Artık Senin Annen Değilim: Bir Türk Annesinin Kızına Dair Acı Hikayesi
“Seninle artık görüşmek istemiyorum anne. Lütfen arama!”
Telefonun ucunda Elif’in sesi titriyordu ama kararlıydı. O an, sanki içimde bir şeyler koptu. Odamın ortasında, elimde telefon, dizlerimin bağı çözüldü ve yere çöküp ağlamaya başladım. Yirmi bir yaşında, üniversiteyi yeni bitirmiş, hayata umutla bakan bir genç kızken Elif’i kucağıma aldığım günü hatırladım. O zamanlar her şey çok zordu ama bir o kadar da güzeldi. Elif’in babası Murat’la büyük bir aşk yaşamıştık. Herkes karşı çıkmıştı, annem bile: “Kızım, daha yolun başındasın, acele etme,” demişti. Ama ben dinlemedim. Murat’ı gözümde büyüttüm, ona güvendim.
Elif doğduktan sonra Murat değişmeye başladı. İş bulamıyor, eve geç geliyor, bazen günlerce ortadan kayboluyordu. Bir gece, Elif henüz altı aylıkken, Murat valizini topladı ve kapıdan çıkarken bana sadece şunu söyledi: “Ben hazır değilim, hayatım daha yeni başlıyor.” O günden sonra bir daha dönmedi. Annem iki yıl önce kanserden ölmüştü, babam ise ben küçükken başka bir kadınla kaçıp gitmişti. Yani Elif’le tamamen yalnız kalmıştım.
O küçücük elleriyle bana sarılırken, ona söz verdim: “Seni asla bırakmayacağım.” Geceleri uykusuz kaldım, gündüzleri temizliklere gittim, komşuların çocuklarına baktım. Bazen cebimde sadece iki lira kalıyordu ama Elif’in mamasından, bezinden asla kısmadım. Kendi aç kaldım, ona yedirdim. Bir gün komşum Ayşe abla bana “Senin gibi güçlü kadın görmedim,” dediğinde gözlerim dolmuştu.
Yıllar geçti. Elif büyüdü, okula başladı. Onun için en iyi okulları araştırdım, burslar kovaladım. Her veli toplantısında tek başıma otururken diğer annelerin fısıldaşmalarını duyardım: “Babası yokmuş,” “Annesi temizlikçiymiş.” Ama ben aldırmadım. Elif’in gözlerinde umut vardı ya, bana yeterdi.
Liseye başladığında Elif değişmeye başladı. Artık benimle eskisi kadar konuşmuyor, odasına kapanıyordu. Bir gün okuldan ağlayarak geldi. “Anne, neden bizim babamız yok? Neden diğer çocuklar gibi değiliz?” dedi. O an içim parçalandı ama güçlü görünmeye çalıştım: “Biz birbirimize yeteriz kızım.”
Üniversiteye başladığında ise bambaşka biri oldu sanki. Yeni arkadaşlar edindi, sosyal medyada popüler oldu. Benimle konuşmaları azaldı, eve geç gelmeye başladı. Bir gün odasında onunla konuşmak istedim:
“Elif, kızım… Bir derdin mi var?”
“Anne lütfen! Her şeye karışma artık. Ben büyüdüm.”
O an ilk defa aramızda görünmez bir duvar örüldüğünü hissettim.
Bir süre sonra Elif’in hayatında biri olduğunu öğrendim: Berk. Zengin bir ailenin oğluymuş, arabası varmış, ailesiyle yurtdışına tatile gidiyorlarmış… Elif eve getirdiğinde Berk’in annesiyle tanıştım. Kadın bana yukarıdan bakarak “Elif’in annesi siz misiniz?” dediğinde utandığımı hissettim ama belli etmemeye çalıştım.
Bir akşam Elif eve geldiğinde yüzü asıktı:
“Anne… Berk’in ailesiyle tanışmaya gideceğim hafta sonu.”
“Ne güzel kızım, ben de gelir miyim?”
“Anne… Onlar… Yani… Senin gelmeni istemiyorlar.”
O an içimde bir şeyler kırıldı. “Neden?” diye sordum ama cevap vermedi. Sadece gözlerini kaçırdı.
O hafta sonu Elif evde yoktu. Ben ise eski fotoğraflarımıza bakıp ağladım. Onun ilk adımlarını attığı günü, birlikte parka gittiğimiz anları hatırladım. O kadar fedakarlık yapmıştım ki… Şimdi ise sanki ben hiç yokmuşum gibi davranıyordu.
Bir gün Elif eve geldiğinde ona dayanamadım:
“Elif… Ben senin annenim! Neden beni hayatından çıkarıyorsun?”
“Anne… Lütfen anlamaya çalış! Berk’in ailesi farklı insanlar… Onların çevresi başka… Senin geçmişini bilmesinler istiyorum.”
“Geçmişim mi? Ben senin için her şeyi yaptım! Aç kaldım, uykusuz kaldım! Sırf sen mutlu ol diye!”
“Biliyorum anne ama… Bazen keşke daha farklı bir hayatımız olsaydı diyorum.”
O gece sabaha kadar ağladım. Ertesi gün Elif eşyalarını topladı ve Berk’in yanına taşındı. Aradan haftalar geçti, ne aradı ne sordu. Komşular sorunca “Elif iyi mi?” diye başımı öne eğip “İyidir,” dedim.
Bir akşam kapı çaldı. Açtığımda karşımda Berk’in annesi vardı:
“Hanımefendi… Kızınız bizim ailemize uygun değil. Lütfen onu kendi haline bırakın.”
O an öfkemden titredim ama hiçbir şey diyemedim. Kapıyı kapattığımda dizlerimin bağı çözüldü.
Aylar sonra Elif aradı:
“Anne… Ben evleniyorum.”
“Ne güzel kızım… Düğün ne zaman?”
“Sadece nikah olacak… Sade bir tören… Sen gelmesen daha iyi olur.”
O an kalbim yerinden çıkacak sandım.
Şimdi odamda yalnız oturuyorum. Duvarlarda Elif’in çocukluk fotoğrafları asılı. Her gece dua ediyorum: “Allah’ım kızımı koru.” Ama içimde hep aynı soru yankılanıyor: Ben nerede hata yaptım? Bir anne olarak daha ne yapabilirdim?
Sizce bir anne sevgisi bu kadar kolay unutulur mu? Ya da insan geçmişinden utanmalı mı? Lütfen bana söyleyin; siz olsanız ne yapardınız?