Sofradaki Sessizlik: Bir Ailenin Dağılma Hikayesi

“Neden köfte yok da sosis var anne?” diye bağırdı Arda, sofranın öbür ucundan. Gözlerim bir anlığına doldu, elimdeki çay bardağı titredi. O an, mutfağın camından dışarı bakarken, hayatımın ne kadar değiştiğini, evimizin ne kadar sessizleştiğini fark ettim. Eskiden sofralarımızda kahkahalar, tartışmalar, çocukların kavgası eksik olmazdı. Şimdi ise, Arda ve Zeynep büyüyüp kendi hayatlarına gidince, ben ve eşim Cemal’in arasında sadece sessizlik kaldı.

O sabah Arda’nın sesiyle irkildim çünkü yıllar önceki bir tartışmamız aklıma geldi. O zamanlar Arda ilkokuldaydı ve ben ona hep köfte yapardım. “Anne, arkadaşlarımın anneleri sosisli sandviç yapıyor, sen neden hep köfte?” diye sormuştu. Ben de ona, “Bizim kültürümüzde köfte var oğlum, sosis Amerikalıların işi,” demiştim. Şimdi ise, Arda kendi evinde çocuklarına sosisli sandviç yapıyor ve bana neden köfte yapmadığımı soruyor. Hayatın garip bir döngüsü var.

Cemal ise her zamanki gibi gazeteye gömülmüş, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ama ben onun da içinin yandığını biliyordum. Zeynep’in evlenip İzmir’e taşınmasından sonra Cemal daha da içine kapanmıştı. Akşamları televizyonun karşısında uyuyakalıyor, sabahları ise erkenden çıkıp kahveye gidiyordu. Eskiden bana her sabah “Günaydın Sevgi,” derdi. Şimdi ise sadece başını sallıyor.

Bir gün mutfakta bulaşık yıkarken Cemal geldi, elinde eski bir fotoğraf albümüyle. “Bak,” dedi, “Arda’nın sünnet düğününde ne kadar mutluyduk.” Fotoğrafa baktım; ben gençtim, saçlarımda tek bir beyaz yoktu, Cemal’in gözleri ışıl ışıldı. Çocuklar ise kucağımızda gülüyordu. O an gözyaşlarımı tutamadım. “Ne oldu bize Cemal?” dedim. O da sustu, sadece omzuma dokundu.

O akşam Arda aradı. “Anne, çocuklar seni çok özledi, hafta sonu bize gelir misiniz?” dedi. İçimde bir sevinç kıpırtısı oldu ama Cemal’in suratına bakınca o isteksizliği gördüm. “Sen git istersen Sevgi,” dedi soğuk bir sesle. “Benim işim var.” O an anladım ki Cemal’le aramızdaki mesafe sadece fiziksel değilmiş; yılların yorgunluğu, kırgınlıkları aramıza duvar örmüş.

Hafta sonu Arda’nın evine gittim. Torunlarım Elif ve Mert kapıda beni görünce boynuma sarıldılar. Onların kokusu, sıcaklığı içimi ısıttı. Sofrada yine sosisli sandviç vardı. Elif bana “Babam hep senin köftelerini anlatıyor babaanne,” dedi. Gülümsedim ama içimde bir burukluk vardı. Arda mutfağa geldiğinde ona sarıldım. “Oğlum,” dedim, “Senin için köfte yaptım.” Gözleri doldu. “Anne,” dedi fısıltıyla, “Keşke daha çok birlikte olabilsek.”

O gece eve döndüğümde Cemal hâlâ televizyonun karşısında uyuyordu. Yanına oturdum, başını okşadım. Uykusunda mırıldandı: “Sevgi… Gitme.” O an anladım ki Cemal de yalnızlıktan korkuyor ama bunu söyleyemiyor.

Bir sabah kahvaltıda cesaretimi topladım. “Cemal,” dedim, “Biz nereye gidiyoruz? Çocuklar gitti diye biz de birbirimizden mi vazgeçeceğiz?” Yüzüme bakmadan cevap verdi: “Alışamadım Sevgi… Ev sessiz olunca kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum.”

O gün karar verdim; bu sessizliği bozmalıydık. Akşam yemeğine Cemal’in eski arkadaşlarını çağırdım, birlikte güldük, eski günleri andık. Sonra Zeynep’i görüntülü aradık; torunum Defne ekrana el salladı. Cemal’in yüzünde uzun zamandır görmediğim bir gülümseme vardı.

Ama her şey bir anda düzelmedi tabii… Bir gece Cemal’le tartıştık; ben ona çocuklar için daha fazla çaba göstermesini söyledim, o ise bana “Sen de hep geçmişi düşünüyorsun!” diye bağırdı. Kapıyı çarpıp çıktı. O gece sabaha kadar ağladım.

Ertesi sabah Cemal geri döndü; elinde bir demet papatya vardı. Sessizce yanıma oturdu ve elimi tuttu: “Sevgi… Ben de sensiz yapamıyorum.” O an anladım ki aile olmak sadece aynı evde yaşamak değilmiş; birlikte acıyı da sevinci de paylaşmakmış.

Şimdi soframız hâlâ sessiz bazen ama artık birlikte susmayı da öğrendik. Çocuklarımız uzakta ama kalbimizde yakınlar. Torunlarımızı görmek için yolculuklar yapıyoruz, bazen de onlar geliyor. Hayatın döngüsünü kabullendik; her ayrılık yeni bir başlangıçmış meğer.

Bazen kendi kendime soruyorum: Bir anne ve baba olarak çocuklarımızı özgür bırakmak mı doğruydu? Yoksa onları yanımızda tutmak için daha mı çok mücadele etmeliydik? Siz olsanız ne yapardınız? Bu boşluğa nasıl alışılır?