Oğlum Artık Benimle Konuşmuyor: Bir Anne Yüreğinin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen artık karışma!”
O an, mutfağın ortasında elimde çay bardağıyla donup kaldım. Oğlumun sesi, yıllardır içimde biriktirdiğim bütün korkuları, endişeleri ve sevgiyi bir anda paramparça etti. Gözlerimin içine bakmadan, başını telefona gömmüş bir halde, bu cümleyi öyle bir soğuklukla söyledi ki… Sanki ben onun annesi değil de, evine yanlışlıkla girmiş bir yabancıydım.
Benim adım Gülten. Altmış bir yaşındayım. Hayatım boyunca tek bir oğlum oldu: Emre. Onun için gençliğimi, sağlığımı, uykularımı feda ettim. Eşim Hasan’ı Emre daha on yaşındayken kaybettik. O günden sonra hem anne hem baba oldum. Sabahları temizlik işine giderdim, akşamları komşuların çocuklarına bakardım. Tek derdim Emre’nin iyi bir hayatı olsun, kimseye muhtaç olmasın, başı dik gezsin.
Ama şimdi… Şimdi Emre otuz yaşında ve ben onunla aynı evde yaşıyorum ama aramızda kilometrelerce mesafe var gibi hissediyorum. Ne zaman konuşmaya çalışsam, ya başı ağrıyor oluyor ya da çok yorgun. Eskiden bana her şeyini anlatırdı. İlk aşkını, üniversitedeki sıkıntılarını, iş bulamadığı dönemlerdeki korkularını… Şimdi ise bana sadece “İyiyim anne” diyor. O kadar.
Bir akşam, sofrada sessizce çorbasını içerken cesaretimi topladım:
— Emre, oğlum… Bir derdin mi var? Bana anlatmak ister misin?
Kaşığını tabağa bıraktı, derin bir nefes aldı. Gözleriyle masanın üzerindeki ekmek kırıntılarını topladı.
— Anne, lütfen… Her şeyimi bilmek zorunda değilsin. Ben artık çocuğun değilim.
O an içimde bir şeyler koptu. Benim için o hâlâ küçücük Emre’mdi. Dizleri kanadığında bana koşan, geceleri kabus gördüğünde yanıma gelen oğlumdu. Ama o artık başka biriydi. Bana yabancıydı.
Gece boyunca uyuyamadım. Yatağımda dönüp durdum. “Nerede hata yaptım?” diye sordum kendime defalarca. Onun için her şeyi yaptım; okuttum, çalıştım, yemedim yedirdim… Ama belki de fazla yaptım. Belki de onu boğdum, kendi hayatını kurmasına izin vermedim.
Bir sabah kahvaltıda yine sessizlik vardı. Televizyonda haberler açıktı; yine zamlar, yine işsizlik… Emre işe gitmek için hazırlanırken ona sarılmak istedim ama geri çekildi.
— Anne, geç kalıyorum.
Kapıdan çıkarken arkasından bakakaldım. O kapıdan her çıkışında sanki biraz daha uzaklaşıyor gibiydi.
Bir gün komşum Ayşe Hanım uğradı. Onun da oğlu var; Murat. Ama onlar her hafta birlikte pikniğe giderler, sohbet ederler. Ayşe Hanım bana:
— Gülten abla, senin Emre’yle aranda ne oldu? Eskiden çok yakındınız…
dediğinde gözlerim doldu.
— Bilmiyorum Ayşe… Sanki oğlum bana yabancı oldu. Ne zaman büyüdü de ben fark etmedim?
Ayşe Hanım omzuma dokundu:
— Belki de biraz kendi haline bırakmak lazım çocukları…
Ama nasıl bırakılır ki? Bir anne yüreği nasıl susar? Nasıl görmezden gelir evladının acısını?
Bir akşam Emre eve geç geldi. Yüzünde yorgunluk ve öfke vardı. Sofrayı hazırlamıştım ama yemeğe oturmadı.
— Yemeyecek misin oğlum?
— Anne, işten geldim yorgunum! Lütfen biraz yalnız kalmak istiyorum.
Odasına kapandı. Ben ise mutfakta tek başıma oturdum. Tabaklara koyduğum yemekler soğudu; içimdeki umut gibi.
Bir gece Emre’nin odasından ağlama sesi duydum. Kapıyı tıklattım:
— Oğlum, iyi misin?
— Anne, lütfen git! Yalnız kalmak istiyorum!
O an anladım ki oğlumun bana ihtiyacı var ama benimle paylaşamıyor. Belki de ona fazla yük oldum; belki de kendi acılarımı ona yükledim farkında olmadan.
Bir sabah Emre işe gitmek için hazırlanırken ona bir not bıraktım:
“Oğlum,
Sana iyi bir hayat vermek için elimden geleni yaptım ama belki de seni anlamakta eksik kaldım. Ne zaman konuşmak istersen ben buradayım.
Seni çok seviyorum.
Anne.”
O notu buldu mu bilmiyorum; hiç konuşmadık o konuda. Ama o günden sonra aramızdaki sessizlik biraz daha hafifledi sanki. Bazen akşamları birlikte televizyon izliyoruz; bazen de sadece aynı odada sessizce oturuyoruz.
Ama hâlâ içimde bir boşluk var. Oğlumun bana yabancılaşmasının sebebi ben miyim? Yoksa bu çağın getirdiği yalnızlık mı? Belki de anneler bazen susmayı öğrenmeli… Ama susmak da ne zor!
Sizce bir anne ne zaman susmalı? Evlatlarımızı ne kadar serbest bırakmalıyız? Yoksa onları kaybetmemek için hep yanlarında mı olmalıyız?