Bir Bavul, Bir Hayal ve Kırık Bir Söz: Yaz Tatilinin Ardında Kalanlar
— Yine mi iptal ediyorsun, Mehmet? — Sesim titriyordu, gözlerim dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordum. Elimdeki valiz yere düşmek üzereydi. Kapının önünde, ayakkabılarımızın arasında dikiliyordum. Mehmet ise mutfakta, gözünü telefondan ayırmadan konuşuyordu.
— Ne yapayım, Elif? Müdür aradı, fabrikada makineler durmuş. Ben gitmezsem kim gidecek? — dedi, sesi bıkkın ve suçlu bir tonda.
İçimde bir şey kırıldı o an. Yıllardır her yaz aynı hikaye. Her defasında umutlanıp, her defasında hayal kırıklığına uğruyordum. Bu yıl farklı olacaktı. Bu yıl Ayvalık’a gidecek, denize girecek, birlikte güneşin batışını izleyecektik. Mehmet söz vermişti. Hatta geçen hafta bile, “Bu sene kesin gidiyoruz Elif, biletleri de aldım,” demişti. Otel rezervasyonunu kendi ellerimle yapmıştım. Valizlerimiz hazırdı. Hatta anneme bile haber vermiştim: “Bu yıl tatile gidiyoruz anne!”
Ama şimdi yine aynı yerdeydik. Ben kapıda, o telefonda.
— Mehmet, ben artık dayanamıyorum! — dedim, sesim yükseldi. — Her şey işin mi? Ben ne zaman önceliğin olacağım?
Mehmet başını kaldırdı, gözlerinde yorgun bir ifade vardı. — Elif, bak… Zaten zor geçiniyoruz. Bir de işimi kaybedersem ne yaparız? Sen de biliyorsun, bu ülkede iş bulmak kolay mı?
Haklıydı belki ama ben de haklıydım. Yıllardır hep bir şeyler eksikti. Ya para yoktu, ya zaman yoktu, ya da Mehmet’in işi vardı. Hep bir bahane…
O an kararımı verdim. — Tamam Mehmet, sen işine git. Ben de anneme gidiyorum! — dedim ve valizimi kaptığım gibi kapıyı çarptım.
Apartmanın merdivenlerinden inerken içimde bir öfke dalgası kabardı. Annemle babamın evine gitmek çocukluğuma dönmek gibiydi ama bu sefer başka bir his vardı içimde: Yenilmişlik ve yalnızlık.
Otobüste camdan dışarı bakarken gözyaşlarım süzüldü yanaklarımdan. Yanımdaki yaşlı teyze bana acıyarak baktı. “Kızım iyi misin?” dedi usulca.
Başımı salladım ama konuşamadım. İçimdeki fırtına dinmiyordu.
Annem kapıyı açınca şaşırdı. — Hayırdır kızım? Mehmet’le tatile gitmediniz mi?
Başımı eğdim. — Yine iptal etti anne… İş çıkmış.
Annem derin bir iç çekti. — Kızım, erkek milleti böyledir işte… Ama sen de biraz sabretmelisin. Bak baban da yıllarca çalıştı, biz de tatile gidemedik.
Ama ben sabretmek istemiyordum artık! Hayatım boyunca hep başkalarının isteklerine göre yaşadım. Önce babamın kuralları, sonra Mehmet’in işleri… Ben ne zaman kendim için bir şey yapacaktım?
O gece annemin evinde eski çocukluk odamda uyuyamadım. Tavanı izlerken içimdeki boşluk büyüdü. Sabah olunca annem kahvaltı hazırlamıştı ama iştahım yoktu.
Telefonum çaldı: Mehmet.
— Elif… Nasılsın? — Sesi yorgundu.
— İyiyim Mehmet. Annemdeyim.
— Bak… Dün gece düşündüm de… Belki haftaya gidebiliriz tatile? Fabrikada işler yoluna girerse…
İçimden bir kahkaha attım ama sesim çıkmadı. — Mehmet, ben artık beklemek istemiyorum. Hayatımı ertelemekten yoruldum.
— Ne demek şimdi bu? Boşanmak mı istiyorsun yoksa?
Bir an duraksadım. Boşanmak mı? O kadar ileri gitmemiştim kafamda ama belki de gitmeliydim…
— Bilmiyorum Mehmet… Sadece… Biraz düşünmem lazım.
Telefonu kapattım ve derin bir nefes aldım.
O gün annemle pazara gittik. Eski komşularımızdan Ayşe teyze beni görünce hemen sordu:
— Elif kızım, tatile gitmediniz mi?
Annem araya girdi: — Mehmet’in işi çıkmış da…
Ayşe teyze başını salladı: — Ah bu erkekler! Benim rahmetli de hep öyleydi… Ama bak şimdi yalnız kaldım, keşke birlikte daha çok vakit geçirseydik diyorum.
Ayşe teyzenin sözleri içime işledi. Gerçekten de hayat kısa değil miydi? Hep yarına erteleyerek yaşamak ne kadar doğruydu?
Akşam olunca annemle balkonda oturduk. Güneş batarken ona sordum:
— Anne, sen hiç pişman oldun mu? Hayatını hep başkalarına göre yaşadığın için?
Annem uzun uzun sustu sonra gözleri doldu:
— Çok pişman oldum kızım… Ama o zamanlar başka çarem yoktu sanıyordum.
O an karar verdim: Artık kendi hayatımı yaşayacaktım.
Ertesi sabah valizimi topladım ama bu sefer rotam belli değildi. Anneme sarıldım:
— Anne ben biraz kendimi dinlemeye gidiyorum.
Annem şaşırdı ama bir şey demedi.
Otobüs terminaline gittim ve ilk Ayvalık otobüsüne bilet aldım. Evet, tek başıma tatile gidiyordum! Korkuyordum ama aynı zamanda özgürdüm.
Ayvalık’a vardığımda deniz kokusu içime doldu. Otelde odamı aldım ve hemen sahile indim. Güneşin altında gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
O an anladım ki bazen en büyük cesaret, kendi mutluluğun için adım atmaktır.
Mehmet’e mesaj attım: “Ben Ayvalık’tayım. Kendimi bulmaya geldim.”
Cevap gelmedi ama artık umursamıyordum.
O akşam sahilde yürürken içimde bir huzur vardı. Yalnızdım ama güçsüz değildim.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi mutluluğunuz için cesurca bir adım attınız mı? Yoksa hâlâ başkalarının hayatını mı yaşıyorsunuz?