Artık Aynı Kadın Değilim: Kendi Hayatımın Arka Planı Olmayı Reddeden Bir Kadının Hikayesi

“Yeter artık, Necla abla! Ben de bu evde yaşıyorum!” diye bağırdım, sesim titriyordu. O an mutfakta, ellerim bulaşık deteranında, gözlerim ise yaşlarla doluydu. Kayınvalidem Necla abla, her zamanki gibi sofrayı kurarken bana sırtını dönmüştü. “Gülten, kızım, sen karışma. Bizim ailede işler böyledir,” dedi, sesi buz gibiydi. İçimde bir şeyler koptu o an. On yıldır bu evde, bu ailede, hep bir köşede, hep sessiz, hep görünmezdim. Ama artık dayanamıyordum.

Ben Gülten. Otuz sekiz yaşındayım. On yıl önce Ahmet’le evlendim. Ahmet’in ailesiyle aynı apartmanda oturuyoruz; üst katta kayınvalidem ve kayınpederim, alt katta biz. Her hafta sonu Ahmet’in ablası Seval ve onun üç çocuğu gelir; evimiz bir anda lunaparka döner. Çocuklar bağırır, koşar, oyuncaklar her yere saçılır. Seval’in eşi Murat ise televizyonun başında maç izler, kimseye karışmaz. Ben ise mutfakta, çay demleyen, börek açan, çocukların arkasından oyuncak toplayan bir gölgeye dönüşürüm.

Bir gün daha böyle başladı. Sabah saat dokuzda kapı çaldı; Seval ve çocuklar ellerinde poşetlerle içeri daldı. “Gülten ablaaa! Karnım acıktı!” diye bağırdı en küçüğü, Ece. Seval ise bana bakmadan, “Gülten, çocuklara hemen bir şeyler hazırlar mısın?” dedi. O an içimde bir öfke kabardı ama sustum. Yine de mutfağa geçtim, gözlerimden yaşlar süzülürken patates kızartmaya başladım.

Ahmet ise her zamanki gibi gazeteye gömülmüş, olan biteni görmezden geliyordu. Bir ara yanına gittim: “Ahmet, biraz yardım eder misin? Her hafta sonu aynı şey… Çok yoruldum.” dedim. Ahmet başını kaldırmadan, “Aman Gülten, büyütme. Ailemiz işte, idare et,” dedi. O an içimdeki yalnızlık daha da büyüdü.

O akşam herkes gittikten sonra mutfağı toplarken ellerim titriyordu. Aynada kendime baktım: Gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı. “Ben kimim?” diye sordum kendime. “Sadece bir hizmetçi mi? Bu evde benim de hakkım yok mu?”

Bir hafta sonra işler iyice çığrından çıktı. Kayınvalidem hastalandı; bütün yük bana kaldı. Sabah altıda kalkıp kahvaltı hazırladım, çocukları okula gönderdim, kayınpederimin ilaçlarını verdim. Akşam yemeği için üç çeşit yemek yaptım. O gün Seval yine geldi; bu kez yanında komşusu Figen de vardı. Figen bana bakıp gülümsedi: “Gülten Hanım maşallah size! Her işi siz yapıyorsunuz galiba.”

O an içimde bir şeyler koptu. “Evet,” dedim sessizce, “her işi ben yapıyorum ama kimse teşekkür etmiyor.”

Gece Ahmet’le tartıştık. “Ben artık böyle yaşamak istemiyorum!” dedim ağlayarak. “Kendi hayatımı istiyorum! Bir gün bile kendime vakit ayıramıyorum!” Ahmet ise yine anlamadı: “Abartıyorsun Gülten. Herkesin ailesi var.”

Ertesi sabah işe gitmek için evden çıktım ama otobüse binmedim. Sahile yürüdüm; denize baktım uzun uzun. İçimde bir boşluk vardı; ne yapacağımı bilmiyordum. Annemi aradım: “Anne, ben çok yoruldum,” dedim hıçkırarak. Annem sustu bir süre, sonra “Kızım, senin de hayatın var. Biraz kendini düşün,” dedi.

O gün eve döndüğümde kararımı vermiştim. Akşam yemeğinde herkes sofradayken ayağa kalktım: “Artık bu şekilde devam edemem,” dedim titreyen bir sesle. Herkes bana şaşkınlıkla baktı. “Ben de insanım! Ben de yoruluyorum! Bundan sonra herkes kendi işini kendi yapsın!”

Kayınvalidem öfkeyle kalktı: “Sen bu aileyi dağıtacaksın!” dedi. Seval suratını astı: “Ne var yani? Biraz yardım etsen ne olur?” Ahmet ise sessizdi; ilk defa gözlerime baktı.

O gece odamda ağladım ama içimde bir huzur vardı. İlk defa kendim için bir şey söylemiştim. Ertesi gün işler değişmeye başladı; herkes biraz daha dikkatli olmaya başladı bana karşı. Ama en önemlisi ben değişmiştim.

Şimdi bazen aynaya bakıyorum ve kendime soruyorum: “Kendi hayatımızı ne zaman sahipleniriz? Başkalarının beklentileriyle yaşamak zorunda mıyız?” Siz olsanız ne yapardınız? Yorumlarda paylaşır mısınız?