Hayatın Başladığı Yerde: Elif’in Akşamı

“Anne, ben çıkıyorum! Baran’ı ararsan, telefonum açık olacak!” Baran’ın sesi, evin koridorunda yankılandı. Elinde ceketini sallayarak bana doğru koştu, yanağıma bir öpücük kondurdu ve gözlerimin içine baktı. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Baran’ın gözlerinde gördüğüm o özgürlük, o neşe… Benim gençliğimde hiç sahip olamadığım bir şeydi bu.

Baran kapıyı çekip çıktıktan sonra, mutfağa geçtim. Ellerim titriyordu. Çaydanlığa su koyarken, annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Elif, kız kısmı akşam dışarı çıkmaz! Ayıp olur komşulara!” O günleri düşündüm; annemin bakışlarını, babamın sessizliğini, evimizin ağır havasını… Benim için hayat, hep dört duvar arasında sıkışıp kalmaktı. Oysa Baran… Oğlumun hayatı bambaşka.

Telefonum çaldı. Ekranda annemin adı yazıyordu. Bir an tereddüt ettim, sonra açtım.

“Elif, iyi misin kızım?”

“İyiyim anne.”

“Baran nerede?”

“Dışarı çıktı arkadaşlarıyla.”

Bir sessizlik oldu. Annemin nefes alışını duydum. “Sen de izin veriyorsun yani? Akşam akşam…”

İçimde bir öfke kabardı. “Anne, Baran erkek çocuk. Hem güveniyorum ona.”

“Senin zamanında böyle miydi? Biz seni sokağa bırakmazdık!”

Gözlerim doldu. Annemle aramızdaki bu uçurum hiç kapanmayacak mıydı? “Anne, zaman değişti. Gençler artık daha özgür.”

“Özgürlük mü? Sonra başımıza iş açılırsa görürsün özgürlüğü!”

Telefonu kapattım. Ellerim titriyordu hâlâ. Annemin sözleriyle boğuluyordum. Oysa ben Baran’a güveniyordum. Ona kendi gençliğimde sahip olamadığım her şeyi vermek istiyordum: Özgürlüğü, sevgiyi, güveni… Ama ya hata yapıyorsam? Ya annem haklıysa?

Birden geçmişe gittim. On yedi yaşındaydım. Lise son sınıf… Okuldan eve dönerken arkadaşlarım parka gitmek istemişti. Annem izin vermemişti. “Kız kısmı akşam parkta ne yapacak?” demişti. O gün eve ağlayarak dönmüştüm. Babam hiçbir şey söylememişti; sadece başını eğmişti. O gün karar vermiştim: Bir gün anne olursam, çocuğuma asla böyle davranmayacaktım.

Ama şimdi… Şimdi annemin sesi içimde yankılanıyor, korkularımı tetikliyordu.

Baran’ın odasına girdim. Masasında açık duran defterine gözüm takıldı. Bir şiir yazmıştı:

“Gecenin koynunda özgürlük,
Bir annenin gözlerinde endişe,
Bir oğlun kalbinde umut…”

Gözyaşlarım süzüldü yanaklarımdan. Baran bana güveniyordu. Ama ben ona yeterince güvenebiliyor muydum?

Kapı çaldı. Kocam Murat geldi işten. Yorgun görünüyordu ama yüzünde her zamanki sıcak gülümsemesi vardı.

“Baran nerede?” diye sordu.

“Dışarıda arkadaşlarıyla.”

Murat başını salladı. “İyi yapıyor çocuk. Gençlik bir kere yaşanıyor.”

Ona baktım. “Sence doğru mu yaptığım? Annem az önce aradı da… Kızdı bana.”

Murat elimi tuttu. “Elif, sen iyi bir annesin. Baran’a güveniyorsun, bu en güzeli.”

Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi.

Gece ilerledikçe kaygım arttı. Saat on oldu, Baran hâlâ dönmemişti. Telefonunu aradım; açmadı. Kalbim küt küt atıyordu. Annemin sesi tekrar kulaklarımda: “Başımıza iş açılırsa…”

Pencerenin önünde beklemeye başladım. Her geçen dakika endişem büyüyordu.

Sonunda kapı açıldı. Baran içeri girdi; yüzünde yorgun ama mutlu bir ifade vardı.

“Neredeydin oğlum? Telefonunu niye açmadın?”

Baran şaşkınlıkla baktı bana. “Anne, sinemadaydık ya! Sessiz olması gerekiyordu.”

Derin bir nefes aldım.

Baran yanıma geldi, sarıldı bana.

“Anne, bana güveniyorsun değil mi?”

Gözlerim doldu yine.

“Elbette oğlum… Sadece… Bazen korkuyorum işte.”

Baran gülümsedi.

“Korkma anne, ben iyiyim.”

O gece uyuyamadım. Annemin bana öğrettiği korkularla oğluma vermek istediğim özgürlük arasında sıkışıp kalmıştım.

Sabah olduğunda kahvaltı masasında Baran’la göz göze geldik.

“Anne, sen gençken hiç dışarı çıkmak istemedin mi?” diye sordu aniden.

Bir an sustum.

“Çok istedim Baran… Ama izin vermediler.”

Baran başını eğdi.

“O yüzden mi bana izin veriyorsun?”

Başımı salladım.

“Evet oğlum… Senin mutlu olmanı istiyorum.”

Baran elimi tuttu.

“Ben de senin mutlu olmanı istiyorum anne.”

O an anladım ki; geçmişin zincirlerini kırmak kolay değilmiş. Ama belki de en büyük cesaret, korkularımızla yüzleşip çocuklarımıza güvenmekteydi.

Şimdi size soruyorum: Sizce geçmişin korkularını çocuklarımıza taşımak mı doğru, yoksa onlara güvenip özgür bırakmak mı? Siz olsanız ne yapardınız?