Artık Eğilmeyeceğim: Bir Kaynananın Sessiz Çığlığı

“Yeter artık Asuman! Ben de insanım, ben de yoruluyorum!” diye bağırdım, ellerim titreyerek mutfak tezgahına yaslandım. O an, evin içindeki sessizlik bir anda buz gibi çöktü. Torunum Emir odasında sessizce oyun oynarken, oğlum Serkan işten dönmemişti. Asuman ise yine aynanın karşısında makyajını tazeliyordu, sanki evde bir fırtına kopmamış gibi.

İçimde yıllardır biriktirdiğim öfke ve kırgınlık, o gün patladı. Herkesin gözünde ben sadece torun bakan, yemek yapan, evi çekip çeviren yaşlı bir kadındım. Ama kimse benim de duygularım, hayallerim olduğunu hatırlamıyordu. Asuman’ın bana bakışı hâlâ gözümün önünde: “Anne, yine neyin var? Her şeye karışıyorsun. Benim de bir hayatım var!”

Oğlum Serkan’ı büyütürken nelerden vazgeçtiğimi kimse bilmez. Eşim rahmetli olduğunda Serkan daha on yaşındaydı. Hem anne hem baba oldum ona. Okusun, iyi bir yere gelsin diye gece gündüz çalıştım. Şimdi ise oğlumun eşiyle aynı evde yaşamak zorunda kalmıştım; çünkü Serkan’ın işleri iyi gitmiyordu, borçlar birikmişti. Evimi açtım onlara, torunum Emir’i de ben büyütüyordum neredeyse.

Ama Asuman… O hep başka bir dünyadaydı. Sabahları erkenden çıkıp işine gidiyor, akşamları geç saatlerde eve dönüyordu. Emir’in okul toplantılarına bile ben gidiyordum. Asuman’ın tek derdi kariyeriydi ve aynadaki yansımasıydı. Bazen kendi kendime soruyordum: “Bu kadın neden çocuk sahibi olmak istedi ki?” Emir’in doğumundan sonra bile hayatında hiçbir şey değişmemişti.

Bir gün, Emir ateşler içinde yatarken Asuman’a telefon ettim: “Kızım, Emir çok hasta. Doktora götürmemiz lazım.”

Asuman’ın sesi soğuktu: “Benim önemli bir toplantım var Gülseren Hanım, siz ilgilenin lütfen.”

O an içimde bir şeyler koptu. Oğlumun gözleri önünde eriyip gittiğini görmek, torunumun annesiz büyümesine şahit olmak… Beni en çok yıkan buydu. Serkan ise arada kalmıştı; bir yanda annesi, bir yanda karısı. Ama çoğu zaman sessiz kalmayı seçiyordu.

Bir akşam yemek masasında yine tartışma çıktı. Asuman telefonda iş arkadaşlarıyla konuşuyor, ben ise sofrayı hazırlıyordum. “Asuman, biraz da sen ilgilensen Emir’le? Ben de insanım, dinlenmek istiyorum,” dedim.

Gözlerini devirdi: “Anne, ben çalışıyorum! Herkesin görevi farklı bu evde.”

Serkan araya girmeye çalıştı: “Asuman, annem haklı. Sen de biraz yardımcı olabilirsin.”

Ama Asuman’ın sesi daha da yükseldi: “Serkan, sen de hep annenin tarafındasın! Ben bu evde boğuluyorum!”

O gece odama çekildim ve ağladım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar görünmez oldum? Neden kimse benim de bir hayatım olduğunu anlamıyor?”

Ertesi sabah Emir yanıma geldi. Küçük elleriyle yüzümü okşadı: “Babaanne, üzülme olur mu? Ben seni çok seviyorum.”

O an içimdeki bütün kırgınlıklar bir anlığına yok oldu. Ama biliyordum ki bu böyle devam edemezdi.

Bir gün komşumuz Ayşe Hanım uğradı. Halimi görünce hemen anladı:

“Gülseren abla, sen kendini harap ediyorsun. Biraz da kendini düşün artık.”

Haklıydı. Ama nasıl? Yıllarca başkaları için yaşamıştım; şimdi kendi hayatımı nasıl kuracaktım?

Bir hafta sonra Serkan işten erken geldi. Yorgun ve üzgündü.

“Anne,” dedi sessizce, “Asuman’la boşanmayı düşünüyoruz.”

Dünya başıma yıkıldı sandım. “Oğlum, Emir ne olacak?”

Serkan’ın gözleri doldu: “Bilmiyorum anne… Ama böyle devam edemeyiz.”

O gece Asuman eve geç geldiğinde yüzünde hiçbir pişmanlık yoktu. Bavulunu toplamaya başladı.

“Gülseren Hanım,” dedi soğuk bir sesle, “Ben gidiyorum. Emir’i siz büyütün zaten şimdiye kadar hep siz baktınız.”

O an içimdeki tüm öfke ve acı bir çığlığa dönüştü:

“Ben demirden değilim Asuman! Yıllardır oğlum ve torunum için kendimi feda ettim ama artık eğilmeyeceğim! Herkes kendi sorumluluğunu alacak!”

Asuman arkasına bile bakmadan çıktı gitti.

Serkan ve Emir’le baş başa kaldık o gece. Sessizlikte sadece Emir’in hıçkırıkları duyuluyordu.

Aylar geçti… Hayatımız yavaş yavaş düzene girdi ama içimdeki yara hâlâ tazeydi. Serkan iş buldu, Emir okula alıştı. Ben ise ilk defa kendime vakit ayırmaya başladım; komşu kadınlarla kurslara gittim, eski dostlarımla buluştum.

Ama bazen geceleri hâlâ kendi kendime soruyorum:

“Bir kadın ne kadar fedakâr olmalı? Kendi hayatımızdan vazgeçmek zorunda mıyız? Sizce biz anneler ve kaynanalar ne zaman görünür oluruz?”