış ve fedakarlık, bir anda yerle bir oldu.

Hayatımda ilk defa, gerçekten istemediğim bir şeyi yapmayı reddettim. Ama bu öyle kolay olmadı. Çünkü Zeynep vardı. Zeynep, çocukluk arkadaşım, sırdaşım, en zor zamanlarımda yanımda olan tek insandı. Dört yıl önce geçirdiğim trafik kazasında, altı ay boyunca hastane odasında yattığımda, ailem bile bana onun kadar yakın olmamıştı. Annem işten izin alamadı, babam zaten duygularını belli edemezdi. Eşim Serkan ise… O sadece iki kez geldi: ilki kaza haberini aldığı gün, ikincisi ise taburcu olacağım gün. O kadar.

Oysa Zeynep her gün yanımdaydı. Saçlarımı taradı, yemek yedirdi, moral verdi. O zamanlar Serkan’ın ilgisizliğini görmezden geldim; belki de evliliklerin böyle olduğunu düşündüm. Ama şimdi, Zeynep benden yardım isteyince hayır diyemedim. Çünkü ona borçluydum.

Zeynep’in eşi işsiz kalmıştı ve iki çocuğu vardı. Ev kirası birikmişti, borçlar üst üste gelmişti. Bana geldiğinde gözleri şişmişti ağlamaktan. “Ayşe, senden başka kimsem yok,” dediğinde içim parçalandı. “Biraz para bulmam lazım, yoksa evden atacaklar.”

Ben de zor durumdaydım aslında. Serkan’ın maaşı yetmiyordu, ben ise yarı zamanlı bir işte çalışıyordum. Ama Zeynep’e hayır diyemedim. Kendi birikimimden ona para verdim, hatta kredi kartımdan da çektim. Serkan’a söylemedim; çünkü biliyordum ki yine kavga çıkacaktı.

O gece Serkan eve geldiğinde yüzü asıktı. “Yine mi Zeynep’e yardım ettin?” diye sordu doğrudan. Yalan söyleyemedim.

“Evet,” dedim sessizce.

“Bizim halimiz ortada Ayşe! Sen hâlâ başkalarını düşünüyorsun,” diye bağırdı. “Ben artık bu evde kendimi misafir gibi hissediyorum!”

O an içimde bir öfke patladı. “Sen misafir gibi hissediyorsan, ben de yıllardır yalnız hissediyorum Serkan!” dedim gözyaşları içinde. “Hastanedeyken bile yanımda yoktun! Zeynep olmasaydı ben ne yapardım?”

Serkan sustu, yüzünü çevirdi. O gece konuşmadık. Sabah işe giderken kapıyı sertçe kapattı.

Günler geçtikçe aramızdaki mesafe büyüdü. Annemle babam da bu kavgaları duymuştu tabii ki. Annem her zamanki gibi beni suçladı: “Kocanın kıymetini bil kızım! Dost dostluğunu bilmez, gün gelir sırtını döner.” Babam ise sadece başını salladı.

Zeynep ise her gün arıyor, mesaj atıyordu. “Ayşe, iyi misin? Sana çok yük oldum biliyorum ama başka çarem yoktu.” Ona kızamıyordum; çünkü onun sayesinde hayatta kalmıştım.

Bir akşamüstü Zeynep’in evine uğradım. Çocukları açtı kapıyı; gözlerinde korku vardı. Zeynep mutfakta ağlıyordu yine. “Ayşe, ben ne yapacağım? Eşim iş bulamadı hâlâ… Komşular dedikodu yapıyor.”

O an ona sarıldım; ama içimde bir kırgınlık vardı artık. Kendi hayatımı mahvettiğimi hissettim.

Bir gece Serkan eve geç geldi; sarhoştu. “Senin yüzünden bu hale geldik!” diye bağırdı. “Ben mi suçluyum?” dedim titreyerek. “Sen hiç yanımda olmadın ki!”

O gece evi terk etti Serkan. Annemi aradım; ağladım saatlerce.

Ertesi gün Zeynep aradı: “Ayşe, ben sana yük oldum biliyorum… Ama sen de kendini düşünmelisin.”

O an fark ettim ki yıllardır başkalarını mutlu etmek için kendi mutluluğumu feda etmişim.

Bir hafta sonra Serkan eve döndü; konuşmak istediğini söyledi.

“Bak Ayşe,” dedi sessizce, “Ben de hata yaptım. Seni ihmal ettim… Ama biz böyle devam edemeyiz.”

Gözlerim doldu; “Ben de artık istemiyorum Serkan,” dedim. “Ne seni üzmek istiyorum ne de kendimi.”

O an karar verdik: Bir süre ayrı kalacaktık.

Zeynep’le de konuştum; ona da artık kendi hayatımı kurmam gerektiğini söyledim.

Şimdi yalnızım ama huzurluyum. Yıllarca başkalarının yükünü taşırken kendi hayatımı unuttuğumu anladım.

Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Sadakat mi önemli yoksa kendi mutluluğunuz mu? Hayat bazen bizi en sevdiklerimizle sınar… Sizce doğru olan nedir?