“Oğlumun Karısı Yemek Yapamıyor” Diyen Bir Kaynananın Gözünden: Bir Hayat Hikayesi

“Elif, şu patatesleri neden böyle doğradın? Kızım, bak bu şekilde pişmez onlar!” diye bağırdım mutfağın kapısından. Elif’in elleri titredi, bıçağı tezgâha bıraktı. O anda içimde bir öfke kabardı, ama aslında bu öfkenin kaynağı yıllardır içimde biriken yalnızlıktı. Oğlum Serkan evlendikten sonra evimdeki sessizlik daha da derinleşmişti. Şimdi ise, her hafta sonu üç litrelik kavanozlara patates doldurup, koca tencerede çorba kaynatıp oğlumun evine taşımak benim için bir alışkanlık olmuştu.

Bir gün, yakın arkadaşım Ayşe bana uğradı. Beni mutfakta kavanozları dizerken buldu. “Ne yapıyorsun yine Hatice?” dedi şaşkınlıkla. “O kadar patatesi ne yapacaksın? Hem sen yalnız yaşıyorsun, bu kadar yemeği kim yiyecek?”

Başımı eğip iç çektim. “Hepsi Serkan için. Elif yemek yapamıyor ki. Oğlum aç kalmasın diye uğraşıyorum.”

Ayşe kaşlarını kaldırdı: “Ama Hatice, oğlun evli artık. Kendi düzenleri var. Belki de Elif’e fırsat vermelisin.”

İçimde bir huzursuzluk büyüdü. Ayşe’nin sözleri kulağımda çınladı ama ben yine de bildiğimi okumaya devam ettim. Her hafta sonu elimde kavanozlarla Serkan’ın kapısını çalıyordum. Kapıyı Elif açınca yüzünde sahte bir gülümseme beliriyordu. “Hoş geldiniz anne,” diyordu ama gözleri kaçıyordu benden.

Bir akşam Serkan işten geç geldi. Sofrada benim getirdiğim yemekler vardı. Elif sessizce tabağına bakıyordu. Serkan kaşığını bırakıp bana döndü: “Anne, artık bu kadar zahmet etmesen mi? Elif de yemek yapmayı öğreniyor.”

İçimde bir kırgınlık hissettim. “Oğlum, sen aç kalırsın diye korkuyorum. Elif’in yaptığı yemekler… Yani, senin alıştığın gibi değil.”

Elif başını kaldırdı, sesi titrekti: “Anne, ben elimden geleni yapıyorum. Ama sizin gölgeniz hep üzerimde. Ne yapsam beğenmiyorsunuz.”

O an sustum. Oğlumun gözlerinde bir yorgunluk vardı. “Anne, Elif’e biraz güven lütfen,” dedi sessizce.

O gece eve dönerken içimde bir fırtına koptu. Yıllarca oğlumu tek başıma büyütmüştüm. Eşim vefat ettiğinde Serkan daha on yaşındaydı. Onu okutmak, büyütmek için gece gündüz çalıştım. Şimdi ise, hayatımdaki tek varlığım başka bir kadının ellerine emanetti ve ben bu duruma alışamıyordum.

Bir sabah Elif beni aradı. Sesi kısık ve üzgündü: “Anne, Serkan’la tartıştık dün gece. Benim yüzümden kavga ettiniz sanırım.”

İçim burkuldu. “Kızım, ben sadece oğlumun iyiliğini istiyorum.”

Elif ağlamaklıydı: “Ama siz böyle yaptıkça kendimi yetersiz hissediyorum. Ne yapsam size yaranamıyorum.”

O an ilk defa Elif’in gözünden bakmaya çalıştım hayata. Benim için yemek sadece karın doyurmak değildi; sevgimi, ilgimi göstermekti. Ama belki de sevgimi yanlış şekilde gösteriyordum.

Bir hafta sonra Serkan aradı: “Anne, bu akşam yemeğe gelmek ister misin? Elif senin için özel bir şeyler hazırladı.”

Tedirgin bir şekilde gittim. Masada Elif’in yaptığı yemekler vardı: mercimek köftesi, zeytinyağlı fasulye ve pilav… Tabağıma aldım, ilk lokmayı ağzıma attım. Tadı annemin yaptığı gibi değildi belki ama içinde emek vardı.

Elif bana baktı: “Beğendiniz mi?”

Gözlerim doldu: “Ellerine sağlık kızım.”

O akşam eve dönerken düşündüm: Belki de oğlumun mutluluğu için biraz geri çekilmem gerekiyordu. Onların kendi düzenlerini kurmalarına izin vermeliydim.

Ama ertesi gün yine yalnızlığımın içinde buldum kendimi. Mutfakta kavanozlara patates doldururken ellerim titredi. Bir an durdum ve aynada kendime baktım: “Hatice, sen ne yapıyorsun?”

Oğlumun çocukluğunu düşündüm; birlikte geçirdiğimiz zor günleri… Sonra Elif’in gözlerindeki çaresizliği hatırladım.

Bir akşam Ayşe tekrar uğradı: “Hatice, kendini bu kadar harap etme. Oğlun büyüdü, kendi ailesi var artık.”

Gözlerim doldu: “Ayşe, ben başka türlü sevgimi gösteremiyorum ki…”

Ayşe elimi tuttu: “Belki de sevgini biraz paylaşmayı öğrenmelisin.”

O günden sonra mutfağa her girdiğimde kendime soruyorum: Gerçekten oğlum için mi uğraşıyorum, yoksa kendi yalnızlığımı mı bastırmaya çalışıyorum?

Şimdi size soruyorum: Bir anne sevgisi ne zaman fazlaya kaçar? Sevgiyle boğmak ile destek olmak arasındaki çizgiyi nasıl çizeriz? Siz olsanız ne yapardınız?