Eternit Çatının Altında: Ailem, Benim Hapishanem
“Yeter artık anne! Bir kere olsun bana inanamaz mısın?” diye bağırdığımda, mutfağın soğuk fayanslarında yankılanan sesimle birlikte içimde yıllardır biriktirdiğim öfke de patladı. Annem, her zamanki gibi gözlerini kaçırdı, ellerini önlüğünde ovuşturdu. Babam ise gazeteyi biraz daha yukarı kaldırıp, sanki orada yokmuşum gibi davranmaya devam etti. O an, evimizin üstündeki eski eternit çatının altında, boğuluyormuş gibi hissettim.
Benim adım Elif. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç katlı eski bir apartmanın en üst katında büyüdüm. Dışarıdan bakınca sıradan bir aileydik; ama içeride, her köşe başında saklanan sırlar, konuşulmayan acılar ve bastırılmış hayaller vardı. Annem, Necla Hanım, sessizliğiyle duvar örerdi aramıza. Babam, İsmail Bey, evin reisi olmanın ağırlığını öfkesine yüklerdi. Bir de abim vardı, Serkan. O ise kendi dünyasında kaybolmuş, kimseye dokunmadan yaşardı.
Çocukluğumda en çok hatırladığım şey, annemin gözlerindeki korku ve babamın her akşam eve gelişinde evde dolaşan gerginlikti. Babam işten yorgun argın döner, sofrada tek kelime etmeden yemeğini yerdi. Annem ise onun her hareketini izler, yanlış bir şey yapmaktan korkardı. Ben ise o sessizlikte boğulurken, abim odasına kapanırdı.
Bir gün, on dört yaşımdayken, annemi mutfakta ağlarken yakaladım. “Anne, ne oldu?” diye sordum. Gözleri kıpkırmızıydı. “Bir şey yok kızım,” dedi ama sesi titriyordu. O an anladım ki bu evde herkesin bir sırrı vardı ve kimse kimseye anlatamıyordu. O günden sonra annemin gözyaşlarını daha sık görmeye başladım.
Liseye başladığımda hayatım biraz değişti. Okulda öğretmenim Ayşe Hanım bana çok destek oldu. Bir gün bana, “Elif, senin içinde büyük bir güç var. Korkma, kendine inan,” dediğinde gözlerim doldu. Çünkü evde kimse bana inanmıyordu. Her başarımı küçümsüyorlardı. Bir gün matematikten yüksek not aldığımda babama gösterdim. “Ne olacak kızım? Kız kısmı okusa ne olur? Yarın bir gün evleneceksin zaten,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu.
Evdeki baskı arttıkça ben de kendimi kitaplara verdim. Okumak benim için bir kaçıştı; başka hayatlar, başka aileler mümkün mü diye merak ediyordum. Ama ne zaman hayal kursam, annemin yorgun yüzü ve babamın sert bakışları aklıma geliyordu.
Bir gece, abim Serkan’ı balkonda sigara içerken yakaladım. Yanına oturdum. “Abi, bu evde neden kimse mutlu değil?” diye sordum. Serkan derin bir nefes aldı. “Bazen Elif, bazı aileler sadece birlikte kalmak zorunda oldukları için kalırlar. Kimse mutlu değildir ama kimse de gitmeye cesaret edemez,” dedi. O an abimin de aslında ne kadar yalnız olduğunu fark ettim.
Yıllar geçti, üniversite sınavına hazırlandım. Babam istemese de Ayşe Hanım’ın desteğiyle dershaneye gittim. Sınavı kazandığımda dünyalar benim oldu ama babam yine umursamazdı. “Kız kısmı okuyacak da ne olacak?” deyip geçti. Annem ise sessizce sarıldı bana; gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama o da korkuyordu babama karşı çıkmaya.
Üniversiteye başladığımda İstanbul’un başka bir ucunda yurtta kalmaya başladım. İlk defa özgür hissettim; sabahları kendi istediğim gibi uyanıyor, kimseye hesap vermeden dışarı çıkabiliyordum. Ama her akşam yurda döndüğümde içimde bir suçluluk hissi vardı; sanki ailemi yarı yolda bırakmışım gibi.
Bir gün annem aradı; sesi titriyordu yine. “Baban çok sinirli Elif, eve gelmeni istiyor,” dedi. O an içimdeki özgürlük duygusu yerini korkuya bıraktı. Eve döndüğümde babam beni karşısına aldı: “Kızım, artık büyüdün. Okulu bırakıp evlenmen lazım,” dedi. Donup kaldım. “Baba, ben okumak istiyorum! Hayallerim var!” diye bağırdım ama sesim duvarlara çarpıp geri döndü.
O gece annemle mutfakta oturduk. “Anne, neden hep susuyorsun? Neden hiç karşı çıkmıyorsun?” dedim ağlayarak. Annem başını eğdi: “Kızım, ben de senin yaşındayken hayaller kurardım ama bu evde hayal kurmak yasaktı,” dedi sessizce.
O an karar verdim; bu zinciri kıracaktım. Ertesi gün üniversiteye döndüm ve Ayşe Hanım’a her şeyi anlattım. Bana sarıldı: “Elif, kendi yolunu çizmek zorundasın. Ailen seni anlamasa da sen kendini anlamalısın,” dedi.
Yıllar geçti; mezun oldum, iş buldum ve kendi ayaklarım üzerinde durdum. Ailemle aramda hâlâ mesafeler var ama artık kendimi suçlu hissetmiyorum. Annem bazen arayıp sessizce ağlıyor; babam hâlâ konuşmuyor benimle ama ben özgürüm artık.
Şimdi bazen o eski eternit çatının altındaki küçük odama dönüp bakıyorum; orada hâlâ küçük Elif’in hayalleri asılı duruyor duvarda.
Siz hiç ailenizle aranızdaki görünmez zincirleri kırmaya çalıştınız mı? Ya da sırf kadın olduğunuz için hayallerinizden vazgeçmek zorunda kaldınız mı?