Adımı ve Oğlumu Geri Almak: Bir Kadının Onur Mücadelesi

“Sen bu evin gelini değilsin artık, adımızı da oğlumu da bırakıp gideceksin!” Kayınvalidem Şükran Hanım’ın sesi, mutfağın fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, içindeki çay damla damla halıya döküldü. Oğlum Efe, köşede sessizce oyun oynuyordu; ama gözleri korkuyla bana bakıyordu. O an, hayatımın en büyük savaşını vermem gerektiğini anladım.

Benim adım Zeynep. Yirmi sekiz yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Üniversiteyi bitirip öğretmen oldum, hayallerim vardı. Sonra Ali ile tanıştım. Ali, mahallemizin sevilen gençlerinden biriydi; çalışkan, efendi, ailesine düşkün. Evlenirken herkes bize imrenerek bakıyordu. Ama evlilik, dışarıdan göründüğü gibi değildi.

Ali’nin ailesiyle aynı apartmanda oturuyorduk. Kayınvalidem Şükran Hanım, her şeye karışırdı. Evin düzeninden oğlumuzun hangi okula gideceğine kadar her konuda fikri vardı. Başlarda sesimi çıkarmadım; “Büyüklerimizdir,” dedim. Ama zamanla nefes alamaz oldum.

Bir gün Ali işten geç geldi. Yorgundu, sinirliydi. “Annemle tartışmışsın,” dedi. “Efe’yi neden kendi başına doktora götürdün? Annem de gelsin istemiş.” O an içimde bir şeyler koptu. “Ben Efe’nin annesiyim Ali! Onun sağlığıyla ilgili kararları ben de verebilirim.”

Ali sustu, ama o günden sonra aramızda görünmez bir duvar örüldü. Şükran Hanım ise fırsat buldukça beni küçük düşürmeye başladı. Bir sabah kahvaltı sofrasında, Efe’nin önünde bana bağırdı: “Sen bizim soyadımızı taşıyamazsın! Oğlumu kandırdın, torunumu da elimden almaya çalışıyorsun!”

O gün dayanamadım, annemi aradım. “Anne, ben çok yoruldum,” dedim ağlayarak. Annem telefonda sessizce ağladı. “Kızım, sabret,” dedi sonunda. “Ama unutma, sen güçlüsün.”

Bir hafta sonra Ali ile büyük bir kavga ettik. “Boşanmak istiyorum,” dedim titreyen bir sesle. Ali önce şaşırdı, sonra öfkelendi: “Efe’yi sana bırakmam! Annem haklıymış; sen bu aileye hiç ait olmamışsın.”

O gece oğlumun odasında sabaha kadar ağladım. Efe uyanıp yanıma geldiğinde gözyaşlarımı sildim, ona sarıldım. “Anneciğim, ben hep senin yanındayım,” dedi minik elleriyle yüzümü okşayarak.

Boşanma süreci kabus gibiydi. Şükran Hanım mahkemede bana iftiralar attı: “Zeynep oğlumu aldattı! Torunumuzu iyi yetiştiremiyor!” Avukatım bile şaşkındı: “Bu kadar yalanı nasıl söyleyebiliyorlar?”

Mahkeme günü Efe’nin velayeti için savaştım. Hakime gözyaşları içinde anlattım: “Ben oğlumun annesiyim! Onu büyüten benim! Sadece kendi soyadımı değil, anneliğimi de elimden almak istiyorlar!”

Mahkeme çıkışı Şükran Hanım bana yaklaştı: “Sana bu çocuğu bırakmam! Bizim adımızı kirletemezsin!” O an içimdeki korku yerini öfkeye bıraktı: “Ben Efe’nin annesiyim! Kimse bunu değiştiremez!”

Aylar geçti. Mahkeme kararını verdi: Efe’nin velayeti bana verildi ama soyadı Ali’nin soyadı olarak kaldı. Şükran Hanım pes etmedi; mahallede hakkımda dedikodular yaydı: “Zeynep oğlunu babasından kopardı!”

İşe döndüğümde öğrencilerimden biri yanıma geldi: “Öğretmenim, neden üzgünsünüz?” Gülümsedim ama içim kan ağlıyordu. Akşam eve döndüğümde Efe bana sarıldı: “Anneciğim, ben senin soyadını da taşırım istersem!”

Bir gece Efe’yle birlikte pencereden yıldızlara baktık. “Anne,” dedi, “Babaannem neden seni sevmiyor?” Cevap veremedim; sadece onu kucağıma aldım ve sessizce ağladım.

Hayat bazen insanı en sevdikleriyle sınar. Ben hem anneliğim hem de kendi kimliğim için savaştım. Toplumun baskısı, ailemin sessizliği ve kayınvalidemin öfkesi arasında ezildim ama pes etmedim.

Şimdi düşünüyorum da; bir kadının kendi adını ve anneliğini savunması neden bu kadar zor olmalı? Siz hiç adınızı ya da çocuğunuzu kaybetme korkusuyla yaşadınız mı?