İki Ev Arasında: Kocam, Kayınvalidem ve Ben
“Yine mi senin yemeğin beğenilmedi Elif?” Nermin Hanım’ın sesi mutfakta yankılandı. O an, elimdeki tencereyi bırakıp gözlerimi Emre’ye çevirdim. O ise her zamanki gibi başını önüne eğmiş, annesinin gölgesinde kaybolmuştu. İçimden bir çığlık kopmak üzereydi: ‘Ben bu evde ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım?’
İki yıl önce, Emre’yle büyük bir aşkla evlendim. Düğünümüz Kadıköy’de küçük ama samimi bir salonda olmuştu. O gün, Emre bana “Birlikte her zorluğun üstesinden geliriz,” demişti. Ama o zorlukların en büyüğünün, kendi annesi olacağını hiç düşünmemiştim.
Evliliğimizin ilk aylarında, Emre’nin annesiyle yaşama fikri bana geçici gibi gelmişti. “Biraz idare edelim, ev bulunca taşınırız,” demişti Emre. Ama aylar geçti, ben her sabah Nermin Hanım’ın sabah ezanıyla başlayan gürültüsüne uyanmaya devam ettim. Her akşam, sofrada yemeğim eleştirildi; “Bizim evde pilav böyle yapılmaz,” “Senin annen sana hiç mi yemek yapmayı öğretmedi?”
Bir gün, annem aradı. Sesimdeki kırıklığı hemen hissetti: “Kızım, iyi misin?”
“İyiyim anne,” dedim, ama boğazıma düğümlenen hıçkırığı bastıramadım.
O akşam Emre’ye açıldım: “Artık kendi evimize çıkmak istiyorum. Nermin Hanım’ı seviyorum ama ben de bir yuva kurmak istiyorum.”
Emre gözlerini kaçırdı: “Annem yalnız kalamaz Elif. Babamdan sonra tek başına ne yapar?”
“Peki ya ben? Ben yalnız kalınca ne oluyor?”
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken, içimdeki yalnızlık büyüdü. Sabah olduğunda, Nermin Hanım’ın sesiyle irkildim:
“Elif, kalk kızım! Bugün Emre’nin sevdiği börekten yapacağım. Yardım et de öğren.”
Börek açarken ellerim titredi. Nermin Hanım, hamuru yoğururken bana dönüp sordu:
“Senin annen de böyle mi yapardı?”
“Annem başka türlü yapar,” dedim sessizce.
“Eee, o zaman niye bizim usulü öğrenmiyorsun? Emre’nin midesi hassastır.”
O an içimde bir şeyler koptu. Kendi evimde misafir gibiydim. Akşam olunca Emre’ye bir kez daha konuştum:
“Bak Emre, ben bu şekilde devam edemem. Ya kendi evimize çıkarız ya da ben annemin yanına dönerim.”
Emre’nin yüzü asıldı: “Beni böyle bir seçimle karşı karşıya bırakma Elif.”
“Peki ya ben? Ben her gün seçim yapmak zorunda kalıyorum!”
Ertesi gün işten eve dönerken Kadıköy sokaklarında yürüdüm. Her köşe başında kendi hayallerimi düşündüm: Kendi mutfağımda kahve kokusu, küçük bir balkon, Emre’yle baş başa akşam yemekleri… Hepsi uzak bir masal gibiydi.
Bir akşam, Nermin Hanım’ın eski komşusu Şükran Teyze geldi. Sohbet sırasında laf dönüp dolaşıp bana geldi:
“Elif kızım, gençler artık ayrı yaşamak istiyor tabii… Ama büyüklerin duası olmadan yuva olmaz.”
Nermin Hanım başını salladı: “Ben de öyle diyorum Şükran abla. Elif’in gözü hep dışarıda.”
O gece odama kapanıp ağladım. Annemi aradım:
“Anne, ben burada boğuluyorum.”
Annemin sesi titredi: “Kızım, kimse için kendini feda etme. Gerekirse gel buraya.”
Ertesi sabah Emre’yle konuşmaya karar verdim. Kahvaltıdan sonra mutfağa çekip onu karşıma aldım:
“Emre, ben seni çok seviyorum ama kendimi kaybediyorum burada. Ya birlikte yeni bir hayat kurarız ya da yollarımız ayrılır.”
Emre’nin gözleri doldu: “Elif, annemi bırakamam. O bana emanet.”
“Ben de senin eşinim! Ben de sana emanet değil miyim?”
O an anladım ki bu evde iki kadın arasında sıkışıp kalmıştık; biri oğlunu bırakmak istemiyor, diğeri ise kocasını paylaşmak istemiyordu.
Bir hafta boyunca konuşmadık. Evde sessizlik hâkimdi. Nermin Hanım bile fark etti:
“Elif kızım, bir derdin mi var?”
Cevap veremedim. İçimdeki fırtına dinmiyordu.
Bir akşam Emre işten geç geldi. Yorgun ve üzgündü:
“Elif, düşündüm… Belki de haklısın. Ama annemi bırakmak bana çok ağır geliyor.”
“Beni kaybetmek daha mı hafif gelecek?” dedim gözyaşlarımla.
O gece ilk defa Emre’yi ağlarken gördüm.
Ertesi sabah valizimi topladım. Nermin Hanım kapıda durdu:
“Nereye gidiyorsun kızım?”
“Biraz nefes almaya ihtiyacım var,” dedim.
Emre kapının önünde durdu:
“Elif… Lütfen gitme.”
“Bazen gitmek kalmaktan daha cesurca Emre.”
O gün annemin evine döndüm. Kendi odamda otururken pencereden İstanbul’un ışıklarına baktım ve düşündüm: Sevgi fedakârlık mı demekti yoksa kendinden vazgeçmek mi?
Şimdi siz söyleyin… Bir kadının kendi hayatını kurma hakkı yok mu? Yoksa aileye boyun eğmek mi gerekir? Siz olsanız ne yapardınız?